«
  1. Anasayfa
  2. Arapça
  3. Kelâm, Kelim, Kelime ve Kavl | el-Vecîz Elfiyye Şerhi (3)

Kelâm, Kelim, Kelime ve Kavl | el-Vecîz Elfiyye Şerhi (3)

elfiyye

الوجيز في شرح الألفية

el-Vecîz fî Şerhi’l-Elfiyye

– Üçüncü Ders –

Kelâm ve Bileşenleri: Kelâm, Kelim, Kelime ve Kavl

Giriş

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

İmam İbn Mâlik el-Endelüsî (rahîmehullâh), mukaddimeden sonra nahiv ilminin asıl konularına grammar dünyasının en temel kavramı olan “kelâm” ve onun yapı taşlarını tanımlayarak başlamaktadır. Bu ders; nahiv ehlinin yanındaki ıstılahî kelâm tanımını, kelâmın taşıması gereken esaslı şartları (lafız ve ifâde), kelimenin üç ana kısma (isim, fi’il, harf) ayrılışını, kelim ile kelâm arasındaki farkları, “kavl” kavramının kuşatıcılığını ve dilbilimsel bir mecaz olarak tek bir sözcükle uzun bir kelâmın kastedilmesi (kelime lafzının şümulünü) ele almaktadır.

Metin

كَلَامُنَا لَفْظٌ مُفِيدٌ كَاسْتَقِمْ … وَاسْمٌ وَفِعْلٌ ثُمَّ حَرْفٌ الْكَلِمْ

وَاحِدُهُ كَلِمَةٌ وَالْقَوْلُ عَمّ … وَكَلِمَةٌ بِهَا كَلَامٌ قَدْ يُؤَمّ

8. Bizim (nahivcilerin) kelâmı; “İstakim” (sosdoğru ol!) örneğinde olduğu gibi fayda veren (tam bir mânâ ifâde eden) lafızdır. İsim, fiil ve sonra harften oluşan dizilim ise “kelim”dir.

9. Kelimin tekili “kelime”dir; “kavl” lafzı ise (kelâm, kelim ve kelimeyi kapsayacak şekilde) umûmîdir. Bazen “kelime” lafzı ile tam bir kelâm (konuşma/metin) da kastedilebilir.

كَلَامُنَا: Bizim (nahiv ehlisinin) kelâmı | لَفْظٌ: Bir lafızdır (ağızdan çıkan sestir) | مُفِيدٌ: Tam fayda veren (sükûtu sağlayan) | كَاسْتَقِمْ: “Dosdoğru ol!” sözü gibi | وَاسْمٌ: Ve isimdir | وَفِعْلٌ: Ve fi’ildir | ثُمَّ حَرْفٌ: Sonra da ḥarftir | الْكَلِمْ: Kelim (üçlü dizilim) | وَاحِدُهُ: Onun (kelimin) tekil birimi | كَلِمَةٌ: “Kelime”dir | وَالْقَوْلُ: Ḳavl kavramı ise | عَمّ: Geneldir / hepsini kuşatır | وَكَلِمَةٌ: Ve (bazen) kelime sözüyle | بِهَا: Kendisiyle | كَلَامٌ: Tam bir kelâm | قَدْ يُؤَمّ: Bazen kastedilir / hedeflenir.

Kelime ve Kavramlar

كَلَامُنَا: Sözlükte konuşmak, yaralamak veya düşünceyi aktarmak anlamlarına gelen كَلَامٌ lafzı, نَا mütekellim zamirine idâfet edilerek “nahivcilerin katındaki kelâm” şeklinde özelleştirilmiştir. Sarf bakımından تَكْلِيمٌ mastarının ismi olup nahiv yönünden cümlede mübtedadır ve lafzen merfûdur; bitişik نَا zamiri ise muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَفْظٌ: Sözlükte “atmak, ağızdan fırlatmak” (لَفَظْتُ النَّوَاةَ – Çekirdeği ağzımdan attım) mânâsına gelen لَفْظٌ, gramer terimi olarak harfleri kapsayan ses veya telaffuz demektir. Sarfça لَفَظَ – يَلْفِظُ fiilinin mastarı olup burada ism-i mef’ûl (مَلْفُوظٌ – telaffuz edilen) anlamındadır; nahiv bakımından كَلَامُنَا mübtedasının ilk haberidir ve zamme ile merfûdur.

