-TEVBE VE İSTİĞFAR ÇERÇEVESİNDE-
“EY MÜMİNLER! HEPİNİZ ALLÂH’A TEVBE EDİN” ÂYETİ VE TEFSÎRİ
Âyetin Metni:
وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Âyetin Tercümesi:
“Ey müminler! Hepiniz Allâh’a tevbe edin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.”
[Nûr: 24/31]
وَتُوبُوا Ve tevbe edin (dönün), إِلَى اللَّهِ Allâh’a, جَمِيعًا hepiniz (toptan), أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ ey müminler, لَعَلَّكُمْ umulur ki siz, تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz.
Âyetin Tefsîri:
Bu âyet-i kerîme, Nûr Suresi’nin 31. âyetinin bir bölmüdür. Tüm mü’minleri tevbeye çağırmakta ve tevbenin kurtuluşa ermenin anahtarı olduğunu müjdelemektedir. Tevbe sadece bir tercih değil, her îmân sâhibinin üzerine düşen ve kurtuluş için zorunlu olan bir görevdir. Tevbe olmadan hem bireysel hem de toplumsal olarak kurtuluşa ermenin imkânı yoktur. Kul ya da toplum, ne kadar günahkâr olursa olsun, Allâh’ın rahmetinden ümit kesmemeli ve tevbe kapısının dâima açık olduğunu bilerek Allâh’a derhal yönelmelidir.
***
“وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا Hepiniz Allâh’a tevbe edin!”
Bu cümlenin başında yer alan “تُوبُوا tevbe edin” kelimesi, Arapçada bir emir sigasi olan “emir fiildir”dir. Bu, Allâh’u Teâlâ’nın kullarına yönelik sadece bir tavsiye değil, kesin bir yükümlülük ifâde eden ilahî bir emridir. Tevbe, yani pişmanlık duyarak günahtan dönmek ve bir daha işlememeye azmetmek, her müminin üzerine farzdır. Zîrâ tevbe, kulun işlediği her türlü hatâdan, kusurdan ve eksiklikten Allâh’a yönelmesidir. Tevbenin kapsamı oldukça geniştir; Allâh’ın zâhiren ve batınen râzı olmadığı her türlü fiil ve düşünceden, O’nun sevdiği ve râzı olduğu hal ve tavırlara dönmeyi kapsar. Bu dönüş, sadece büyük günahlardan değil, aynı zamanda gaflet hallerinden, kulluktaki eksikliklerden ve Allâh’ın rızâsına tâm uygun olmayan davranışlardan da arınma anlamına gelir.
Âyetin “إِلَى اللَّهِ Allâh’a” kısmı, tevbenin yönünün yalnızca Allâh’a olduğunu net bir şekilde ortaya koyar. Kulun işlediği günahlar, her ne kadar kendisine veya topluma zarar verse de esasen Allâh’ın koyduğu sınırlara karşı gelmek ve O’nun rızâsına aykırı hareket etmek demektir. Dolayısıyla, af ve mağfiret dileme yetkisi sadece Allâh’a âittir ve kulun bu isyân hâlinden dönüşü de ancak O’na yönelmekle gerçekleşir. Bu ifâde, kul ile Rabbi arasındaki doğrudan ve aracısız ilişkiyi vurgular, kulun pişmanlığını ve bağlılığını yalnızca Allâh’a arz etmesi gerektiğini öğretir.
“جَمِيعًا Hepiniz” kelimesi ise, âyetin hitâbının sadece belli bir kesime veya günahkârlara özgü olmadığını, bilakis tüm müminleri kuşattığını gösterir. Bu, kimsenin günahtan ve hatadan masum olmadığını, Peygamberler hariç her insânın hatâ yapma ihtimâli taşıdığını ifâde eder. Aynı zamanda bu kelime, tevbenin sadece bireysel bir ibâdet olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir arınma gerekliliği olduğunu ve bu arınmanın ancak her bireyin samîmî tevbesiyle gerçekleşeceğini imâ eder. Toplumun genel huzuru, bereketi ve mânevî yükselişi için tüm fertlerin bu ulvî vazifeyi yerine getirmesi çağrısıdır.
***
“أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ Ey müminler!”
Bu hitâb, âyetin içeriğinin özellikle îmân edenlere yönelik olduğunu gösterir. Îmân, kul ile Rabbi arasında kurulan bir âhit ve sözleşmedir. Günah işlemek, bu ahde aykırı bir davranıştır; adeta bu sözleşmeyi ihlâl etmek anlamına gelir. Dolayısıyla, îmânın gereği olarak kulun bu ahde sadık kalması, şayet bir kusur işlemişse, o kusurdan dönerek Allâh’a yönelmesi bir vecîbedir. “Mümin” sıfatının kullanılması, tevbenin îmânın ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir. Îmân ehlinin bu önemli ibâdeti yerine getirerek îmânlarının gereğini ifâ etmeleri gerektiğini vurgular. Bu, aynı zamanda tevbenin îmânı tazeleyen, güçlendiren ve kulun Allâh ile olan bağını pekiştiren bir amel olduğunu da gösterir.
