«
  1. Anasayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Küfre Rızâ Göstermenin Şer’î Hükmü

Küfre Rızâ Göstermenin Şer’î Hükmü

sr_cblr

KÜFRE RIZÂ
GÖSTERMENİN ŞER’Î HÜKMÜ

Soru: Küfre rızâ göstermek hakkında bilgi verir misiniz, rıza göstermek nasıl gerçekleşir? 

Hamd ve hüküm yalnızca Allâh’u Teâlâ’ya mahsûstur. Salât ve selâm Muhammed aleyhisselâm’a, onun âline ve ashâbına olsun.

  • Mes’elenin Tanımı ve Hükmü

Bir kimsenin bir şeyden râzı olması, o şeyi sevmesi, benimsemesi, emretmesi, istemesi, hoş görmesi, tavsiye etmesi ya da -hiçbir uzvuyla- itiraz etmemesiyle bilinir. Kısacası İslâm’a göre kabulü ifâde eden tüm şeyler, râzı olmanın bir göstergesidir.

Küfre rızâ ise; bir müslümanın, Allâh’u Teâlâ’nın birliğini, sıfatlarını, ahkâmını veya dîn-i mübîn-i İslâm’ın zarûrât-ı dîniyye denilen kesin hükümlerini inkâr eden, alaya alan veya reddeden bir fiili yahut sözü kalben benimsemesi, sözle onaylaması veya meşru bir mazereti (ikrâh-ı mülci gibi) olmaksızın bu duruma sessiz kalarak iştirak etmesidir.

Küfre rızâ göstermek, bilittifak küfürdür. Kişiyi İslâm milletinden çıkarır ve dînden dönmesine (irtidâd) sebebiyet verir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, “Er-rızâ bi’l-küfri küfrun” (Küfre rızâ küfürdür) kaidesinde icmâ etmiştir.

  • Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri

Bu hükmün meşruiyeti Kitâb, Sünnet ve ümmetin muteber âlimlerinin kavilleriyle sâbittir. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

﴿وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ ۚ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ ۗ إِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا﴾

“O (Allâh Azze ve Celle), size Kitâb’ta: ‘Allâh’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın. Yoksa siz de kesinlikle onlar gibi olursunuz’ diye indirdi. Muhakkak ki Allâh, münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde toplayacaktır.” [Nisâ: 4/140]

İmâm Kurtubî rahîmehullâh, âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir:

“Allâh’u Teâlâ’nın ‘onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın’ yani küfür ve inkârdan başka bir söz söyleyinceye kadar onlarla bir­likte oturmayın demektir. ‘Yoksa siz de kesinlikle onlar gibi (kâfir) olursunuz’ İşte bu buyruğu ise münkeri açığa vurdukları takdirde masiyet işleyenlerden uzak durma­nın farz olduğuna delalet eder. Çünkü onlardan uzak durmayan bir kimse, on­ların fiillerine râzı olmuş olur. Küfre rızâ ise küfürdür. Nitekim Allâh’u Teâlâ: ‘Kesinlikle onlar gibi olursunuz’ diye buyurmaktadır. Buna gö­re masiyetin işlendiği bir mecliste oturup da onlara karşı tepki göstermeyen herkes, günâhta onlarla beraber eşit olur. Masiyet sözünü söyleyip bunun ge­reğince de amel ettiklerinde onlara tepki göstermesi icâb eder. Eğer onlara tepki gösterme gücünü bulamıyorsa, bu âyet-i kerîmenin tehdit ettiği kim­selerden olmamak için yanlarından kalkıp gitmesi gerekir.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 5/417-8.]

İmâm Ebû Hayyân rahîmehullâh ise şöyle demiştir:

Allâh’u Teâlâ âyette: ‘Kesinlikle onlar gibi olursunuz’ diye hükmetti. Çünkü onlar, reddetmeye güçleri yettiği halde, Allâh’ın âyetlerini inkâr ve onlarla alay eden kişilerle birlikte oturuyorlardı. Onlar, küfür hususunda, Allâh’ın âyetlerini inkâr ve onlarla alay edenler gibidirler. Zîrâ onlar, -bu halleriyle- küfürden râzı olmaktalar. Küfre rızâ ise küfürdür.” [Ebû Hayyân, Bahru’l-Muhît: 4/103.]

Şeyh Süleymân bin Abdullâh rahîmehullâh şöyle demiştir:

“Âyet, ikrâh altında olmadığı halde, Allâh’u Teâlâ’nın âyetleri ile alay eden ve bu âyetleri inkâr eden kişiler ile birlikte onların bu sözlerine karşı çıkmadan oturan ve başka bir konuşmaya geçinceye kadar onlarla ilgisini kesmeyen kişinin, bizzat küfür olan bir işi işlemese de kâfir olacağını belirtmektedir.” [ed-Dureru’s-Seniyye fi’l-Ecvibeti’n-Necdiyye: 8/163.]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır:

«مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ.»

“Sizden kim bir münker (şeriatın reddettiği bir iş) görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle (buğz etsin). Bu ise îmânın en zayıf derecesidir.” [Müslim, Îmân 78]

Bu hadis-i şerif delalet eder ki, kalbiyle dahi münkeri (en büyük münker küfürdür) reddetmeyen kimse, îmânın en alt sınırının dışına çıkma durumundadır.

