«
  1. Anasayfa
  2. Akide
  3. Tahâvî ve Eseri | Tahâvî Akîdesi Şerhi (1)

Tahâvî ve Eseri | Tahâvî Akîdesi Şerhi (1)

Teysîru’l-Beyân

تَيْسِيرُ الْبَيَانِ لِشَرْحِ الْعَقِيدَةِ الطَّحَاوِيَّةِ

Teysîru’l-Beyân li-Şerhi’l-Akîdeti’t-Tahâviyye

TAHÂVÎ AKÎDESİ ŞERHİ 

 -Birinci Ders-

Tahâvî ve Eseri

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

Metin

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ.

قَالَ الْعَلَّامَةُ حُجَّةُ الْإِسلَامِ أَبُو جَعْفرٍ الْوَرَّاقِ الطَّحَاوِيّ الْمِصْرِيِّ رَحِمَهُ اللَّهُ:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle.

Allâme Hüccetu’l-İslâm Ebû Cafer el-Varrâk et-Tahâvî el-Mısrî (v.321/933) rahîmehullâh şöyle demiştir:

بِسْمِ اللَّهِ: Allâh’ın ismiyle. | الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ: Rahmân ve Rahîm olan. | قَالَ: Şöyle demiştir. | الْعَلَّامَةُ: Allâme, büyük âlim. | حُجَّةُ الْإِسلَامِ: Hüccetu’l-İslâm. | أَبُو جَعْفرٍ الْوَرَّاقِ الطَّحَاوِيّ الْمِصْرِيِّ: Ebû Cafer el-Varrâk et-Tahâvî el-Mısrî. | رَحِمَهُ اللَّهُ: Allâh ona rahmet etsin (rahîmehullâh).

Şerh

Eserini şerh edecek olduğumuz büyük ilim ehli Ebû Cafer et-Tahâvî (v. 321/933) rahîmehullâhtır. Tam adı, Ahmed bin Muhammed bin Selâme bin Seleme el-Ezdî el-Hacerî el-Mısrî et-Tahâvî’dir. Künyesi Ebû Cafer’dir. “el-Varrâk” nisbesiyle de anılır. Yukarı Mısır’daki Tahâ köyüne nisbetle “Tahâvî” olarak meşhur olmuştur. İslâm dünyasının çok önemli bir muhaddisi, fakîhi ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat akîdesinin yılmaz bir müdâfiîdir.

Tahâvî rahîmehullâh hakkında bilinmesi gereken temel husûslar şunlardır:

İlmi Mîrâsı ve Yetişmesi: İmâm Tahâvî, ilme ve âlimlere değer veren köklü bir âilede neşet etmiştir. Dayısı, İmam Şâfiî’nin önde gelen talebelerinden İmâm el-Müzenî’dir (v. 264/878). Başlangıçta dayısından Şâfiî fıkhını okumuş, ancak daha sonra Ebû Hanîfe rahîmehullâh ve talebelerinin fıkhına yönelerek Hanefî mezhebine intisâb etmiştir. Mısır’da Hanefî fıkhının riyâseti (liderliği) kendisine müntehî olmuş, hem hadîs hem de fıkıh alanında kendi döneminin en büyük otoritelerinden biri hâline gelmiştir.

Akîdedeki Duruşu ve “el-Akîdetü’t-Tahâviyye”: İmâm Tahâvî’nin en meşhur eseri olan ve bizim de “Beyânu Akîdeti Ehli’s-Sunne ve’l-Cemâa” bilininen adıyla “el-Akîdetü’t-Tahâviyye”, İslâm ümmeti tarafından hüsn-i kabûl görmüş muazzam bir metindir. O, bu eseriyle Mu’tezile, Cehmiyye, Kaderiyye, Havâric ve Şîa gibi sapkın fırkaların akîde alanında oluşturduğu tahrîfatlara karşı, Ebû Hanîfe ve talebelerinin de üzerinde bulunduğu katıksız Selef akîdesini (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat inancını) hülâsa etmiştir. Rabbimizin sıfatlarını inkâr etmeden ve mahlûkata benzetmeden tasdîk eden sâf tevhîd inancını savunmuştur.

Eserleri: Ömrünü ilme adayan İmâm Tahâvî’nin pek çok kıymetli eseri vardır. Akîde metninin dışında en bilinen eserleri şunlardır:

• Şerhu Müşkili’l-Âsâr: Hadîsler arasında var gibi görünen çelişkileri (teâruz) giderdiği, hadîs ilmindeki derinliğini gösteren muazzam bir kaynaktır.

• Şerhu Meâni’l-Âsâr: Ahkâm hadîslerini Hanefî fıkhı usûlüne göre tasnîf ve tahlîl ettiği temel fıkıh/hadîs kitâbıdır.

İlim Ehlinin Onun Hakkındaki Şehâdeti: İslâm âlimleri, İmâm Tahâvî’nin ilmi, hıfzı, sika (güvenilir) oluşu ve akîdedeki istikâmeti konusunda ittifak etmişlerdir. İbn Yûnus onun hakkında, “Sika, sebt, fakîh, akıllı ve kendisinden sonra onun gibisinin yerine geçmediği bir âlimdir.” demiştir. Allâme İbn Kesîr de onu övmüş, fıkıh ve hadîsteki eşsiz yerine dikkat çekmiştir.

Hülâsa olarak İmam Tahâvî; Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı bağlı, Selef-i Sâlihîn’in izinden giden, bid’atlerden arınmış Ehl-i Sünnet akîdesini sonraki nesillere taşıyan bir “Huccetu’l-İslâm”dır.