***
“لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ Umulur ki kurtuluşa erersiniz:”
Âyetin sonunda yer alan “لَعَلَّ” edatı, Arapçada duruma göre hem umut etme hem de kesinlik anlamında kullanılabilir. Ancak müfessirler, bu tür ilahî vaatlerde “ لَعَلَّ” edatının kesinlik ifâde ettiğini belirtmişlerdir. Yani, samîmî bir şekilde Allâh’a tevbe edenlerin, O’nun rahmetiyle mutlaka kurtuluşa erecekleri müjdelenmektedir. Bu ifâde, Allâh’ın tevbe eden kuluna olan sonsuz rahmetinin ve affediciliğinin eşsiz bir tecellisidir; kuluna bir ümit kapısı açmakla kalmayıp, bu kapıdan girenleri kesinlikle kurtuluşa ulaştıracağını müjdelemektedir.
“تُفْلِحُونَ Kurtuluşa erersiniz” ifâdesi, çok geniş ve kapsamlı bir anlam taşır. Hem dünyâ hem de âhiret saadetini kuşatır. Dünyâ hayatında “felah”, sıkıntılardan, musibetlerden, günahların sebep olduğu ruhi bunalımlardan kurtulup iç huzur ve dinginliğe ulaşmaktır. Âhirette ise “felah”, Allâh’ın azâbından kurtulup cennete girmek ve en önemlisi de Allâh’ın rızâsını kazanmaktır. Tevbe, kulun hem dünyâda hem de âhirette bu kapsamlı kurtuluşa ermesinin anahtarıdır. Günahların ruh ve kalbte bıraktığı kirlerden arınmak, kalbi temizlemek ve Allâh’ın rızâsına ulaşmak sûretiyle gerçek felâha erilir.
Bu âyet, bizlere tevbenin sadece bir pişmanlık hali olmadığını, aynı zamanda sonsuz bir kurtuluş ve ebedî bir saadet vaadi olduğunu açıkça göstermektedir.
***
Ayetten Çıkan Hüküm ve Hikmetler:
1. Tevbenin tüm müminler üzerine farz oluşu: Tüm müminler üzerine tevbe etmek farzdır. Her mümin, işlediği günah ve kusurlardan dolayı Allâh’a tevbe etmekle yükümlüdür. Zîrâ “hepiniz” kelimesi, tevbe çağrısının tüm müminleri kapsadığını, hiçbir müminin tevbeden müstağni kalamayacağını ifâde eder.
2. Tevbenin Allâh’a yönelik olması: Tevbe, sadece Allâh’a yapılır, O’ndan başkasını yapılmaz. Günahların affı ve mânevî arınma için tek mercii kulları yaratan ve yaşatan Allâh’u Teâlâ’dır.
3. Tevbenin kurtuluş anahtarı oluşu: Tevbe, hem dünyâ sıkıntılarından hem de âhiret azâbından kurtuluşun, yani felahın en önemli vesilesidir. Bu Allâh’ın bir vaadidir ve kesindir.
4. Müminlerin sorumluluğu: Tevbe, îmân edenlerin üzerinde bir sorumluluktur ve îmânın bir gereği olarak yerine getirilmesi gerekir.
5. Toplumsal arınma vurgusu: Tevbe emrinin topyekün olarak istenmesi sadece bireysel değil, toplumsal bir arınmanın da gerekliliğini ima eder. Toplumun genel huzuru ve bereketi için tüm fertlerin tevbe etmesi önemlidir.
6. Allâh’ın rahmet ve lütfu: Allâh Teâlâ’nın kullarını tevbe etmeye çağırması ve tevbe edene kurtuluş vaat etmesi, O’nun sonsuz rahmetinin ve kullarına karşı olan lütfunun bir göstergesidir.
7. Günahların affedilebilirliği: Âyet, ne kadar büyük günahlar işlenmiş olursa olsun, samîmi bir tevbe ile Allâh’ın affına nâil olunabileceğini teyit eder. Ümitsizliğe düşülmemelidir.
8. Sürekli yenilenme ve gelişim: Tevbe, müminin mânevî hayatında sürekli bir yenilenme ve gelişme sürecidir. Hatâlardan ders çıkararak daha iyi bir kul olma yolunda ilerleme imkânı sunar.
9. Kalbin temizlenmesi: Günahlar kalbi kirletir. Tevbe ise kalbi bu kirlerden arındırır, ruhu ferahlatır ve kalbe huzur verir.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.
Rabbinin rahmetine muhtaç kul,
Kaan Sâlih.

