«
  1. Anasayfa
  2. Ahlak
  3. Zarar Vermek Yoktur | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (14)

Zarar Vermek Yoktur | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (14)

ahlak hadisleri 14

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ

Zarar Vermek Yoktur

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ.» رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ (2341)، وَغَيْرُهُ.

14. İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “(İslâm’da) zarar vermek yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” Bu hadîsi, İbn Mâce (2341) ve ondan başkaları rivâyet etmişlerdir.

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: İbn Abbâs’tan. | رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: Allâh ikisinden de râzı olsun. | قَالَ: Dedi ki. | قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: Allâh’ın Rasûlü buyurdu. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Allâh ona salât ve selâm eylesin. | لَا ضَرَرَ: Zarar vermek yoktur | وَلَا ضِرَارَ: Zarara zararla mukâbele etmek / karşılık vermek de yoktur.

Tahriç:

Bu azîm fıkıh ve ahlâk kânûnu olan hadîs-i şerîfi İmâm İbn Mâce Sünen’inde Kitâbu’l-Ahkâm’da “Komşusuna Zarar Veren Kimse Bâbı”nda 2341. hadîs olarak İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet etmiştir.

Ayrıca İmâm Ahmed bin Hanbel “Müsned”inde (2867), Dârakutnî Sünen’inde (3079), Hâkim el-Müstedrek’te (2345), Beyhakî “es-Sunenu’l-Kubrâ”da (11384) ,  İmâm Mâlik “Muvatta”ında (2860) ve İmâm Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’de (1387) tahriç etmişlerdir.

Hadîsin sıhhati ve İslâm fıkhındaki mevkiî husûsında el-Hâfız İbn es-Salâh, İmâm en-Nevevî ve İbn Receb el-Hanbelî; hadîsin İbn Abbâs, Ebû Saîd el-Hudrî, Ubâde bin es-Sâmit ve Âişe radîyallâhu anhum gibi müteaddit sahâbîlerden gelen muhtelif tarîklerinin birbirini takviye ettiğini, hadîsin “hasen” veya “sahîh lighayrihi” derecesine ulaştığını beyân etmişlerdir. İslâm âlimleri bu hadîs-i şerîfin fıkhın ve ahlâkın üzerine binâ edildiği beş ana küllî kaideden biri (“الضَّرَرُ يُزَالُ / Zarar İzâle Olunur”) olduğu husûsında icmâ etmişlerdir.[1]

Kelimeler ve Kavramlar:

«لَا»: Cinsini nefyeden nâfiyedir; İslâm şerîatında zararın varlığını, meşrûiyyetini ve imkânını şer’ân ilgâeder, nehiy (yasaklama) mânâsı taşır.

«ضَرَرَ»: Kulun bizzat kendi nefsine veya bir başkasının canına, malına, aklına, nesline ve ırzına ilk olarak (ibtidâen) ve haksız yere zarar vermesidir.

«وَلَا ضِرَارَ»: Karşılıklı zarar vermek; kendisine verilen bir zarara meşrû sınırları aşarak haksızlıkla mukabele etmek yahut kendisine hiçbir faydası yokken sırf başkasına kötülük olsun diye zarara yol açmaktır.

Şerh:

Bu mübârek hadîs-i şerîf; dîn-i mübînin adâlet, merhamet ve emniyyet sütunlarını muhâfaza eden, kulun gerek Rabbiyle gerekse mahlûkâtla olan münâsebetlerinde her türlü zulmü, haksızlığı ve eziyeti fermanla yasaklayan muazzam bir nübüvvet kânûnudur. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, iki kelimeden ibâret olan bu câmi’ kelâmıyla İslâm hukukunun ve toplumsal ahlâkın omurgasını çatmıştır. Nitekim fakîhler, mefsedetlerin izâlesini maslahatların celbine takdîm eden usûl kâidelerinin tamâmını bu nebevî buyruğun şümûlünde mülâhaza etmişlerdir.

İslâm dîni; insânın rûhunu, bedenini, şerefini ve mülkünü mukaddes saymıştır. Zîrâ dârü’l-İslâm’da vaz’ edilen ahkâmın yegâne gâyesi, zarûrât-ı dîniyye ve dünyeviyyenin muhâfazası ile yeryüzünde emn ü emânın kemâle ermesidir. Hiçbir kulun, kendi nefsine kıymaya, bedenini helâke atmaya yahut Allâh’ın kendisine emânet ettiği malı haram yollarla zâyi etmeye hakkı olmadığı gibi; bir başka Müslüman kardeşinin yahut masum bir canlının hakkına tecâvüz etmeye de selâhiyeti yoktur. Mükerrem kılınan insânın hürmetine riâyet etmek, mânevî mes’ûliyetin ve kulluk edebinin en aslî iktizâsıdır. Haksız yere verilen her zarar, Âlemlerin Rabbi olan Allâh’ın koyduğu hudûdu ihlâl etmektir. Üstelik İslâm ahlâkı sâdece kötülük başlatmayı değil; kötülüğe kötülükle, zarara intikam hırsıyla haksızca karşılık vermeyi de reddeder. Meşrû müdâfaa ve hak talebinde dahi haddi aşmamak, şahsî husûmetleri hukûkî ve ahlâkî nizâmın önüne geçirmemek esastır.

