«
  1. Anasayfa
  2. Arapça
  3. İsmin Alâmetleri | el-Vecîz Elfiyye Şerhi (4)

İsmin Alâmetleri | el-Vecîz Elfiyye Şerhi (4)

elfiyye

الوجيز في شرح الألفية

el-Vecîz fî Şerhi’l-Elfiyye

– Dördüncü Ders –

İsmin Alâmetleri
(Cer, Tenvîn, Nidâ, ‘El ve İsnâd) 

Giriş

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

İmâm İbn Mâlik rahîmehullâh, bir önceki derste kelimenin ism, fi’il ve harf olmak üzere üç kısma ayrıldığını belirttikten sonra, bu beyitle birlikte her bir kelime türünün kendine has özel alametlerini (alâmât) açıklamaya başlamaktadır. Kelime türleri arasında ilk olarak ismin ele alınması; ismin kelime türlerinin en asıllısı, müstakil mânâ taşımada en güçlüsü ve kelâmın temel direği (müsned ve müsnedün ileyh olabilen tek kelime türü) olmasından kaynaklanır. Bu beyitte ismin fi’il ve harften ayırt edilmesini sağlayan beş (5) temel özel alâmet zikredilmektedir. Bunlar: Cer, Tenvîn, Nidâ, El (harf-i ta’rîf) ve İsnâd’dır (müsnedün ileyh olma).

Metin

بِالْجَرِّ وَالتَّنْوِينِ وَالنِّدَا وَأَلْ … وَمُسْنَدٍ لِلإِسْمِ تَمْيِيزٌ حَصَلْ

10. Cer, tenvîn, nidâ, ‘El (harf-i ta’rîf) ve isnâd ile isim için (diğer kelime türlerinden) ayırt edicilik hâsıl olmuştur.

بِالْجَرِّ: Cer ile (harf-i cer veya idâfet sebebiyle mecrûr olmakla) | وَالتَّنْوِينِ: Ve tenvîn ile (kelimenin sonuna gelen zâit sâkin nûn ile) | وَالنِّدَا: Ve nidâ ile (çağrı nidasına muhatap olmakla) | وَأَلْ: Ve ‘El (harf-i ta’rîf) ile | وَمُسْنَدٍ: Ve isnâd (müsnedün ileyh yapılmak) ile | لِلإِسْمِ: İsim için | تَمْيِيزٌ: Bir temyîz / ayırt edicilik, özel nitelik | حَصَلْ: Hâsıl olmuştur / meydana gelmiştir.

Kelime ve Kavramlar

بِالْجَرِّ: Sözlükte çekmek, sürüklemek anlamına gelen جَرٌّ lafzı, جَرَّ – يَجُرُّ fiilinin mastarıdır. Nahiv ıstılahında ise harf-i cer veya idâfet (tamlama) âmili sebebiyle kelimenin sonunda meydana gelen özel bir i’râb/kesre durumudur. Şârihler (İbn Akîl ve el-Eşmûnî), İbn Mâlik’in “harf-i cer ile” (بِحَرْفِ الْجَرِّ) demeyip doğrudan “cer ile” (بِالْجَرِّ) demesini çok esaslı bir nüktedir; zîrâ bu sayede sadece harf-i cer ile mecrûr olanlar değil, izâfet ile mecrûr olanlar ve mecrûra tâbi olan (sıfat, atıf, tekit, bedel) kelimeler de ismin alâmeti kapsamına girmiş olur. Mısradaki بِ harfi sebebiyyet veya ilsâk belirten harf-i cerdir ve تَمْيِيزٌ kelimesi-ne müteallıktır.

