EL-KUDDÜS İSMİ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:
الْقُدُّوسُ el-Kuddûs
“Her türlü eksik ve ayıptan münezzeh olan,
bütün kemâl sıfatları kendisinde toplayan, temiz ve mükemmel olan”
Kuddûs ismi, Allâh’u Teâlâ’nın tüm üstün ve güzel sıfatlara sâhib olduğunu, ayıp ve kusur bakımından tertemiz, şirk ehlinin yakıştırmalarından; çocuk ve eş sâhibi olmaktan münezzeh olduğunu ifâde eder. Bu itibarla da Allâh Subhânehu ve Teâlâ, her türlü noksanlıklardan ve ayıplardan münezzehtir. O, şöyle buyurmaktadır:
“O Allâh ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O, Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır.” [Haşr: 59/23]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ, tüm ayıplardan ve zâtına yakışmayan her türlü sıfatlardan beri ve yüce olandır. Dolayısıyla Allâh’ı takdîs etmek, O’nu tesbih etme; Allâh’ı tesbih etmek, O’nu takdis etme anlamını kapsar. İkisi iç içedir. Allâh Azze ve Celle’nin tüm güzel sıfatlara sâhib olduğunu kabul etmek, O’ndan kötü ve eksik olan tüm sıfatları nefyetmek demektir.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ, mukaddestir (pak ve temizdir), muazzamdır ve her türlü kötülük ve çirkinlikten uzaktır. Yaratıklardan herhangi birine benzemekten, eksiklikten ve kemâline aykırı her şeyden sâlimdir. Her yönden ve her türlü noksanlıktan münezzehtir. Bir benzerden, denkten, rakipten, eşten ve zıddan münezzeh olup, bunlardan çok üstün ve pek büyüktür. Yaratılmışların zâtlarından, hallerinden, vasıflarından hiçbirine benzemez. Meselâ zâhirî hislerimiz ile bilebildiğimiz lezzet, renk, koku, soğukluk, sıcaklık, sertlik, yumuşaklık gibi bütün hallerinden; dert, tasa, korku, hüzün, ızdırap ve tagayyür gibi nefsânî keyfiyetlerinden veya herhangi bir şekilden, suretten, miktardan, zamandan, tertipten, tecezziden ve bunlar gibi diğer bütün mahlûkatın özelliklerinden olan herhangi bir hal ve vasıftan, bir şeye benzemekten çok yüksek, çok uzaktır. Her bakımdan mutlak kemâl O’na mahsûstur.
Allâh’u Teâlâ zâtında, sıfatında, fiillerinde, hükümlerinde, isimlerinden her türlü lekeden, eksiklikten uzak ve çok temizdir. Hiçbir fiilinde maddeye, müddete, yardımcıya ihtiyacı yoktur. Bütün hükümleri hikmet üzere olup, kulları için baştanbaşa hayır ve menfaattir. O, zâtında veya herhangi bir sıfatında veya fiilinde veya hükmünde veya isminde mahlûkundan birine benzemekten veya mahlûkâtından biri O’na benzemekten mukaddestir. O’nun zâtı kadîmdir, bâkidir, sıfatları kâmildir, ezelîdir.
Öyleyse kul, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı üstün güzelliklerle yâni kendine mahsûs vasıflarla övmeli; her türlü noksanlık ifâde eden sıfatları ve inanışları Allâh Azze ve Celle’den nefyetmelidir. Allâh hakkında hüsnü zan beslemeli, O’nun kaza ve kaderine boyun eğmelidir. Allâh’ı kullarına, kulları da Allâh’a hiçbir yönden benzetmeye kalkışmamalıdır. O’nun şerîatına yönelmeli ve beşerî kanun ve yasaları reddetmelidir. Şüphe ve tereddütlerden uzak kalarak itikadını, ihlâs ile ibâdetini ve kötü huyları atarak kalbini çirkinliklerden ve lekelerden temizlemeğe çalışmalıdır.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
Rabbinin rahmetine muhtaç kul,
Kaan Sâlih.

