«
  1. Anasayfa
  2. Ahlak
  3. Güzel Ahlaklıya Cennet Evi Garantisi | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (12)

Güzel Ahlaklıya Cennet Evi Garantisi | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (12)

ahlak hadisleri 12

كَفَالَةُ بَيْتٍ لِحَسَنِ الْخُلُقِ

Güzel Ahlaklıya Cennet Evi Garantisi

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَنَا زَعِيمٌ بِبَيْتٍ فِي رَبَضِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْمِرَاءَ وَإِنْ كَانَ مُحِقًّا، وَبِبَيْتٍ فِي وَسَطِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْكَذِبَ وَإِنْ كَانَ مَازِحًا، وَبِبَيْتٍ فِي أَعْلَى الْجَنَّةِ لِمَنْ حَسَّنَ خُلُقَهُ.» رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ، (4800).

Ebû Umâme radîyallâhu anh’tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Haklı bile olsa tartışmayı terk eden kimsye cennetin kenarında bir köşk; şaka bile olsa yalanı terk eden kimseye cennetin ortasında bir köşk; ahlâkını güzelleştiren kimseye de cennetin en yüksek fevkinde bir köşk verileceğine kefilim.” Bu hadîsi, Ebû Dâvûd (4800) rivâyet etmiştir.

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ: Ebû Umâme’den. | رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: Allâh ondan râzı olsun. | قَالَ: Şöyle dedi: | قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: Rasûlullâh buyurdu ki. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. أَنَا: Ben. | زَعِيمٌ: Kefilim / teminatçıyım. | بِبَيْتٍ: Bir eve / köşke. | فِي رَبَضِ: Kenarında / çevresinde. | الْجَنَّةِ: Cennetin. | لِمَنْ: O kimse için ki. | تَرَكَ: Terk eden / bırakan. | الْمِرَاءَ: Tartışmayı / münakaşayı. | وَإِنْ كَانَ: Velev ki olsa bile. | مُحِقًّا: Haklı (olsa bile). | وَبِبَيْتٍ: Ve bir köşke (kefilim). | فِي وَسَطِ: Ortasında. | الْجَنَّةِ: Cennetin. | لِمَنْ تَرَكَ: Terk eden kimse için. | الْكَذِبَ: Yalanı. | وَإِنْ كَانَ: Velev ki olsa bile. | مَازِحًا: Şaka yapıyor (olsa bile). | وَبِبَيْتٍ: Ve bir köşke (kefilim). | فِي أَعْلَى: En yüksek fevkinde / yerinde. | الْجَنَّةِ: Cennetin. | لِمَنْ: O kimse için ki. | حَسَّنَ: Güzelleştiren. | خُلُقَهُ: Kendi ahlakını.

Tahriç:

Bu azîm hadîs-i şerîfi İmâm Ebû Dâvud Sünen’inde Edeb Kitâbı’nda “Hüsn-i Hulk (Güzel Ahlâk)” bâbında 4800. hadîs olarak Ebû Umâme el-Bâhilî radîyallâhu anh’tan rivâyet etmiştir. Ayrıca Tirmizî Sünen’inde Birr ve Sıla Kitâbı’nda (1993), İbn Mâce Sünen’inde (51), İmâm Ahmed bin Hanbel Müsned’inde (5/250, 255), Beyhakî Şuabu’l-Îmân’da (7998) ve Tabarânî el-Mu’cemu’l-Kebîr’de (7488) tahriç etmişlerdir.

Allâme Şevkânî “Neylu’l-Evtâr” da bu rivâyetin hasen bir hadîs olduğunu belirtmiştir. Şeyh Mubârekfûrî “Tuhfetu’l-Ahvezî” de hadîsin şâhitleriyle birlikte hasen derecesine yükseldiğini ifâde etmiştir.[1]

Kelimeler ve Kavramlar:

«أَنَا زَعِيمٌ»: Ben kefilim, zâmînim, garanti edenim demektir.

«بِبَيْتٍ»: Saray, köşk, cennetin muazzam konakları demektir.

«رَبَضِ الْجَنَّةِ»: Cennetin etrafı, çevresi ve kenar mahalleleridir.

«الْمِرَاءَ»: Mırâ; hakîkati ortaya çıkarmak için değil, nefsânî arzularla üstün gelmek, cidâl etmek, muhatabı ilzâm edip gönlünü kırmak için yapılan içi boş tartışmadır.

«وَإِنْ كَانَ مُحِقًّا»: Haklı bile olsa; kavgayı, kırgınlığı ve nefsânî kibri söndürmek için hakkından ferâgat edip tartışmayı bırakan kimsedir.

«وَسَطِ الْجَنَّةِ»: Cennetin en geniş, en orta ve en ferahlı konaklarının bulunduğu vasat mertebedir.

«مَازِحًا»: Latîfe ederken, şaka yaparken veya insânları güldürmek isterken dahi yalandan kaçınan kimsedir.

«أَعْلَى الْجَنَّةِ»: Cennetin en yüksek fevki, illiyyîn tabakası ve Âlemlerin Rabbi’ne en yakın yüksek derecelerdir.

«حَسَّنَ خُلُقَهُ»: Nefsini Kur’ân ve Sünnet terbiyesiyle yoğurup huylarını güzelleştiren kimsedir.