وَالتَّنْوِينِ: Sözlükte ses çıkarmak, nûnlamak demektir; sarf yönüyle تَفْعِيلٌ babından نَوَّنَ – يُنَوِّنُ fiilinin mastarıdır. Nahiv terimi olarak kelimenin sonuna yazıda görünmeyip sadece telaffuzda birleşen, vakıf (duruş) halinde düşen zâit sâkin nûn harfidir. İbn Mâlik’in zikrettiği tenvîn, ismin en kuvvetli alametlerindendir. İbn ‘Akîl ve İbn Hişâm, tenvînin beş türünü öne çıkarırlar: İsmin munsarıf ve hafif olduğunu gösteren tenvîn-i temkîn (زَيْدٌ), belirsizlik bildiren tenvîn-i tenkîr (صَهٍ), cem-i müennes sâlime gelen tenvîn-i mukâbele (مُسْلِمَاتٌ), düşen bir kelime veya cümlenin yerine gelen tenvîn-i ‘ivaz (يَوْمَئِذٍ), ve şiir kafiyelerinde görülen tenvîn-i terânnüm ile tenvîn-i gâlîdir (bu son ikisi isme has değildir). وَالتَّنْوِينِ lafzı بِالْجَرِّ üzerine matuftur.

وَالنِّدَا: Sözlükte yüksek sesle çağırmak, nida etmek manasındadır. Sarfça نَادَى – يُنَادِي fiilinin mastarı olup asli şekli نِدَاءٌ iken şiir vezni sebebiyle hemze düşürülerek نِدَا kalıbında maksûr okunmuştur (kasr-ı memdûd). Nahiv bakımından nidaya muhatap olmak, yani başına يَا, أَيُّهَا gibi nida harflerinin gelebilmesi ismin ayırt edici alâmetidir. Şarihler, nida harfinin kelimenin doğrudan kendisine girmesinin şart olduğunu, nida harfinin ḥarfe girdiğini gösteren يَا لَيْتَنِي gibi örneklerde ise nida harfinin mahzûf bir isme veya tenbihe raci olduğunu belirtirler.

وَأَلْ : Sözlükte bilinen, belirlenen şeye işâret etme harfidir. Nahivcilerin cumhuruna göre (Halîl bin Ahmed ve Müberred) harf-i ta’rîf doğrudan أَلْ iki harflik tek bir yapıdır; Sîbeveyhi’ye göre ise harf-i ta’rîf yalnızca ل harfi olup hemze vasıl hemzesidir. İbn Mâlik burada Sîbeveyhi ve Halîl’in görüşlerini kuşatacak şekilde lafzı أَلْ olarak zikretmiştir. Bir kelimenin başına أَلْ harf-i ta’rîfinin gelebilmesi (الرَّجُلُ, الْغُلَامُ gibi) o kelimenin kesinlikle isim olduğunu gösterir. Mısrada matuf olarak mecrurdur.

وَمُسْنَدٍ & تَمْيِيزٌ حَصَلْ: Sözlükte dayandırılan, nispet edilen demektir; sarfça إِسْنَادٌ (إِفْعَالٌ) babından ism-i mef’ûldür (مُسْنَدٌ). Nahiv ıstılâhında ise kelimenin müsnedün ileyh kılınması, yani kendisine bir hükmün nispet edilmesidir (mübteda veya fâ’il yapılmasıdır). İbn Hişâm ve İbn Akîl’e göre isnâd, ismin alâmetlerinin en faydalısı ve şümulü en yüksek olanıdır; zira تَ zamiri (قُمْتُ), zâ zamiri (ذَا) gibi zamirler ne cer kabul eder, ne tenvîn, ne nidâ, ne de el harf-i ta’rîfi alırlar; onların isim oldukları ancak kendilerine fiil veya haber isnad edilmesiyle (قُمْتُ – Ben kalktım) anlaşılır. تَمْيِيزٌ kelimesi mübteda, حَصَلَ fiil cümlesi onun haberi olup lafzen merfûdur.

