ŞİRK KOŞMAK
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:
Kişiyi Cehenneme götürerek helâk eden günahların en büyüğü Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya şirk koşmaktır. Ebû Bekre es-Sekafî radîyallâhu anh şöyle demiştir:
“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, (sahâbilerine) üç defa: ‘Size büyük günâhların en büyüğünü haber vereyim mi?’ buyurdular. Sahâbeler: ‘Haber ver ey Allâh’ın Rasûlü’ dediler. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Allâh’a şirk koşmaktır’ buyurdu.” [Buhârî (2654); Müslim (143)]
Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“En büyük günah şirktir. Bu hiçbir kapalılığı bulunmayan bir husûstur.” [Şerhu Sahîhi Müslim: 2/81.]
Şirk, Allâh’u Teâlâ’ya rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde, isim ve sıfatlarında eş ve benzer tanımaktır. Yani Allâh’a inanmakla birlikte O’nu, rabblığında, ilâhlığında isimlerinde ve sıfatlarında birlemeyip, ortak koşmaktır.
Rubûbiyyet tevhîdinde gerçekleşen başlıca şirkler şöyledir: Hâkimiyeti; insânlar için serbest ve yasaklar belirleme yetkisini Allâh’u Teâlâ’dan başka bir kimseye, kurum ya da kuruluşa vermek; onların da hâkimiyette paylarının olduğuna inanmak. Kâinatın sevk ve idâresinde yani yağmurun yağmasında, kuraklık yâhut bolluğun, bereket ve esenliğin, sel ve deprem gibi felâketlerin gerçekleşmesinde Allâh’tan başka fâillerin; şeyhlerin, saklı imâmların, mutlak olarak tabiat olaylarının ve benzerlerinin etkili olduğuna inanmak. Faydanın yâhut zararın, hidâyet yâhut dalâletin isâbet etmesinde Allâh’tan başkasının; şeyhlerin, sâlihlerin, kâbirlerde yatanların ve benzerlerinin mutlak fâil olduğuna inanmak.
Ulûhiyyet tevhîdinde gerçekleşen başlıca şirkler şöyledir: Allâh’u Teâlâ’dan başka ibâdete lâyık ilâhlar kabûl etmek. Bunları kabûl edenleri desteklemek yâhut onları hoş görmek veya saygı duymak. İbâdet çeşitlerinden; duâ etmek, kurban kesmek, adak adamak, muhâkeme olmak gibi zâhir ya da bâtın olsun fark etmeksizin herhangi bir ibâdeti Allâh’u Teâlâ’dan başkasına yapmak.
İsim ve sıfat tevhîdinde gerçekleşen başlıca şirkler şöyledir: Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı el-Hâlık ve el-Hâkim gibi isimlerinde, bekâ ve kudret gibi sıfatlarında tevhîd etmemektir. O’ndan başkasının da kulları mutlak olarak her an işitip gördüğüne, onlara icâbet etme kudretinin bulunduğuna inanmak ya da bunlardan birini söylemek yâhut tasdîk edici bir fiil yapmaktır.
Şirk koşmak öyle iğrenç bir günahtır ki şirk işleyen kişi tevbe etmeden ölürse Allâh Subhânehu ve Teâlâ onu asla bağışlamaz. Şirk koşan kimsenin âlim ya da câhil, genç ya da yaşlı olması arasında şerîat nazarında fark yoktur. İbn Kayyim rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Büyük şirk: Ancak tevbe etmekle Allâh’ın affettiği şirktir.” [İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn: 1/348.]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şirk üzere öleni asla bağışlamayacağını ve ona Cenneti haram kıldığını apaçık bir şekilde bildirmiştir. O, şöyle buyurmaktadır:
“Muhakkak ki Allâh, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri (diğer günahları) dilediği kimseler için bağışlar.” [Nisâ: 4/48]
“Kim Allâh’a şirk koşarsa, artık, Allâh ona Cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun varacağı yer Cehennem ateşidir. Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.” [Mâide: 5/72]
Abdullâh b. Mes’ud radîyallâhu anh’tan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim herhangi bir şeyi Allâh’a şirk koşarak ölürse ateşe (Cehenneme) girer.” [Buhari (1238); Müslim (150)]
Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in müşrik olarak ölen kimsenin Cehenneme gireceği, şirk koşmadan ölen kimsenin de Cennete gireceği hükmü üzerinde tüm Müslümanlar icmâ etmiştir.” [Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim: 2/97.]