Hakîkî mümin, haksızlığa uğradığında adâlet ve şerîat sınırları dâhilinde hakkını arayan, nefsânî intikam duygularıyla karşı tarafa ilâve zararlar vermekten kaçınan kimsedir. Nihâyetinde zararın zararla izâle edilemeyeceği esâsı, İslâm toplumunda intikam girdaplarının açılmasını önleyen ve sulhu dâim kılan en metîn teminattır.

Allâh Teâlâ, kullarına zararı ve zarara yol açmayı muhtelif âyetlerde nehyederek şöyle buyurmaktadır:

﴿وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُواۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ ﴿231﴾﴾

“Haklarını ihlâl etmek amacıyla zararlarına olarak onları (kadınları) tutmayın. Kim böyle yaparsa, artık o kendi nefsine zulmetmiş olur.” [Bakara: 2/231]

Aynı şekilde mirâsta ve vasiyette vârislere zarar vermeyi yasaklayarak şöyle buyurmaktadır:

﴿مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ ﴿١٢﴾﴾

“Yapılan vasiyetin veya borcun, mirâsçılara zarar verme amacı taşımaması şartıyla (paylaştırma yapılır). Bu, Allâh tarafından verilmiş bir hükümdür.” [Nisâ: 4/12]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh, hadîsin dînî ve fıkhî boyutuna dâir şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Zarar vermek yoktur ve zarara zararla karşılık vermek de yoktur’ sözünde âlimler; iki lafız arasında fark olup olmadığını tartışmışlardır. Biri bunun tekit için aynı mânâda olduğunu söylemişse de meşhur olan aralarında fark bulunduğudur… Her kârda Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ancak haksız yere yapılan zararı ve zarara karşılık vermeyi nefyetmiştir. Fakat bir kimseye haklı bir sebeple zarar verilmesi; ya Allâh’ın hudûdunu aştığı için suçunun miktarınca cezâlandırılması yahut mazlûmun adâletle hakkını talep etmesi bu hadîsin şümûlü dışındadır.”[2]

Şeyh San‘ânî rahîmehullâh ise hadîsin şerhine dâir şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Zarar vermek yoktur’ sözündeki zarar, faydanın zıddıdır… Mânâsı: Kişi kardeşine zarar verip onun hakkından bir şeyi eksiltemez. Dirâr ise bir kimsenin kendisine verilen zarara karşı, muhatabına haksızca zarar sokarak karşılık vermemesidir. Dolayısıyla ‘zarar’ fiilin ibtidâsı (başlatılması), ‘dirâr’ ise ona verilen (haksız) cezâdır.”[3]

İslâm dîninde adâletin yerine getirilmesi ve meşrû cezâların uygulanması haksız bir zarar sayılmaz; aksine toplumu daha büyük felâketlerden ve zulümlerden koruyan ilâhî bir rahmettir. Çünkü Allâh Teâlâ’nın koyduğu hükümler ve cezâlar insânî ihtiraslardan uzaktır; toplumun ortak menfâatini sağlamayı ve her türlü bozgunculuğu önlemeyi amaçlar. Buna karşılık, dışarıdan kânûnî ve meşrû görünse dahî şahsî kinlerle, komşuyu rahatsız etmek amacıyla, ticârette aldatmayla, mîrasta vârislerin hakkını gasp etmek niyetiyle yahut eşler arasındaki kırgınlıklarda eziyet vermek gâyesiyle atılan her adım haramdır ve azâbı gerektirir. Şeklen hak arayışı gibi sunulsa bile, özünde sırf başkasına zarar verme ve kötülük etme niyeti taşıyan bu tür davranışlar, fıkhın “zarar ortadan kaldırılır” temel kâidesi gereğince geçersizdir ve dînî-hukûkî bir koruma göremez. Dolayısıyla niyeti kötülük ve haksızlık olan her muâmele, dünyâda şeklen kılıfına uydurulsa bile, âhiretteki büyük vebâlden ve ilâhî hesâbtan aslâ kurtulamaz.

Sonuç:

Bu hadîs-i şerîf, İslâm ahlâkının ve hukukunun koruyucu kalkanıdır. Mümin, ne kendisine ne de başkasına haksız yere zarar veremez; kendisine yapılan bir hatâya da nefsinin hevasıyla haksızca mukabele edemez. Her alanda adâlet, emniyyet ve rıfk üzere bulunmak kâmil müminin şiârıdır.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Haksız yere başkasına veya kendi nefsine zarar vermek haramdır ve büyük günâhlardandır.

2. Kendisine verilen zarara haksızlık ve zulmü katlayarak fazlasıyla mukabele etmek (dirâr) yasaklanmıştır.

3. Bu hadîs, İslâm fıkhındaki “الضَّرَرُ يُزَالُ Zarar izâle olunur” kâidesinin temel dayanağıdır.

4. Komşuya, eşe, vârislere, ticârî ortaklara ve bütün insânlara eziyet vermek ve zarara uğratmak şer’ân haramdır.

5. Şer’î cezâlar, suçlulara verilen cezâlar ve adâletin tesisi için verilen zararlar bu nehyin dışındadır; zîrâ onlar adâletin aynısıdır.

6. Meydana gelen zararları gidermek, mağduriyetleri telâfî etmek ve kul haklarını iâde etmek müminler üzerine vâcibtir.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] Zeylâî, Nasbu’r-Râye: 4/385; İbn Mulakkîn, Tuhfetu’l-Muhtâc: 2/297; İbn Receb, Câmiu’l-Ulûm: 667.

[2] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmiu’l-Hikam: 2/212.

[3] San’ânî, Subulu’s-Selâm: 5/218.

Bir Cevap Yaz