«
  1. Anasayfa
  2. Ahlak
  3. Müslüman, Elinden ve Dilinden Emin Olunan Kişidir | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (10)

Müslüman, Elinden ve Dilinden Emin Olunan Kişidir | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (10)

ahlak hadisleri 10

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْهُ

Müslüman, Elinden ve Dilinden Emin Olunan Kişidir

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِه.ِ» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ (10) وَمُسْلِمٌ (40).

10. Abdullâh bin Amr radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden (zarar görmeyip) selâmette kaldığı kimsedir.” Bu hadîsi, Buhârî (10) ve Müslim (40) rivâyet etmişlerdir.

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو: Abdullâh bin Amr’dan. | رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: Allâh o ikisinden râzı olsun. | عَنِ النَّبِيِّ: Nebî’den. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | قَالَ: Şöyle buyurdu: | الْمُسْلِمُ: (Hakiki) Müslüman. | مَنْ سَلِمَ: Selamette kaldığı kimsedir. | الْمُسْلِمُونَ: Diğer Müslümanların. | مِنْ لِسَانِهِ: Onun dilinden. | وَيَدِهِ: Ve onun elinden.

Tahriç:

İmâm Buhârî, “Müslüman, Diğer Müslümanların Elinden ve Dilinden Selâmette Kaldığı Kimsedir” bâbında 10. hadîs olarak ve İmâm Müslim Kitâbu’l-Îmân’da “İslâm’ın Hangisinin Üstün Olduğunun Beyânı” bâbında 40. hadîs olarak Abdullâh bin Amr radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet etmişlerdir. Bu rivâyeti ayrıca İmâm Ahmed Müsned’inde (6515), Ebû Dâvud Sünen’inde (2481), Tirmizî Sünen’inde (2815), Nesâî Sünen’inde (4996) ve İbn Hibbân Sahîh’inde (3638) tahriç etmişlerdir.

Hadîsin sıhhati husûsunda muhaddîsler ittifak etmişlerdir; Buhârî ve Müslim’in ittifak ettiği (müttefekun aleyh) en sahîh hadîslerdendir. Süyûtî rahîmehullâh, “el-Ezhâru’l-Mütenâsire fi’l-Ehâdîsi’l-Mütevâtire” adlı eserinde bu hadîsi mütevâtir hadîsler arasında zikretmiştir. Hadîs,  Abdullâh bin Amr dışında Ebû Mûsâ, Enes bin Mâlik, Amr bin Abese, Bilâl bin Hâris, İbn Ömer, Ebû Ümâme, Vâsile bin el-Eska‘ gibi sahabîlerden de nakledilmiştir.

Kelimeler ve Kavramlar:

«الْمُسْلِمُ»: Hakîkî ve kâmil müslim demektir. Buradaki takı (lâm-ı ta’rîf), kemâl içindir; yani İslâm’ın hakîkatine ulaşıp olgunluğa ermiş mümin kastedilmektedir.

«مَنْ سَلِمَ»: Eziyetinden, zararından, kötülüğünden, şerrinden ve hilesinden selâmette kaldığı, emniyyet bulduğu kimsedir.

«الْمُسْلِمُونَ»: Bütün müminler, dîn kardeşleridir. Başka rivâyetlerde «النَّاسُ» (bütün insânlar) şeklinde gelerek zimmi ve muâhedlileri de kapsadığı belirtilmiştir.

«مِنْ لِسَانِهِ»: Dilinden sâdır olan gıybet, sövme, lanet, iftirâ, dedikodu, yalan şâhitlik, koğuculuk ve gönül kırıcı sözlerdir.

«وَيَدِهِ»: Elinden gelen haksız fiiller; vurmak, öldürmek, başkasının malını gasbetmek, çalmak, hileli yazı yazmak ve kul hakkına tecavüz etmektir.

Şerh:

Bu mübârek hadîs-i şerîf, İslâm şahsiyetinin en parlak tecellîgâhı ve Müslüman kimliğinin ahlâkî hüviyet kartıdır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, bu câmî kelâmıyla kâmil bir Müslümanı tanıtmakta; dînin sâdece mescidlere sıkıştırılmış ibâdetlerden ibâret olmadığını, aksine insanlarla olan münâsebetlerde emniyyet ve selâmet kaynağı olmak mânâsına geldiğini beyân etmektedir. Zîrâ İslâm, kulun Rabbine karşı vazîfelerini îfâ etmesiyle birlikte, O’nun kullarına karşı da zulüm ve eziyetten uzak durmasını gerektirir. Nitekim Hasan-ı Basrî rahîmehullâh, Mekke’de insanlara şöyle seslenmiştir:

“Ey insânlar! Eğer selâmete ermek ve dîninizi selâmetle korumak sizi sevindirirse; ellerinizi insânların kanından, dillerinizi onların namuslarından/onurlarından, karınlarınızı da onların mallarından çekin (eziyet etmekten sakının)!”[1]

İslâm kelimesi “selâmet”, “teslimiyyet” ve “sulh” mânâlarını ihtivâ eden bir kökten gelmektedir. Hakîkî mümin, teslim olduğu Âlemlerin Rabbi olan Allâh Teâlâ’dan aldığı îmân, feyiz ve sekînet ile çevresine emniyyet yayan kimsedir. Bu sebeple Müslümanın şahsiyeti, bulunduğu yerde insânların kendisinden emin olmasıyla tanınmalıdır. İnsânlar onun yanında canlarından, mallarından, namuslarından ve onurlarından emîn olmalıdır. Buna mukâbil kim diliyle gıybet eder, mümin kardeşinin iffetine ve namusuna dil uzatır, iftirâ atar veya söver; eliyle kul hakkına girer, vurur, kırar, çalar yahut zulmederse, onun îmânında büyük bir noksanlık meydana gelir. Kalpte tevhîd nûru kökleştiğinde ise azâlar da Allâh’ın emrine itaatkâr hâle gelir; el şefkat ve yardım eli, dil ise hayır, hikmet ve doğruluk pınarı olur. Allâh’u Teâlâ, müminlere eziyet etmeyi şiddetle nehyederek şöyle buyurmaktadır:

﴿وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا ﴿٥٨﴾﴾

“Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, işlemedikleri bir suç yüzünden incitenler, muhakkak ki ağır bir bühtânı (iftirayı) ve apaçık bir günâhı yüklenmişlerdir.” [Ahzâb: 33/58]

Âyet-i kerîme, müminlere yönelik haksız eziyetin basit bir ahlâk kusuru olmadığını, bühtân ve apaçık günah olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Müslümanın dili ve eli, başkalarının hakkına tecâvüz eden birer zarar vâsıtası değil; iyilik, yardım ve ıslâh vesîlesi olmalıdır.

Bu noktada Nebî sallallâhu aleyhi ve sellemin özellikle “dil” ve “el” organlarını zikretmesi dikkat çekicidir. Çünkü insânlara ulaşan eziyetlerin en yaygın şekilleri ya sözle ya da fiille meydana gelir. Dil ile işlenen zarar, çoğu zaman elle verilen zarardan daha geniş bir alana yayılır. Bir söz, bir anda birçok insânın şerefini zedeleyebilir, bir topluluğu birbirine düşürebilir ve yıllarca unutulmayan yaralar bırakabilir. Kılıç yarası zamanla iyileşse de dilin açtığı yara insanın kalbinde ve hâtırasında uzun müddet kalabilir. Ayrıca dilin zarar alanı yalnızca dirilerle sınırlı değildir. İnsân, hayatta olmayan kimselerin de gıybetini yapabilir, onların şeref ve hâtıralarına dil uzatabilir. Nitekim Tuhfetü’l-Ahvezî’de dil ile elin husûsen zikredilmesindeki hikmet şöyle açıklanmıştır:

“Sözlü eziyet daha yaygın, daha kolay ve tesiri bakımından daha ağır olduğu için hadîste dil, elden önce zikredilmiştir. Zîrâ dil, hem dirileri hem de ölüleri kapsar; avam ve havas herkes onunla müptelâ olur. El ise diğer bütün organları temsilen zikredilmiştir; çünkü fiillerin çoğu el ile işlenir.”[2]

Böylece hadîs-i şerîf, Müslümanın yalnızca kendi hâlini değil, çevresindeki insânların onunla olan münâsebetini de dikkate alması gerektiğini öğretmektedir. Kişi çokça namaz kılabilir, oruç tutabilir, sadaka verebilir; fakat bütün bunların yanında insânlara zulmediyor, onların haklarına tecâvüz ediyor ve dilleriyle onları incitiyorsa, büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Nitekim kul hakları, yalnızca kişinin kendi ibâdetleriyle telâfî edilebilecek meseleler değildir; hak sâhibinin hakkının gözetilmesi ve helâlleşme de gerekir.

Bununla beraber hadîs, insânlardan gelebilecek her türlü zarara karşı pasif kalmayı değil, Müslümanın bizzat zarar veren taraf olmamasını öğretmektedir. Mümin, elinden geldiğince ıslâh eder, iyilikte bulunur, hakkı gözetir ve kötülüğü engellemeye çalışır. Onun varlığı, çevresindekiler için korku ve tehdit değil; güven, huzur ve hayır vesîlesi olmalıdır.

Sonuç:

Bu hadîs-i şerîf, Müslüman kimliğinin toplumsal emniyyetin esâsı ve ahlâkî ölçüsüdür. Kâmil îmân sâhibi bir mümin, dilini gıybet, iftirâ, sövme ve insânları kıran kelâmlardan; elini ise zulüm, haksızlık, saldırı ve kul hakkından koruyarak çevresine güven bahşeden kimsedir. Hadîs, ibâdet ile güzel ahlâkın birbirinden ayrılmaz olduğunu ve gerçek Müslümanlığın insânlarla olan münâsebetlerde de görünür hâle gelmesi gerektiğini öğretmektedir.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Dîn kardeşlerine el veya dil ile eziyet etmek haramdır ve büyük günâhlardandır.

2. Hadîsteki “Müslüman” nitelemesi, kâmil ve olgun Müslüman mânâsındadır; eziyet eden kimsenin îmânı noksandır.

3. Dil felâketlerinden (gıybet, sövme, iftirâ) ve el haramlarından (zulüm, vurma, hırsızlık) sakınmak farzdır.

4. Müslüman, toplum içerisinde güven, huzur ve emniyyetin sembolüdür.

5. Dille yapılan eziyet, tesiri ve tahribatı bakımından elle yapılan eziyetten daha ağır ve tehlikelidir.

6. Gerçek dindarlık sâdece ibâdetlerde değil, insân haklarına riâyet etmekte ve mahlûkāta şefkat göstermekte tecellî eder.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] Harâitî, Mekârimu’l-Ahlâk: 135.

[2] Mubârekfûrî, Tuhfetu’l-Ahvezî: 7/173.

Bir Cevap Yaz