  • Fıkıh Kâideleri:

اَلرِّضَى بِالْكُفْرِ كُفْرٌ.

“Küfre rızâ küfürdür.”

مَنْ رَضِيَ بالكُفْرِ، فَهُوَ كَافِرٌ.

“Kim küfre râzı olursa, o kâfirdir.”

اَلرِّضَى بِالشَّيْءِ رِضًى بِمَا يَتَوَلَّدُ مِنْهُ.

“Bir şeye rızâ göstermek, o şeyden doğacak sonuçlara da rızâ göstermek demektir.”

  • Âlim Görüşleri:

İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Mütevellî rahîmehullâh, şöyle demiştir: ‘Küfre rızâ küfürdür. Öyle ki, bir kâfir Müslüman olmak isteyip de bir Müslümandan kendisine kelime-i tevhîdi telkin etmesini (öğretmesini) istese, o da bunu yapmasa veya ona Müslüman olmamasını işâret etse yahut bir Müslümana dînden dönmesini tavsiye etse, o kişi kâfir olur. Ancak birinin bir Müslüman için: ‘Allâh onun îmânını çekip alsın’ demesi veya bir kâfir için: ‘Allâh ona îmânı nasip etmesin’ demesi küfür değildir. Zîrâ bu, küfre rızâ göstermek değil, o kişiye yönelik cezânın ve durumun şiddetlenmesi için yapılmış bir bedduadır.’ Ben (Nevevî) derim ki: Kadı Hüseyin, el-Fetâvâ isimli eserinde; bir Müslüman için ‘Allâh onun îmânını çekip alsın’ diyen kişinin kâfir olacağına dâir zayıf bir görüş (vecih) zikretmiştir. Allâh en iyisini bilendir.” [Ravdatu’t-Tâlibîn: 10/65]

İbn Teymiyye, rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Kim kendi küfrüne veya başkasının küfrüne, kendi fıskına veya başkasının fıskına, kendi günahlarına veya başkasının günahlarına rızâ gösterirse; o kimse Allâh’ın rızâsına tâbi olmuş değildir, Allâh’a îmân etmiş de değildir. Bilakis o, Rabbini gazaplandırmıştır; Rabbi ona öfkelidir, onu lanetlemiş, yermiş ve onu azabla tehdit etmiştir.” [Keşşafu’l-Kına, Behutî: 14/232]

İbn Hacer el-Heytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Kişiyi dînden çıkaran (mükeffirât) husûslardan biri de; zımnen (dolaylı yoldan) bile olsa küfre rızâ göstermektir. Örneğin: Müslüman olmak isteyen bir kâfir, kendisine İslâm kelimesini (kelime-i şehâdeti) telkin etmesini (öğretmesini) istese de onun bu isteğini yerine getirmemesi. Veya (öğretmek yerine) ona; ‘ben işimi bitirene kadar bekle’ ya da eğer hatip ise ‘hutbem bitene kadar sabret’ demesi. Yine keza, o kişi (zâhirde) İslâm’ı talep etmemiş olsa bile, ona Müslüman olmamasını işâret etmesi/önermesi bu kapsamdadır.”  [el-İ’lâm bi-Kavâtı’il-İslâm: 31]

  • Değerlendirme

Hükmün illet ve hikmetleri şunlardır:

a) İllet: Küfür ile îmân birbirine zıttır. Îmân; kalbin tasdîki ve dilin ikrarıdır. Bir kimse küfür bir fiili veya sözü beğendiğinde veya onayladığında, kalbindeki tasdîk ortadan kalkar. Zîrâ hak ile bâtıl aynı kalbte cem olmaz.

b) Hikmet: Şerîat, müslümanın onurunu ve akîdesini korumayı esas alır. Küfre rızâyı küfür sayarak, mü’minlerin bâtıl ehliyle içli dışlı olmasını engeller ve hakkın bâtıldan tefrik edilmesini sağlar.

c) Karşıt Görüşün İptali: “Kalbim temiz, sadece susuyorum” diyenlerin iddiası bâtıldır. Zîrâ Kur’ân ve Sünnet, fiilen müdâhale etmeyen ve o ortamdan ayrılmayanları “إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ onlar gibidirler” hükmüne dâhil etmiştir. Zâhir olan budur.

  • Sonuç

Küfre rızâ göstermek, îmânın aslına aykırı bir cürümdür. Bir mecliste Allâh’u Teâlâ’nın âyetleriyle alay ediliyorsa, şerîat tahkir ediliyorsa veya küfür sözleri sarf ediliyorsa; bir müslümanın gücü yetiyorsa eliyle, yetmiyorsa diliyle müdâhale etmesi, buna da gücü yetmiyorsa derhal o meclisi terk etmesi farzdır. Aksi halde, o küfre rızâ göstermiş sayılır ve hükmen o fiili işleyenler gibi olur. Bu duruma düşen bir kimse derhal kelime-i şehâdet getirerek tevbe etmeli ve îmânını tazelemelidir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih

Bir Cevap Yaz