مُفِيدٌ: Sözlükte fayda sağlayan demektir; nahivde ise dinleyicide ek bir soru sorma ihtiyacı bırakmayan, üzerinde durulduğunda (sükût edildiğinde) tam ve anlamlı bir hüküm bildiren ifadedir. Sarf açısınan إِفَادَةٌ (إِفْعَالٌ) babından türemiş bir ism-i fâildir; nahivde لَفْظٌ kelimesinin sıfatı veya mübtedanın ikinci haberi konumunda olup merfûdur.

كَاسْتَقِمْ: ك harf-i cerri ile اسْتَقِمْ fiilinden oluşan bir gruptur. إِسْتِفْعَالٌ babından müfret müzekker emr-i hazır olan اسْتَقِمْ (aslı إِسْتَقْوِمْ olup i’lâl ile bu hali almıştır), gizli أَنْتَ fâiliyle birlikte tam bir cümle teşkil eder. Nahivde harf-i cer ile mecrur olan bu ifâde mahfûz bir mübtedanın haberi durumundadır (ذَلِك كَاسْتَقِمْ) ve tahrîk-i hikâye üzere okunmuştur.

الْكَلِمْ: Sözlükte kelimelerin toplamı anlamına gelen cins ismidir. İster tam bir mânâ ifâde etsin ister etmesin, isim, fiil ve harften oluşan en az üç kelimelik dizilime verilen isimdir. Sarfça cins ismi cem’î (ism-i cins-i cem’î) olup tekili كَلِمَةٌ lafzıdır; nahiv bakımından mısradaki mübteda (وَاسْمٌ وَفِعْلٌ ثُمَّ حَرْفٌ) cümlesinin haberi veya müahhar mübtedadır.

وَاحِدُهُ & كَلِمَةٌ: وَاحِدٌ kelimesi tekil birim, fert mânâsındadır; كَلِمَةٌ ise tek bir mânâya vaz’edilmiş müfret lafızdır. Nahiv tahlilinde وَاحِدُهُ mübteda, كَلِمَةٌ ise onun haberi olup merfûdur; bitişik هُ zamiri bir önceki mısrada geçen الْكَلِم lafzına râcidir.

وَالْقَوْلُ عَمّ: Sözlükte ağızdan çıkan her türlü söz demektir; nahivde kelâm, kelim ve kelime kavramlarının tamâmını içine alan en genel terimdir. الْقَوْلُ mübteda; عَمَّ ise fâili gizli هُوَ zamiri olan mazi fiildir. Bu fiil cümlesi mahallen merfû haberdir.

يُؤَمّ: Sözlükte yönelmek, kastetmek, hedeflemek anlamına gelen أَمَّ – يَؤُمُّ kökündendir. Sarfça muzâ’af fiilin meçhul fiil-i muzârisidir (يُؤْمَمُ \يُؤَمُّ); nahiv bakımından قَدْ taklil/ihtimâl harfiyle birleşerek وَكَلِمَةٌ mübtedasının cümlesel haberini oluşturur ve كَلَامٌ lafzı bu meçhul fiilin nâib-i fâilidir.

8. Mısranın Şerhi:

كَلَامُنَا لَفْظٌ مُفِيدٌ كَاسْتَقِمْ … وَاسْمٌ وَفِعْلٌ ثُمَّ حَرْفٌ الْكَلِمْ

Bizim (nahivcilerin) kelâmı; “İstakim” (sosdoğru ol!) örneğinde olduğu gibi fayda veren (tam bir mânâ ifâde eden) lafızdır.