Anlaşılacağı üzere, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şirk koşan ve bundan da tevbe etmeden ölen kimseyi asla bağışlamayacaktır. Cenneti onun için haram kılmıştır. Cennetin kokusunu dâhi alamayacaktır. O’nun kalacağı yer, ebedî olmak üzere Cehennem ateşidir. Onun orada hiçbir yardımcısı ve velîsi de olmayacaktır.
Şirk koşarak ölen bir kimsenin bütün amelleri -işlediği bu ameller dağlar ve denizler kadar çok olsa bile- boşa çıkar. Yaptığı hiçbir hayırlı amel Allâh’u Teâlâ katında asla kabûl edilmez; yaptığı hiçbir iyi ameline karşılık sevab verilmez ve mükafat da görmez. Çünkü en büyük zulüm ve affı olmayan tek günah şirk, hepsini ibtâl eder; siler atar, geriye hiçbir şey bırakmaz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki, sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Eğer Allâh’a şirk koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette hüsrâna uğrayanlardan olursun.” [Zumer: 39/65]
Kurtubî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Bu hitâb, ümmet için durumun ne kadar ağır ve vahim olduğunu beyân etmek üzere peygambere yapılan bir hitâbtır. Makamının yüceliğine ve şerefine rağmen, peygamber eğer şirk koşacak olursa, onun ameli boşa çıkacağına göre, ya sizin durumunuz ne olur? Fakat o, mertebesinin fazilet ve yüksekliği dolayısıyla asla şirk koşmaz.” [el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 3/48.]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Eğer onlar şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri ‘onlar adına’ boşa çıkmış olurdu.” [Enâm: 6/88]
Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“İlim adamlarının icmâ ettiklerine göre, küfür üzere ölen kâfirin âhirette hiçbir sevâbı yoktur. Allâh’u Teâlâ’ya yaklaşmak maksadıyla dünyâda yapmış olduğu hiçbir işten dolayı ona mükâfat verilmez.” [Şerhu Sahîhi Müslim: 17/150.]
Allâh’u Teâlâ’ya şirk koşan bir kimsenin kanından ve malından -İslâm âlimlerinin açıkladıkları şartlara binaen- dokunulmazlık kalkar. Çünkü hürmet ve izzet, Müslümanlara özel bir durumdur. Müslümanların canlarına ve mallarına dokunmak haramdır. Müslüman olmayanın bunda bir payı yoktur. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekâtı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir.” [Tevbe: 9/5]
Kurtubî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Şunu bilmeli ki, Allâh’u Teâlâ’nın: ‘Müşrikleri öldürün’ buyruğundaki mutlak ifâde, (eman ve anlaşma vb. olmadığı sürece) hangi sûrette olursa olsun onları öldürmenin câiz olmasını gerektirmektedir.” [el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 8/72.]
Şirkin kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, şirkten ve şirke götüren amellerden canın pahasına da olsa sakın ve kesinlikle uzak dur! Tevhîdi tahkîk üzere öğren ve kınayıcıların kınamasına aldırmadan yaşa! Dünyâ bir anlıktır, âhiret ise ebedîdir. Ebedî sürecek âhiret hayatında Allâh’ın rahmetine, bitmek ve tükenmek bilmeyen nimetlerine kavuşmak ancak tevhîd ile mümkündür. Allâh’u Teâlâ seni rahmetine kavuşan kullarından kılsın. Allâhumme âmîn.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
Rabbinin rahmetine muhtaç kul,
Kaan Sâlih.