10. Mısranın Şerhi:

بِالْجَرِّ وَالتَّنْوِينِ وَالنِّدَا وَأَلْ … وَمُسْنَدٍ لِلإِسْمِ تَمْيِيزٌ حَصَلْ

Cer, tenvîn, nidâ, ‘El (harf-i ta’rîf) ve isnâd ile isim için (diğer kelime türlerinden) ayırt edicilik hâsıl olmuştur.

İmâm İbn Mâlik bu mısrada Arap dilbiliminin en hayâtî ayrım hatlarından birini çizer. Bir kelimenin “isim” olduğunu ispat etmek için onun mânâ derinliğine bakmak her zaman yeterli olmayabilir; zîrâ bazı zamirler ve mebni isimler müstakil bir mânâ taşımıyor gibi görünebilir. İşte nahivciler kelimelerin dış yapısına uygulanan beş amelî test/alâmet vasıtasıyla ismi fiil ve harften kesin olarak ayırırlar.

1. Cer Alameti (بِالْجَرِّ): Arap dilinde fiil asla mecrûr olmaz, harf de asla mecrûr olmaz. Cer kabul etmek sırf isme mahsus bir imtiyazdır. İbn Mâlik’in “harf-i cer” demek yerine mutlak olarak “cer” lafzını seçmesi, cerri doğuran tüm ‘âmilleri kuşatır:

• Harf-i cer ile cer: مَرَرْتُ بِزَيْدٍ (Zeyd’e uğradım) cümlesindeki زَيْدٍ lafzı isimdir.

• İzâfet (Tamlama) ile cer: غُلَامُ زَيْدٍ (Zeyd’in kölesi) tamlamasındaki زَيْدٍ lafzı idâfetle mecrûr bir isimdir.

• Tâbi olduğu için cer: مَرَرْتُ بِزَيْدٍ الْفَاضِلِ (Faziletli Zeyd’e uğradım) cümlesindeki الْفَاضِلِ sıfatı mecrûra tâbi olduğu için mecrûr bir isimdir. Nitekim Basra ve Kûfe nahiv mekteplerinin itti-fakıyla Besmeledeki بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ ayet-i kerimesinde yer alan dört kelimenin dördü de cer alameti (harf-i cer, idâfet ve tebeiyyet) taşıdıkları için tereddütsüz birer isimdir.

2. Tenvîn Alameti (وَالتَّنْوِينِ): Tenvîn, ismin hafifliğini ve munsarıf (i’râbı tam alan) oluşunu îlân eden özel bir sestir. Fiillere ve harflere doğrudan tanım gereği tenvîn gelemez. Şarihler tenvîni iki ana gruba ayırırlar:

A. İsme Has Olan Tenvînler: Temkîn, Tenkîr, Mukâbele ve İvâz olmak üzere dört (4) tanedir.

• Tenvîn-i Temkîn: İsmin fiil ve harf benzerliğinden uzak durup isimlik makamına tam yerleştiğini gösterir; زَيْدٌ, رَجُلٌ gibi.

• Tenvîn-i Tenkîr: Mebnî isimlerde marifeliği belirsizliğe çevirir. Örneğin bilinen Sîbeveyhi için مَرَرْتُ بِسِيبَوَيْهِ denirken, herhangi bir Sîbeveyhi kastedildiğinde مَرَرْتُ بِسِيبَوَيْهٍِ denir.

• Tenvîn-i Mukâbele: Cem-i müennes sâlimdeki nûn sesini, cem-i müzekker sâlimdeki ن harfine karşılık getirmek için konur; مُسْلِمَاتٌ\مُسْلِمُونَ gibi.

• Tenvîn-i İvaz: Düşen bir harfin, kelimenin veya cümlenin yerini tutar. قَاضٍ kelimesinde düşen ي harfinin yerine; كُلٌّ قَائِمٌ kelimesinde düşen مُضَافٌ إِلَيْهِ’nin yerine; حِينَئِذٍ kelimesinde ise düşen tam bir cümlenin yerine gelmiştir.

B. İsme Has Olmayan Tenvînler (Şiir Zevki): Kâfiye sonlarındaki dize uzatmaları için getirilen tenvîn-i terânnüm ve tenvîn-i gâlî bazen fiillere de girebilir; bu yüzden İbn Mâlik’in kastettiği tenvîn isme özel olan ilk 4 türdür.

3. Nidâ Alameti (وَالنِّدَا): Nidâ harfinin (يَا, أَيُّهَا vb.) doğrudan bir kelimenin başına gelerek onu münâdâ kılması ismin belirleyici vasfıdır. Çünkü çağırma ve hitap etme ancak zât sahibi veya zihinde zâtlaştırılmış olan isimlere yönelik yapılabilir. Kur’ân-ı Kerîm’deki يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا gibi ayetlerde يَا harfinin لَيْتَ harfinin başına gelmesi bir nakıza oluşturmaz; zîrâ nahivciler orada nidâ harfinin îkaz/tenbih mânâsında olduğunu veya arada mahzûf bir isim (يَا هَؤُلَاءِ لَيْتَنِي) bulunduğunu belirtirller.

4. El (Harf-i Ta’rîf) Alameti (وَأَلْ): Bir kelimenin başına belirlilik kazandıran أَلْ takısının gelebilmesi (الرَّجُلُ, الْكِتَابُ) onun isim olduğunu gösterir. Şiirlerde vezin daralması sebebiyle muzâri fiillerin başına gelen أَلْ yapıları (مَا أَنْتَ بِالْحَكَمِ التَّرْضَى حُكُومَتُهُ) şâz ve mecazî kabul edilir; hakiki أَلْ sırf isimlerin mülküdür.

5. İsnâd Alâmeti (وَمُسْنَدٍ لِلإِسْمِ): Şârih İbn Hişâm ve İbn Akîl, bu alâmetin bütün alâmetlerin en faydalısı olduğunu vurgularlar. Bir kelimeye haber nispet edilmesi (onun mübteda yapılması) veya fiil nispet edilmesi (onun fâ’il yapılması) onun kesinlikle isim olduğunu kanıtlar.

Zamirler (أَنَا, أَنْتَ, تُ), ismi mevsuller (الَّذِي) ve işaret isimleri (هَذَا) ne cer kabul eder, ne tenvîn alırlar, ne başlarına “el” girer, ne de nidâ kabul ederler. Bu zamirlerin isim olduğunu ispat eden yegâne delîl müsnedün ileyh olabilmeleridir. Örneğin قُمْتُ (Kalktım) kelimesindeki تُ (tâ-i fâ’il) zamiri ne cerlenir ne tenvînlenir; fakat “kalkma” fiili kendisine isnad edildiği (fâ’il yapıldığı) için tereddütsüz bir isimdir.

Bu Dersten Öğrendiklerimiz:

1. İsmin Önceliği: Kelime türleri (ism, fi’il, harf) arasında ilk olarak ismin alâmetleri işlenmiştir; zîrâ isim kelâmın özü ve aslıdır.

2. Beş Temel Alamet: Bir kelimenin isim olduğu cer, tenvîn, nidâ, ‘el takısı ve isnâd alâmetlerinden en az biriyle anlaşılan kesin bir gerçektir.

3. Şümullü Cer Anlayışı: Cer alâmeti sadece harf-i cerleri değil, izâfetle mecrûr olanları ve mecrûra tâbi olan sıfat/atıf yapılarını da kapsayan en genel i’râb işâretidir.

4. Tenvînin Çeşitliliği: Tenvîn tek tip değildir; temkîn, tenkîr, mukâbele ve ivaz tenvînleri doğrudan isme has imtiyazlardır.

5. İsnâdın En Kapsayıcı Alamet Olması: İsnâd (müsnedün ileyh olma), diğer 4 alâmeti kabul etmeyen kapalı zamirlerin ve mebnî yapıların isim olduğunu ispatlayan en güçlü ve en faydalı alâmettir.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz