«
  1. Anasayfa
  2. Akide
  3. Bid’at Çıkarmak | Cehenneme Götüren Ameller (2)

Bid’at Çıkarmak | Cehenneme Götüren Ameller (2)

makaleler4

BİD’AT ÇIKARMAK

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

Bid’at çıkarmak haramların ve kişiyi helâka götüren günahların en tehlikelilerindendir. Bid’at dînen reddedilmiştir, sapıklık olarak isimlendirilmiş ve Cehennemlik olarak hükümlendirilmiştir. Ondan sakınmak ve Sünnet’e göre yaşamak selâmettir. Sünnet’e göre yapılan az bir amel, bid’at karıştırılarak yapılan çok amelden hayırlıdır ve değerlidir. Câbir b. Abdullâh radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Yolların en güzeli Muhammed’in yoludur. Yapılan işlerin en şerlisi (dîn adına) sonradan uydurulup ortaya çıkarılanlardır. Her sonradan uydurulan şey bid’attir, her bid’at (dalâlettir) sapıklıktır, her sapıklık da Cehennemliktir.” [Nesâî (1578); İbn Huzeyme (1785)]

Bid’at, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra ortaya çıkan ve dînle ilgili olup ilâve veya eksiltme özelliği taşıyan her türlü şeydir. Sonradan ortaya konan dînî görünümlü yoldur. Şâtıbî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Bid’at, şer’î gibi görülen ve takip edilmesi sûretiyle Allâh Teâlâ’ya daha fazla ibâdet edileceği düşünülen dînde sonradan ortaya çıkarılmış bir yoldan ibârettir.” [el-İtisam: 1/47.]

Allâh’u Teâlâ kullarına, bid’atı reddetmeyi, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve onun getirdiği İslâm yoluna uymayı, inanç, söz ve amel olarak ona bir şeyi ilâve etmemeyi ve ondan herhangi bir şeyi çıkarmamayı emretmiştir. O, şöyle buyurmaktadır:

“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça-parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allâh sakınasınız diye emretti.” [Enâm: 6/153]

“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allâh çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [Âli İmrân: 3/31-32]

Irbâd b. Sâriye radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizden kim, benden sonra yaşarsa, (dînde) çok ihtilaflar görecektir. Bu sebeble benim Sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş râşid halîfelerimin sünnetine uyun. Azı dişlerinizle tutarcasına onlara sımsıkı sarılın. Dîne sonradan sokulan şeylerden şiddetle sakının. Çünkü dîne sokulan her yenilik bid’at, her bid’at ise sapıklıktır.” [Ebû Dâvud (4607); İbn Mâce (42)]

Bid’at, iki kısma ayrılır:

a) Küfür olan yani dînden çıkaran bid’at.

b) Küfür olmayan yani dînden çıkarmayan bid’at.

Üzerinde ittifak edilip mütevâtir olan ve kesin delîllerle bilinen bir farzı inkâr etmek, farz olmayan bir şeyi farz kılmak, haramı helâl kılmak, helâli haram kılmak, nefiy ve isbat (inkâr ve kabûl) gibi Allâh’u Teâlâ’nın ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in bildirdiği bir şeyin aksine inanmak küfre götüren bid’atlerdendir. Bu tür bid’atler genellikle dîni nasları yalanlamakla yâhut inkâr etmekle gerçekleşir. Hicâb ya da cihâd gibi kat’i bir emrin farziyetini inkâr etmek, şerîat yerine demokrasi gibi beşerî bir sistemle yönetmek ve hükmetmek, onu benimsemek ve desteklemek, ondan hüküm istemek ve velâyet vermek, içki ve zina gibi kat’i haramları serbest kılmak, tevhîdi ve dîni eğitimi yasaklamak, türbeler için kurban kesmek ve adak adamak, kabirlere ve velîlere duâ etmek, onlara sığınmak ve onlardan yardım istemek gibi bid’atler, dînden çıkaran bid’atlerdir. Yine Allâh’u Teâlâ’nın ilim gibi bir sıfatını inkâr etmek, Allâh’ın sıfatlarının mahluk (yaratılmış) olduğunu söylemek veya Kur’ân’ın mahluk olduğuna inanmak, Allâh’u Teâlâ’yı, kullarına benzetmek de bunlardandır.