Şerh:

Bu mübârek hadîs-i şerîf; nefs-i emmârenin zincirlerini kıran, insân ruhunu adım adım kemâle erdiren ve ahîret saâdetinin köşklerini müjdeleyen müstesnâ bir nübüvvet haberidir. Rahmet Nebîsi sallallâhu aleyhi ve sellem, burada ümmetine sâdece bir ahlâk dersi vermemekte; bizzat kendi yüce kefâleti ve zâminliği altında cennetin üç ayrı tabakasındaki sarayları vaad etmektedir. Sözleşmenin ve vaadin en sadık makâmı olan Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’in «أَنَا زَعِيمٌ» (Ben kefilim) buyurması, kalpleri titreten bir teminattır.

Hadîs-i şerîf, kulun mânevî seyr-u sülûkunda tırmandığı üç büyük basamağı ve bunlara karşılık gelen üç mükâtatı müjdelemektedir:

Birinci basamak: İnsân nefsine en ağır gelen hususlardan biri, haklı olduğu bir meselede susmak ve cidâli (tartışmayı) terk etmektir. İnsân doğası gereği üste çıkmak, haklılığını ispatlamak ve nefsini tatmin etmek ister. Ancak haklı olduğu hâlde sırf Allâh rızâsı için, Müslüman kardeşinin kalbini kırmamak ve nefsânî kini körüklememek adına susan bir mümin, nefsini ezmiş demektir. İşte Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, bu fedakârlığa karşılık ona cennetin etrafında bir köşk garanti etmektedir.

İkinci basamak: Yalanı tamâmen terk etmektir. Özellikle şaka ve latîfe anlarında insânlar dili serbest bırakır, gıybet ve yalanla meclisleri şenlendirmeye çalışırlar. Oysa şakasında dâhi yalana yer vermeyen kul, sıdk ve dürüstlük makâmına adım atmıştır. Şakada dahi yalanı terk eden kimseye verilecek mükâfat ise cennetin ortasında bir köşktür.

Üçüncü ve en yüce basamak ise: “Ahlâkı güzelleştirmektir.” Güzel ahlâk; sâdece nefsi kötülüklerden çekmek değil, nefsânî arzuları tamâmen dizginleyip yerine ihsânı, merhameti, cömertliği, sabrı ve lütfu koymaktır. İşte bu kemâlât, cennetin en yüksek fevkinde bir köşkle mükâfatlandırılmıştır.

İmâm İbnu’l-Kayyim rahîmehullâh, bu üç derecenin hikmetini ve ahlâkın kuşatıcılığını şu şekilde ifâde etmiştir: 

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem; yüce köşkü üç makâmın en üstünü olan ‘güzel ahlâka’ bir mükâfat kılmıştır. Orta köşkü bu üç makâmın ortancası olan ‘yalanı terk etmeye’; alt köşkü ise en aşağısı olan ‘haklı bile olsa tartışmayı terk etmeye’ karşılık kılmıştır. Hiç şüphe yoktur ki güzel ahlâk, bütün bunları zımnında barındıran câmî bir hakîkattir.”[2]

“Dînin tamâmı güzel ahlaktan ibârettir. Kim ahlak hususunda senin önüne geçerse, dîndarlıkta da senin önüne geçmiş demektir.”[3]

Allâh Teâlâ, mümin kullarını cennetin bu yüce derecelerine koşmaya şöyle dâvet etmektedir:

﴿وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ﴿١٣٣﴾﴾

“Rabbinizin mağfiretine ve genişliği gökler ile yer kadar olan, takvâ sâhibleri için hazırlanmış cennete koşun.” [Âl-i İmrân: 3/133]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise kendisine ve ahîretteki meclisine en yakın olanların ahlâkı güzel olan müminler olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:

«إِنَّ مِنْ أَحَبِّكُمْ إِلَيَّ وَأَقْرَبِكُمْ مِنِّي مَجْلِسًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَحَاسِنَكُمْ أَخْلَاقًا.»

“Şüphesiz ki sizin bana en sevimli olanınız ve kıyâmet gününde meclisçe bana en yakın bulunacak olanınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.” [Tirmizî (2018)]

Sonuç:

Bu mübârek hadîs-i şerîf, nefsi ıslâh etmenin ve cennet derecelerine tırmanmanın rehberidir. Haklı olduğu hâlde tartışmayı bırakan, şakasında dahi doğrudan ayrılmayan ve nefsini sâlih huylarla tezyîn eden her bir mümin, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizzat kefil olduğu cennet saraylarına varis olacaktır.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Haklı bile olunsa nefsânî üstünlük sağlama amacı taşıyan boşa tartışmayı (mırâyı) terk etmek sünnettir ve makbul bir ibâdettir.

2. Latîfe ve şaka yaparken dahi yalan söylemek haramdır; yalandan kaçınmak kâmil dürüstlüğün nişânesidir.

3. Ahlâkı güzelleştirmek, nefis terbiyesi ve gayret ile elde edilebilen ve cennetin en yüksek makāmına ulaştıran vâcip bir vazifedir.

4. Cennet tek bir dereceden ibâret değildir; amellerin ve ahlâkın kemâline göre alt, orta ve üst konakları ve dereceleri mevcuttur.

5. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in kefâleti hak ve hakîkattir; O’nun vaadi Allâh’ın vaadidir.

6. Güzel ahlâk hem tartışmayı terk etmeyi hem dürüstlüğü hem de mahlûkâta şefkatle muâmele etmeyi kapsayan en câmî makâmdır.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] Şevkânî, Neylu’l-Evtâr: 4/429; Mubârekfûrî “Tuhfetu’l-Ahvezî: 6/110.

[2] İbnu’l-Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn: 2/293.

[3] İbnu’l-Kayyîm, Medâricu’s-Sâlikîn: 2/294.

Bir Cevap Yaz