«
  1. Anasayfa
  2. Ahkam Hadisleri
  3. Deniz Suyunun Temizleyici Oluşu ve Ölüsünün Helâlliği | el-Minhâc Ahkâm Hadîsleri (1)

Deniz Suyunun Temizleyici Oluşu ve Ölüsünün Helâlliği | el-Minhâc Ahkâm Hadîsleri (1)

ahkam hadis 001

«طَهُورِيَّةُ مَاءِ الْبَحْرِ وَحِلُّ مَيْتَتِهِ»

Deniz Suyunun Temizleyici Oluşu ve Ölüsünün Helâlliği

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

1- عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْبَحْرِ: «هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ.» رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ (83)، وَالتَّرْمِذِيُّ (69)، وَغَيْرُهُمَا.

1. Ebû Hüreyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem deniz hakkında şöyle buyurmuştur: “Onun suyu temizleyici (tahûr), ölüsü (içinden çıkan deniz canlıları) ise helâldir.” Bu hadîsi, Ebû Dâvûd (83), Tirmizî (69) ve onlardan başkaları rivâyet etmişlerdir.

(عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: Ebû Hüreyre’den. | رَضِيَ اللَّهُ: Allâh râzı olsun. | عَنْهُ: Ondan. | قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: Rasûlullah buyurdu ki. | صَلَّى اللَّهُ: Allâh salât etsin. | عَلَيْهِ: Onun üzerine. | وَسَلَّمَ: Ve selâm etsin. | فِي الْبَحْرِ: Deniz hakkında / deniz hususunda. | هُوَ: O. | الطَّهُورُ: Temizleyicidir / temizdir. | مَاؤُهُ: Onun suyu. | الْحِلُّ: Helâldir. | مَيْتَتُهُ: Onun ölüsü.)

Tahriç:

Bu temel ahkâm hadîsi, İslâm fıkhının ve tahâret babının en mühim rükünlerinden biridir. Dört Sünen müellifi; Ebû Dâvûd (83), Tirmizî (69), Nesâî (1/176), İbn Mâce (386) ile İbn Ebî Şeybe (1/22), Mâlik (53), Şâfiî (1) ve Ahmed bin Hanbel (8735) tarafından rivâyet edilmiştir.

İbn Huzeyme, Tirmizî , İbn Hıbbân, Dârekutnî, Hâkim, İbn Hazm, İbn Teymiyye, İbn Dakîki’l-Îd ve İbn Hacer el-Askalânî gibi otuz altıdan fazla hadîs imâmı bu hadîsi tashîh etmişlerdir.[1] Buhârî rahîmehullâh da hadîsin sahîh olduğunu ifâde etmiş; Tirmizî rahîmehullâh bu durumu şöyle nakletmiştir:

“Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî’ye bu hadîsi sordum; o da: ‘Sahîh bir hadîstir’ dedi.”[2]

Şâfiî rahîmehullâh, hadîsin fıkıhtaki ehemmiyetini ve yerini şöyle beyân etmiştir:

“Bu hadîs, tahâret ilminin yarısıdır.”[3]

İbn Abdilberr rahîmehullâh, ümmetin bu hadîsi kabulle karşıladığını teyit ederek şöyle demiştir:

“Bu isnâd -her ne kadar Sahîhayn musannifleri (Buhârî ve Müslim) onu tahrîc etmemiş olsalar da- netîce îtibâriyle muteberdir; zîrâ İslâm beldelerinin fukahâsı ve hadîs ehlinden büyük bir cemâat, deniz suyunun tahûr (hem temiz hem de temizleyici) olduğu husûsunda ittifâk etmişlerdir. Bu durum sana gösterir ki; bu rivâyet, tek başına kalmış (münferid) bir isnâddan çok daha kuvvetli olan ‘ümmetin kabûle mazhar kılması’ (telakkî bi’l-kabûl) ve ‘kendisiyle amel olunması’ esâsıyla teeyyüt etmiş, mânâsı sahîh bir hadîstir.”[4]

Kelime ve Kavram Tahlili:

«الْبَحْرُ»: Lügatte genişliği ve derinliği fazla olan, tatlı veya tuzlu su kütlesidir. Şer’î örfte ise galip olarak tuzlu olan büyük denizleri ifâde eder.