İsim, fiil ve sonra harften oluşan dizilim ise “kelim”dir.

İbn Mâlik, nahiv ilminin temel konusu olan “kelâm” kavramını açıklarken son derece titiz bir tanım sunar: كَلَامُنَا (Bizim kelâmımız). Buradaki mütekellim zamiri (نَا), tanımın nahiv âlimlerinin ıstılâhına âit olduğunu gösterir. Zîrâ kelâm kelimesi lügatçılara göre ağızdan çıksın çıkmasın fayda veren her türlü işâret, yazı ve bedensel harekete denirken; mantıkçılara ve mütekellimîne göre zihindeki mânâya (kelâm-ı nefsî) denir. Nahivciler ise kelâmı iki temel şarta bağlarlar: Lafız ve İfâde.

Lafız (لَفْظٌ): Arapça harflerden bir kısmını içeren, sesle telaffuz edilen ifâdedir. Bu şart sebebiyle yazı, işâret, kafa sallama veya telaffuz edilmeyen zihnî düşünceler nahivcilerin katında “kelâm” sayılmaz.

İfâde (مُفِيدٌ): Muhatapta ek bir bekleme veya soru işâreti bırakmayan, tam bir sükûtu (susmayı) sahîh kılacak düzeydeki faydalı hükümdür. Örneğin “Zeyd geldi” (جَاءَ زَيْدٌ) cümlesi tam bir kelâmdır. Fakat “Eğer Zeyd gelirse…” (…إِنْ جَاءَ زَيْدٌ) ifâdesi lafız olsa da henüz şartın cevâbı gelmediği için muhatap cümleyi tamâmlanmamış sayar ve dinlemeye devam eder; dolayısıyla nahiv açısından kelâm değildir.

İbn Mâlik bu tanımı sunduktan sonra كَاسْتَقِمْ (Dosdoğru ol!) diyerek eşsiz bir pedagojik örnek verir. اسْتَقِمْ görünüşte tek bir kelimeden ibârettir; fakat hakîkatte emr-i hâzır fiil ile onun içerisinde vâcib olarak gizlenmiş olan أَنْتَ fâilinden oluşmaktadır (اسْتَقِمْ أَنْتَ). Musannif bu örnekle, kelâmın kurulabilmesi için en az iki ögenin (isnâdın) gerektiğini ve görünürde tek sözcük gibi duran yapıların arkasında gizli bir özne (müstetir fâil) bulunabileceğini güzel bir özlü anlatımla gösterir.

Mısranın ikinci yarısında وَاسْمٌ وَفِعْلٌ ثُمَّ حَرْفٌ الْكَلِمْ buyurularak “Kelim” kavramı ve onun kısımları açıklanır. Kelim; ister faydalı bir mânâ ifâde etsin ister etmesin, isim, fiil ve harften oluşan üçlü dizilimdir. Kelime türleri bu üç kısımdan ibârettir (hasr). İstikrâ (tümevarım) yöntemiyle sâbittir ki Arap dilindeki her bir kelime ya kendi başına mânâ ifâde edip zamana bağlanmayan isim, ya kendi başına mânâ ifâde edip üç zamandan birine bağlanan fi’il, ya da ancak bir başka kelimeyle birleştiğinde mânâsı beliren harftir.

9. Mısranın Şerhi:

وَاحِدُهُ كَلِمَةٌ وَالْقَوْلُ عَمّ … وَكَلِمَةٌ بِهَا كَلَامٌ قَدْ يُؤَمّ

Kelimin tekili “kelime”dir; “kavl” lafzı ise (kelâm, kelim ve kelimeyi kapsayacak şekilde) umûmîdir.

Bazen “kelime” lafzı ile tam bir kelâm (konuşma/metin) da kastedilebilir.

Musannif ikinci mısrada dilbilimsel terimlerin birbiriyle olan ilişkilerini, farklarını ve şümullerini detaylandırır.

وَاحِدُهُ كَلِمَةٌ: Kelim lafzı cins ismi cem’î olduğu için onun tekil birimine (müfredine) “kelime” denir. Kelime; tek bir manaya vaz’edilmiş müfret lafızdır (Zeyd, kâtib, fî vb.).

وَالْقَوْلُ عَمّ: “Kavl” lafzı ise en genel terimdir. Kelâm, kelim ve kelime kavramlarının her birine rahatlıkla “kavl” denilebilir. Ancak her kavl, kelâm olmak zorunda değildir. İbn ‘Akîl ve el-Eşmûnî gibi şârihler bu terimler arasındaki mantıkî ilişkiyi (umum-husus ilişkisini) şöyle özetlerler:

Kelâm: İki veya daha fazla kelimeden oluşup tam fayda veren yapıdır (Zeyd Kâim’dir).

Kelim: Anlamlı olsun veya olmasın en az üç kelimeden oluşan dizilimdir. Eğer “Eğer Zeyd ayakta durursa…” (إِنْ قَامَ زَيْدٌ) derseniz, bu yapı 3 kelimeden oluştuğu için kelimdir ama fayda tamamlanmadığı için kelâm değildir. Fakat “Zeyd’in babası kâimdir” (قَامَ أَبُو زَيْدٍ) derseniz bu yapı hem kelâm (faydalı) hem de kelim (3 kelime) olur.

Kavl: Kelâmı da, kelimi de, tek başına duran kelimeyi de kapsayan en genel çatıdır.

وَكَلِمَةٌ بِهَا كَلَامٌ قَدْ يُؤَمّ: Mısranın son kısmında İbn Mâlik çok latif bir mecazî dil kullanımına temas eder. Lügatte veya örfî kullanımda bazen tek bir “kelime” lafzı söylenerek bununla tam bir kelâm (uzun bir konuşma, kaside veya hutbe) kastedilebilir. Nitekim Arapça’da “Lâ ilâhe illallâh” cümlesine “Kelime-i Tevhîd” denmesi, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Şâirlerin söylediği en doğru kelime Lebîd’in şu sözüdür…” buyurarak tâm bir mısrayı zikretmesi veya “Hatip güzel bir kelime (konuşma) irat etti” denilmesi buna örnektir. Musannif buradaki قَدْ harfiyle bunun asıl nahiv tanımı değil, örfî ve mecazî bir kastetme (قد يُؤَمُّ) olduğunu hatırlatmaktadır.

Bu Dersten Öğrendiklerimiz:

1. Nahivde Kelâmın Şartları: Nahiv ehlinin katında bir yapının kelâm sayılabilmesi için mutlaka telaffuz edilen bir lafız olması ve muhatapta sükûtu sağlayan tam bir fayda (mufîd) taşıması şarttır.

2. Gizli Özneli Emrin İsnadı: اسْتَقِمْ gibi tek sözcük görünen emr-i hâzır yapıları, içlerindeki gizli fâil ile birlikte müfîd birer kelâm (cümle) oluştururlar.

3. Kelim ve Kelâm Farkı: Kelim en az üç kelimeden oluşan dizilimdir (faydalı veya faydasız olabilir); kelâm ise kelime sayısı kaç olursa olsun tam fayda veren cümledir.

4. Kavl Teriminin Kuşatıcılığı: Kavl lafzı kelâmı, kelimi ve kelimeyi şâmil olan en genel gramer terimidir.

5. Kelimelerin Üçlü Tasnifi: Arap dilindeki bütün kelimeler istikrâ yöntemiyle isim, fiil ve harf olmak üzere kesin olarak üç kısma ayrılır.

6. Mecazî Kelime Kullanımı: Örfte ve edebi dilde tek bir “kelime” lafzıyla tam bir hutbe, kaside veya kelâm cümlesi kastedilebilir.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz