ŞARAP SİRKESİ İHTİVA EDEN SİRKENİN TÜKETİLMESİNİN HÜKMÜ
Soru: Şirket tarafından bana gönderilen bir hediye kutusunda bulunan balzamik sirkenin içeriğini okuduğumda %51 oranında şarap sirkesi olduğunu farkettim, bu ürünü tüketmenin hükmü nedir?
Cevâb: Hamd ve hüküm yalnızca Allâh’u Teâlâ’ya mahsûstur. Salât ve selâm Muhammed aleyhisselâm’a, onun âline ve ashâbına olsun.
• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü:
Fukahânın çoğunluğuna (cumhûra) göre; şarap herhangi bir müdâhale olmaksızın kendi kendine sirkeleşirse, bundan elde edilen sirkeyi kullanmanın câiz olduğu hususunda ihtilâf yoktur. Aynı şekilde, şarabın güneşten gölgeye veya gölgeden güneşe taşınması sebebiyle sirkeleşmesi de bu hükme dâhildir. İmâm Nevevî rahîmehullâh, bu konuda şöyle demiştir:
“Şarap kendi kendine sirkeleşirse, ulemânın çoğunluğuna göre temiz olur. Mâlikî âlimi Kâdı Abdülvehhâb bu hususta icmâ nakletmiştir.” [el-Mecmû: 2/579]
Sizin sualiniz ise; aslı üzüm şırası veya şarap olan, ancak çeşitli işlemlerden geçirilerek sirkeye dönüştürülmüş yahut içeriğinde “şarap sirkesi” ibâresi bulunan ürünlerin (balzamik sirke gibi) kullanımının câiz olup olmadığına dâirdir. Bu mes’ele, fukahâ arasında ihtilâflı bir konudur. el-Mevsûatu’l-Fıkhiyye isimli eserde şöyle denilmiştir:
“Şâfiîler, Hanbelîler ve Mâlik’ten bir rivâyet: Müdâhale ile sirkeleştirmek helâl değildir ve bu işlemle madde temizlenmez. Delîlleri: Ebû Talha’nın, kendisine yetimlerden mirâs kalan şarap için ‘Onu sirke yapalım mı?’ sorusuna Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Hayır, onu dök’ buyurmasıdır. Ayrıca şaraptan uzak durmakla emrolunduk; onu mal edinmek amacıyla ona yaklaşmak (işlemek) câiz olmaz.
Hanefîler ve Mâlikîlerdeki râcih (kuvvetli) görüş: Müdâhale ile sirkeleştirmek câizdir; bu sirkenin içilmesi ve yenilmesi helâldir. Delîlleri: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Sirke ne güzel katıktır’ sözünün genel olmasıdır; müdâhale ile olan veya olmayan diye ayırmamıştır. Ayrıca bu işlem bozucu vasfı giderip yararlı vasfı (ilaç ve besin olma gibi) getirir. Haramlık gerekçesi ortadan kalkınca madde helâl olur. Bu bir iyileştirme (ıslâh) işlemidir; dolayısıyla derinin tabaklanarak temizlenmesine kıyâs edilir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Deri tabaklandığında temiz olur’ buyurmuştur.” [el-Mevsûatu’l-Fıkhiyye, 9/260]
Bu görüşler içerisinde; “müdâhale ile sirkeleştirmek câizdir; bu sirkenin içilmesi ve yenilmesi helâldir” görüşünü tercih ediyoruz. Her ne kadar genel yaklaşımımızda Şâfiî mezhebinin görüşlerini esas alsak da bu mes’elede “istihâle” ilkesinin belirleyici olması sebebiyle cevâz yönünü tercih ediyoruz. Zîrâ istihâle kâidesi; özellikle günümüzde yaygınlaşan karmaşık üretim süreçleri, endüstriyel gıda katkıları ve kaynağı itibarıyla şüpheli maddeler karşısında, Müslümanların harama düşmekten korunmalarında ve fıkhî hükümlerin hakîkat merkezli bir şekilde uygulanmasında ve daha yaşanabilir olmasında son derece önemli ve işlevsel bir ilkedir.
• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:
Hükmün binâ edildiği şer’î delîller şöyledir:
a) Sünnet: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, sirkeyi genel bir ifâde ile övmüş ve helâl kılmıştır:
«نِعْمَ الْإِدَامُ الْخَلُّ.»
“Sirke ne güzel katıktır.” [Müslim, Eşribe, 164; Tirmizî, Et’ime, 35]
Bu hadîs mutlaktır; yâni sirkenin neyden (üzümden, elmadan veya şaraptan) yapıldığına dâir bir ayrım getirmemiş, nihâî ürünün sirke olmasını yeterli görmüştür.