Müellifimizi tanıdıktan sonra müellefe yani -Allâh’ın izni ve keremiyle- şerh edeceğimiz metni tanıtmaya geçebiliriz:

İmâm Tahâvî rahîmehullâh’ın te’lîf ettiği bu mûteber metin, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat’in inanç esaslarını (usûlü’d-dîn) hülâsa eden, İslâm ümmetinin asırlardır üzerinde ittifak ettiği en kıymetli akîde metinlerinden biridir. Bu eserin ehemmiyetini ve ümmet nezdindeki yerini birkaç temel başlık altında zikretmek mümkündür:

Metnin Gâyesi ve Telîf Sebebi: Bu metnin temel gâyesi, Selef-i Sâlihîn’in sâf ve duru i’tikâdını muhâfaza etmek, onu sonradan ortaya çıkan kelâmî tartışmalardan ve bid’at ehlinin (Cehmiyye, Mu’tezile, Kaderiyye, Havâric ve benzeri fırkaların) tahrîfatından korumaktır. İmâm Tahâvî, eserin hemen başında ifâde ettiği üzere, bu akîdeyi büyük İslâm fakîhlerinin; Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed bin Hasen eş-Şeybânî’nin üzerinde bulunduğu i’tikâdî esaslar üzerine binâ etmiştir. Bu hakîkat, ilk nesillerin fıkıh ve akîde arasında bir ayrım gözetmediğini, fürûatta (amelî hükümlerde) derinleşen âlimlerin asıllarda (i’tikâdda) da hak yolda sâbitkadem olduklarını göstermektedir. Şüphesiz ilim, kişiyi Rabbini tanımaya ve O’na karşı hakkıyla haşyet duymaya sevk etmelidir. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

﴿إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ ﴿٢٨﴾﴾

“Kulları içinden Allâh’tan ancak âlimler (gereği gibi) korkar. Şüphesiz Allâh Azîz’dir, Ğafûr’dur.” [Fâtır: 35/28]

Muhtevâsı ve Ehl-i Sünnet Menheci: Tahâviyye metni, dînin asıllarını kâmil ve eksiksiz bir sûrette ele alır. Muhtevâsında şu temel konular büyük bir hassasiyetle işlenmektedir:

• Tevhîd: Allâh’ın birliği, Hâlık ve Râzık oluşu, kemâl sıfatlarının isbâtı ve O’nun mahlûkata benzemekten (teşbîh ve temsîlden) mutlak sûrette tenzîh edilmesi.

• Nübüvvet: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in risâletinin hak olduğu, O’nun Hâtemü’l-Enbiyâ (Nebîlerin sonuncusu) olduğu ve getirdiği her haberin tereddütsüz tasdîk edilmesi.

• Kader: Hayrın ve şerrin Allâh’ın takdîriyle olduğu, kulların cüz’î irâdesi ile Allâh’ın küllî irâdesi ve yaratmasının mükemmel uyumu.

• Âhiret ve Gaybiyyât: Kabir azâbı, mîzân, sırât, havz, şefâat, cennet ve cehennemin ebedî ve hak oluşu.

• Îmân ve İslâm: Îmânın tâbiri, ehl-i kıblenin küfre varmadığı sürece büyük günah işlese dâhi helâl saymadıkça dînden çıkmadığı ve tekfîr husûsundaki şer’î sınırlar.

• Sahâbe-i Kirâm’ın Hukûku: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbına muhabbet beslemek, onların fazîletlerini tasdîk etmek ve onları hayırla yâd etmek.

Metnin en bâriz husûsiyeti, lafızlarının son derece vecîz, özlü ve nasslara sımsıkı bağlı olmasıdır. Yunan felsefesinden ve kelâmcıların karmaşık ıstılâhlarından büsbütün arındırılmıştır. Sâdece Kur’ân ve Sünnet’ten beslenen bu menheci öğrenirken, dînde doğruluğu (sıdk) ve ihlâsı şiâr edinmek zarûrîdir. Zîrâ i’tikâdda sırât-ı müstakîm üzere olmak, kişiyi ebedî kurtuluşa ulaştırır. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

«عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ، فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ.»

“Doğruluğa (sıdka) sarılın! Zîrâ doğruluk iyiliğe (birre) götürür, iyilik ise cennete götürür.” [Buhârî (6094); Müslim (2607)]

Ümmet Nezdindeki Kabûlü ve Amelî Yönü: Bu kıymetli eser, te’lîf edildiği günden itibâren Ehl-i Sünnet ulemâsı tarafından büyük bir teveccühle karşılanmıştır. Mezhebi ne olursa olsun Ehl-i Sünnet âlimleri bu metni sâhiblenmiş, dînin asıllarında ümmeti birleştiren mühim bir halka olarak kabûl etmişlerdir. Zîrâ bu metin, şâz ve ferdî görüşleri değil, sahâbe ve tâbiîn neslinin üzerinde icmâ ettiği hakîkati temsil etmektedir.

Bu akîdeyi öğrenmek, sâdece zihnî bir mâlûmat birikimi sağlamak için değil, bilâkis Allâh’a hakkıyla kulluk etmek (amel) içindir. Tâbiînin büyük zâhidlerinden Mâlik bin Dînâr rahîmehullâh, ilmin amelle ve edeple birleşmesinin meyvesini şöyle ifâde etmiştir:

“Kim ilmi amel etmek için öğrenirse, ilmi onu (kibrini) kırar ve alçakgönüllü yapar. Kim de onu amel dışı gaye için öğrenirse, ilmi onun ancak gurur ve övüncünü artırır.”[1]

İşte Tahâvî metni; mü’mini Rabbini hakkıyla tanımaya, kibir ve cehâletten arınarak tam bir teslîmiyetle O’na boyun eğmeye dâvet eden mübârek metindir.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] İbn Abdilberr, Câmi’u Beyâni’l-İlmi ve Fadlih: 1/574.

Bir Cevap Yaz