«الطَّهُورُ»: Lügatte «فَعُولٌ» (Fe’ûl) mübâlağa veznindedir. Lügatte ve şer’î ıstılahta: “Kendisi temiz (tâhir) olup başkasını da temizleme gücüne sahip olan (mutahhir)” demektir.

«الْحِلُّ»: Lügatte «حَلَالَ» mânâsında masdar-isimdir; harâmın zıddı olan helâli ifâde eder.

«مَيْتَتُهُ»: Şer’î tezkiye (boğazlama) olmaksızın ölen canlıya denir. Buradaki zamir denize râcîdir; yani “denizde yaşayıp ölen canlılar” demektir.

Şerh:

Bu ahkâm hadîsi, ameli dînî hükümlerde tahâret (temizlik) ve et’ime (yiyecekler) bâbının usûl esaslarını belirleyen muazzam bir nass-ı şerîftir. Hadîsin söylenme gerekçesi (vürûd sebebi), sahâbe-i kirâmın dîni öğrenme hususındaki hassasiyetini ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in nübüvvet hikmetini gözler önüne sermektedir.

Rivâyetlerde bildirildiğine göre Benî Mudlic kabilesinden Abdullâh el-Mudlicî (veya Ubeyd el-Arakî) adındaki bir sahâbî, deniz yolculuğuna çıktıklarında yanlarında az miktarda tatlı su taşıdıklarını, bu tatlı su ile abdest almaları durumunda susuz kalıp helâk olmaktan korktuklarını belirterek Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e deniz suyu ile abdest alıp alamayacaklarını sormuşlardır.[5]

Sahâbenin bu şüpheye düşmesinin sebebi, deniz suyunun aşırı tuzlu, acı ve karadaki sulardan farklı renkte veya kokuda olmasıdır. Onlar, bu durumun suyun aslî temizleme vasfını (tahûriyyetini) bozup bozmadığını kestirememişlerdir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise sorularına sadece “evet” demekle yetinmeyip, belâgat ilminde “Cevâb-ı Hakîm” (hikmetli cevap) olarak adlandırılan bir üslûpla cevap vermiştir. Eğer Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sadece “evet” deseydi, bu cevap sadece o anki zarûret hâliyle sınırlı sanılabilir veya sadece abdestle kayıtlı anlaşılabilirdi. Fakat O: «هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ، الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» buyurarak, deniz suyunun kıyâmete kadar hem abdest hem gusül hem de necis maddeleri temizleme hususunda mutlak anlamda temizleyici (tahûr) olduğunu kâideleştirmiştir. Bununla da kalmayıp deniz yolcularının gıda hususundaki muhtemel sıkıntılarını da sezerek deniz canlılarının ölüsünün de helâl olduğunu açıkça beyân buyurmuştur.

Selef-i Sâlihîn ve Ehl-i Hadîs, bu nassın zâhirine sarılarak deniz suyunun aslının temizlik ve temizleyicilik olduğunu kararlaştırmıştır. Suyun tuzlu, acı veya kokusunun karadaki sulardan farklı olması onun tahûriyyetine asla halel getirmez. Allâh Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:

﴿وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا ﴿48﴾﴾

“Ve biz gökten tâhûr (temizleyici) bir su indirdik.” [Furkân: 25/48]

Müftînin veya hocanın, soruyu soran kişinin durumuna binaen ihtiyacı olan ek bilgileri açıklamasının müstahab olduğu da bu hadîsten çıkarılan mühim terbevî ve fıkhî ilkelerdendir.

Mesele 1: Deniz Suyunun Tahûriyyeti ve Abdestte Kullanılması

Deniz suyunun hem kendisinin temiz (tâhir) hem de başkasını temizleyici (mutahhir) olduğu hususunda sahâbe, tâbiîn ve fukahânın ezici çoğunluğu ittifak etmiştir. Yalnızca Abdullâh bin Ömer, Abdullâh bin Amr bin el-Âs ve Saîd bin el-Müseyyeb’den deniz suyuyla abdest almanın mekruh olduğuna veya câiz olmadığına dâir şâz rivâyetler nakledilmiştir.[6]

Bu sahâbîlerin şüphelenmelerinin sebebi, «تَحْتَ الْبَحْرِ نَارًا» (Denizin altında ateş vardır)[7] rivâyeti veya zâhirî mülâhazalardır. Ancak bu rivâyetler hadîs imâmları katında zayıftır ve sahîh olan merfû hadîsin karşısında delîl olma vasfını yitirmiştir.[8] Nitekim Şeyhü’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Denizi, nass ve icmâ ile hiçbir şey necis kılmaz.”[9]

Mesele 2: Deniz Canlılarının Ölüsünün (Meytesinin) Helâlliği

Hadîs-i şerîfte geçen «الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» ifâdesi, deniz hayvanlarının şer’î kesim (tezkiye) olmaksızın kendiliğinden veya avlanarak ölmesi durumunda dâhi yenilmesinin helâl olduğuna delâlet eder. Allâh Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:

﴿أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ ﴿96﴾﴾

“Hem size hem de yolculara bir geçimlik (fayda) olmak üzere deniz avı ve onun yiyeceği size helâl kılındı.” [Mâide: 5/96]

Âyet-i kerîmedeki “طَعَامُهُ” (onun yiyeceği) ifâdesini İbn Abbâs ve cumhur-u ulemâ “denizin kıyıya attığı veya içinde kendiliğinden ölen canlılar” olarak tefsîr etmişlerdir.[10]

Mesele 3: Soruya İhtiyaçtan Fazlasıyla Cevap Vermenin (Cevâb-ı Hakîm) Fıkhî Yönü

Müftînin, sorulan sorunun ötesinde fetvâ soranın muhtaç olduğu diğer hususları da cevaba eklemesi fıkıh usûlü açısından müstahab görülmüştür. İbnu’l-Arabî rahîmehullâh, bu hususu şöyle dile getirmiştir:

“Bu, faydayı tamamlamak ve sorulanın dışındaki başka bir ilmi öğretmek amacıyla, cevabın sorulandan daha fazlasıyla verilmesi fetvânın güzelliklerindendir.”[11]

Mesele 4: Kıyâs ve Âhâd Hadîsin Kur’ân Âyetlerini Tahsîs Etmesi

Kur’ân-ı Kerîm’de genel (umum) olarak meyte (leş) harâm kılınmıştır:

﴿حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ ﴿3﴾﴾

“Ölü hayvan (leş) size harâm kılındı.” [Mâide: 5/3]

Ancak Sünnet-i Seniyye, bu umûmî hükmü tahsîs ederek deniz meytesini bundan istisnâ etmiştir.[12] Hadîs-i şerîf, “Âhâd sünnet ile Kur’ân’ın umûmunun tahsîs edilebileceği” usûl kâidesine açık bir delîldir.

Sonuç: Hükümler ve Mezhepler Arası Tahlîl

• Deniz Suyu Yönünden:

Cumhur (Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî, Hanefî, Zâhirî): Deniz suyu ile abdest ve gusül almak, elbise ve mekândaki necis maddeleri temizlemek mutlak olarak câizdir ve geçerlidir ilk devirdeki şâz muhalefetler icmâ karşısında hükümsüz kalmıştır.[13]

• Deniz Canlılarının Yenilmesi Yönünden:

Mâlikî Mezhebi: Denizde yaşayan canlıların tamamının meytesi mutlak olarak helâldir; hiçbir deniz canlısı ayrılmaksızın (domuz veya köpek görünümünde olsa bile) yenilebilir.[14]

Şâfiî ve Hanbelî Mezhepleri: Sadece suda yaşayıp karada yaşaması mümkün olmayan tüm canlıların meytesi helâldir. (Şâfiîlerde zayıf bir görüşe göre karadaki zehirli/harâm hayvanlara benzeyenler istisnâ edilse de mezhepte râcih olan mutlak helâlliktir.)[15]

Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından yalnızca balık (hût) türü helâldir. Yengeç, kalamar, karides, ıstakoz ve ahtapot gibi balık sûretinde olmayan canlılar helâl kabul edilmez.[16]

• Hadîs Ehli ve Selefî Alimlerin Tahlili:

Hadîs-i şerîfteki «الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» lafzı “âm” (genel) bir lafızdır.[17] Hanefîlerin “tâfî” (su yüzüne çıkan ölü balık) hakkındaki yasaklayıcı rivâyetleri (Câbir hadîsi) muhaddisîn katında zayıftır ve sahîh nassla muâraza edemez.[18]  Dolayısıyla sahîh nassın umûmuna itibar edilerek, denizde yaşayıp karada yaşayamayan her türlü canlı kesilmeksizin helâldir.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Deniz suyu hem temizdir (tâhir) hem de temizleyicidir (mutahhir). Deniz suyu ile abdest almak, cünüplükten yıkanmak ve necis şeyleri yıkamak câizdir.

2. Suda yaşayıp karada yaşaması mümkün olmayan canlıların ölüsü (meytesi) temizdir ve yenilmesi helâldir; karadaki hayvanlar gibi kesilme (tezkiye) şartı aranmaz.

3. Fetvâ veren âlim veya öğretmen, soruyu soran kişinin durumuna ve ihtiyacına göre sorulandan fazlasını açıklayabilir; bu davranış irşâdın ve ilim öğretmenin kemâlindendir.

4. Sünnet-i seniyye, Kur’ân-ı Kerîm’deki umûmî hükümleri (meytenin harâmlığı gibi) tahsîs etme yetkisine sahiptir.

5. İslâm dîni kolaylık dînidir; kulların darlık ve meşakkate düşmemesi için deniz avı ve meytesi helâl kılınmıştır.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] Bassâm, Tevdîhu’l-Ahkâm: 1/115.

[2] Tirmizî, el-İlelu’l-Kebîr: 101.

[3] İbn Mulakkîn, el-Bedru’l-Munîr: 1/374.

[4] İbn Abdilberr, el-İstizkâr: 1/159.

[5] Sanânî, Subulu’s-Selâm: 1/98.

[6] İbnü’l-Münzir, el-Evsat: 1/248-249; İbn Abdilberr, el-İstizkâr: 1/202.

[7] Ebû Dâvud (2489); Beyhakî (el-Kebîr: 8662).

[8] Şevkânî, Neylü’l-Evtâr: 1/154.

[9] İbn Teymiyye, el-Fetâvâ’l-Kubrâ: 1/251.

[10] Nevevî, el-Mecmû‘: 9/35; İbn Kudâme, el-Mugnî: 9/336.

[11] Sanânî, Subulu’s-Selâm: 1/98.

[12] Sanânî, Subulu’s-Selâm: 1/98; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî: 9/615.

[13] İbnü’l-Münzir, el-Evsat: 1/248; İbn Abdilberr, el-İstizkâr: 1/202; Nevevî, el-Mecmû‘: 1/84; İbn Kudâme, el-Mugnî: 1/15.

[14] İbn Rushd, Bidâyetu’l-Muctahid: 1/383; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr: 1/155.

[15] Nevevî, el-Mecmû‘: 9/33; İbn Kudâme, el-Mugnî: 9/336.

[16] Tahâvî, Muhtasar İhtilâfu’l-Ulamâ: 3/216; Kâsânî, Bedâ’iu’s-Sanâi: 5/35.

[17] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî: 9/615.

[18] Nevevî, el-Mecmû: 9/35; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr: 1/155.

Bir Cevap Yaz