Bir Şüphenin İzâlesi: Bazı rivâyetlerde Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in, yetimlere âit şarabın sirkeye dönüştürülmesini yasaklayıp dökülmesini emretmesi mes’elesi vardır. Enes bin Mâlik radıyallâhu anh’dan rivâyet olunduğuna göre; Ebû Talha, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e şaraba vâris olan yetimlerin elinde bulunan bu şarabı sormuş, Rasûlullâh: “Onu dök!” cevabını vermiştir. Ebû Talha: أَفَلَا أَجْعَلُهَا خَلًّا؟ قَالَ: لَا “(Ebû Talha): Onu sirke de yapmayayım mı? diye sorunca, Rasûlullâh: ‘Hayır!’ buyurmuştur.” [Ebû Dâvûd, Eşribe, 3; Tirmizî, Buyû, 58]
Bu yasak, Müslümanın elinde şarap bulundurmasını engellemek içindir. Ayrıca bu olay, içkinin yeni haram kılındığı ilk zamanlarda gerçekleşmiştir. O dönemde insânların kalbinden içki sevgisini tamâmen söküp atmak ve içkiyle olan bağlarını koparmak için Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sert tedbirler uygulamıştır. Eğer şarabın sirkeye dönüştürülmesine izin verilseydi, insânlar “sirke yapacağız” bahanesiyle evlerinde şarap saklamaya devam edecekler ve bu durum onların tekrar içkiye dönmesine veya haramla ünsiyet kurmasına yol açabilecekti. Sonuç olarak içki yasağı yerleşip İslâm toplumu bu konuda bilinçlenince, bu sert hüküm (dökme emri) kalkmış; malın korunması ve ıslâh edilmesi ilkesi geri gelmiştir. Şarap, haram olmakla birlikte “mütekavvim” (ekonomik değeri olan) bir maddeye dönüşme potansiyeline sâhibtir. Artık dökmek yerine, onu temiz bir gıdaya dönüştürmek “malı kurtarmak” sayılmıştır.
b) Kâide: Bu mes’eledeki kâide istihâle yani kimyasal dönüşüm kâidesidir.
İstihâle Kâidesi: İstihâle, fıkıhta necis veya haram bir maddenin, mahiyetinin (hakîkatinin/kimyevî yapısının) değişerek başka bir maddeye dönüşmesi şeklinde tanımlanır. Bu dönüşüm neticesinde ortaya çıkan yeni maddenin hükmü, önceki maddenin hükmüne değil, yeni kazandığı hakîkate göre belirlenir. Şarabın (etil alkol içeren sıvının) sirkeye (asetik asit) dönüşmesi, fıkıhta istihâlenin en açık ve klasik örneklerinden biri olarak zikredilmiştir.
Bu hüküm, usûl-i fıkıhta yer alan şu genel kâideye dayanır:
اَلْحُكْمُ يَدُورُ مَعَ عِلَّتِهِ وُجُودًا وَعَدَمًا.
“Hüküm, illetin varlığıyla var olur; yokluğuyla da ortadan kalkar.”
Şarabın haram kılınmasının illeti, iskâr (sarhoş edicilik) vasfıdır. Bu vasıf ortadan kalkıp madde, sarhoş edici olmaktan çıkıp ekşime/sirkeleşme vasfını kazandığında, haramlık hükmü de illetin zâil olması sebebiyle ortadan kalkar. Bu durumda ortaya çıkan madde artık şarap değil, sirke olup; hükmü de buna göre tayin edilir.
• Değerlendirme:
Söz konusu üründe yer alan “%51 şarap sirkesi” ibâresi, teknik bir tanımlama mahiyetindedir. Bu ifâde, ürünün %51 oranında şarap içerdiği anlamına değil; şaraptan elde edilmiş sirkenin %51 oranında bulunduğu anlamına gelmektedir. Şişe üzerinde kullanılan “şarap sirkesi” ifâdesi, maddenin mevcut hâlini değil, aslını (hammaddesini) belirtmektedir.
Oysa şer’î değerlendirmede esas alınan husus, maddenin isimlendirilmesi değil; hakîkatinin değişip değişmediğidir. Şayet söz konusu sıvı, sarhoş edici özelliğini (iskâr) tamâmen yitirerek asidik bir yapıya (sirke / asetik asit) dönüşmüş ise, artık o madde şarap değil, sirkedir. Sirke ise zâtı itibarıyla temiz ve helâldir.
a) İllet (Hükmün Gerekçesi): Haramlığın illeti, maddenin sarhoş edici (iskâr) özelliğe sâhib olmasıdır. Balzamik sirke veya şarap sirkesi, kimyasal açıdan asetik asit mahiyetinde olup sarhoş edici vasfını tamâmen kaybetmiştir. Nitekim çok miktarda tüketildiğinde dahi sarhoş edici bir etkisi bulunmamaktadır; bilakis aşırı tüketimi mideyi rahatsız eder. Bu itibarla, sarhoş etme vasfı bulunmayan bir maddenin azı da çoğu da helâldir.
b) Hikmet: Allâh’u Teâlâ, temiz ve tayyib olan şeyleri helâl kılmıştır. Sirke, bozulmayı önleyen, gıdaya lezzet katan ve tab’an temiz (tayyib) bir gıda maddesi olup bu kapsamda değerlendirilmektedir.
c) Şüphenin Giderilmesi: Şayet ürün içerisinde fermantasyonu tamâmlanmamış, hâlen sarhoş edici oranda alkol ihtiva eden bir sıvı bulunsaydı -ki ticârî olarak üretilen sirkelerde bu durum genellikle söz konusu değildir- böyle bir madde haram olurdu. Ancak “sirke” adı altında piyasaya sunulan ürünlerde istihâle süreci tamâmlanmış olup, sarhoş edici özellik bütünüyle ortadan kalkmıştır.
• Sonuç
Elinizdeki balzamik sirkenin içeriğindeki “şarap sirkesi”, şer’ân “hamr” (içki) hükmünde değildir; istihâle yoluyla temizlenmiş “sirke” hükmündedir.
Bu sebeble, bu sirkeyi tüketmek câizdir. İçindeki orana veya isimlendirmeye takılmamak gerekir; zîrâ aslolan isimlendirme değil, maddenin hakîkatidir.
Ancak, kalbinizde vesvese oluşuyorsa ve ihtilâftan uzak durmak isterseniz -ki bu tavsiye ettiğimiz bir şeydir- şu hadîsi hatırlatırız:
«دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ.»
“Seni şüphelendiren şeyi bırak, şüphelendirmeyene yönel.” [Tirmizî, Kıyâmet, 60]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