Küfür olmayan yani dînden çıkarmayan bid’atler ise nasları yalanlamayı ya da inkâr etmeyi gerektirmeyen bid’atlerdir. Bazı namazları son vaktine kadar geciktirmeyi âdet edinmek, bayram namazı hutbesini namazdan önceye almak, taziyeye gelen insânlara yemek vermek, kesilen kurbanın kanını alına sürmek, nazardan korunmaya sebeb olur inancıyla nazar boncuğu vb. takmak, kandil denilen geceler ve bu gecelere özel ibâdetler belirlemek, âşûrâ gününe özel olarak tatlı yapmak gibi bid’atler, dînden çıkarmayan bid’atlerdir. Küfür olan bid’atlerden sakınmak farz olduğu gibi küfür olmayan bid’atlerden de sakınmak farzdır. Her türlü bid’at dînen yasaklanmıştır. Küfür olmayan bid’atler, küfür olan bid’datlerin mukaddimesi konumunda olup, anbean küfre yaklaştırır. Berbehârî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Sonradan çıkarılmış şeylerin küçüklerinden (de)sakın! Zîrâ bid’atlerin küçükleri büyüyüp kocaman olur. Bu ümmet içinde ihdâs edilmiş olan her bid’at böyledir. İlk halleri küçük bid‘atler şeklindeydi. Hak gibi görünürlerdi. Bu bid‘atlere düşenler aldanışa kapıldılar. Sonra da içinden çıkamadılar. Bid’atler de büyüyüp kocaman oldu. Uygulanan bir dîn halini aldı. (Sâhibi ise) sırat-ı mustakîme muhâlefet ederek en sonunda İslâm’dan çıktı.” [İbn Ebî Ya’lâ, Tabakâtu’l-Hanâbile: 2/19.]

Bid’at, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra ortaya çıkan ve dînle ilgili olup ilâve veya eksiltme özelliği taşıyan her şey olduğuna göre, bid’atın iyisi ve yararlısı yoktur. Bid’atleri “hasene” ve “seyyie” olarak ayırmak bâtıldır. Câbir b. Abdullâh ve Irbâd b. Sâriye radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Her bid’at dalâlettir/sapıklıktır.” [Ebû Dâvud (4607); İbn Mâce (42)]

Abdullah b. Ömer radîyallâhu anh, şöyle demiştir:

İnsânlar güzel görseler dâhi tüm bid’atler sapıklıktır.” [Beyhakî, el-Medhal ile’s-Sunen: 180 (191).]

İbn Receb rahîmehullâh ise şöyle demiştir:

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Her bid’at bir sapıklıktır’ sözü özlü -kapsamlı- sözlerdendir. Öyle ki hiçbir bid’at onun kapsamı dışında kalmaz. O, İslâm’ın temel esâslarından büyük bir esâstır.” [Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem: 2/128.]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolu, Kur’ân ve Sünnet ile bildirilen hükümlerdir, ibâdet şekilleridir. Allâh’a kulluk etmek ve O’nu râzı etmek ancak bunlarla gerçekleşir. Bunların dışında itikâdî, sözlü ya da fiili bir amel, bir ibâdet, bir yol ve sistem, kanun ve nizâm, hüküm ve yasalar bâtıldır. Sünnet üzere yapılmayan tüm ameller geçersizdir. Âişe radîyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Her kim, bu işimizde (dînimizde) olmayan bir şeyi ona ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey kendisine iâde olunur.” [Buhârî (2697); Müslim (1718)]

Her kim, bu işimizden olmayan bir şey yaparsa, o yaptığı şey kendisine iâde olunur.” [Müslim (1718); Ahmed (25128)]

Bil ki kardeşim! Her bid’at, bir Sünnet’i öldürür. Sünnet ve bid’at asla bir arada bulunamaz. Sünnetin terk edilmesine sevk ettiğinden dolayı bid’at, helak sebebidir. Bu ise çok ileri seviyede bir sapıklıktır. Bid’atler küfrün postacısıdır. Çünkü bid’atçi kendisini bir teşri makamı ve Allâh’a ortak olarak ortaya koymuştur. Hakimlerin Hâkimi’nin -haşa- eksik bıraktıklarını tamamlamaya çalışmış ve kendisinin Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in milletinden daha doğru yolda bir millet üzere olduğunu sanmıştır. Bid’atler sapıklık kapısı olan ihtilaf kapısını ardına kaçar açar. İslâm’da kim kötü bir çığır açar ve bir bid’at ihdâs ederse, bu bid’atle amel edenlerin günahı kadar kendisine de günah yazılır. Böylelikle hem kendi nefsi için hem de başkaları için azâba vesile olur. Çünkü şerre delâlet eden onu işleyen gibidir. Bid’atleri küçümsemek ise fısk ve isyâna, Müslümanların cemâatine ve imâmına karşı çıkmaya sevkeder.

Bid’atın kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, bid’attan ve bid’atcılardan aslandan sakınır gibi sakın ve onlara asla yaklaşma! Sahîh Sünneti öğren, sözlü, fiili ve itikâdî olarak onunla amel et! Amellerin salâhı ve kişinin akîbetinin güzel olması ancak buna bağlıdır. Allâh’u Teâlâ seni mağfiretine kavuşan kullarından kılsın. Allâhumme âmîn.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Rabbinin rahmetine muhtaç kul,
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz