«
  1. Anasayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Müslümanın Kâfir Akrabasından Kalan Mirası Almasının Hükmü

Müslümanın Kâfir Akrabasından Kalan Mirası Almasının Hükmü

sr_cblr

MÜSLÜMANIN KÂFİR (GAYRİMÜSLİM) AKRABASINDAN KALAN MÎRÂSI ALMASININ HÜKMÜ

Bir Müslümanın, gayrimüslim (kâfir) olan bir akrabasından kalan mîrâsı almasının hükmü nedir? Gayrimüslim akrabanın mîrâsı Müslümana helâl olur mu?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Mes’elenin Tanımı ve Hükmü

Âlimlerin cumhuruna göre, bir Müslümanın, kâfir (gayrimüslim) olan akrabasından mîrâs alması câiz değildir; harâmdır. Aynı şekilde, kâfir olan bir akraba da Müslüman bir kimseden mîrâs alamaz. Bu durum şer’î hukukta mîrâs engellerinden (mevâniu’l-irs) en birincisi olan dîn farklılığı (ihtilâf-ı dîn) esâsına dayanır.

Mîrâsın engellenmesi husûsunda, gayrimüslim akrabanın anne, baba, eş, çocuk veya diğer asabe/hısım derecelerinden olması fark etmediği gibi, gayrimüslimin zimmî (İslâm devleti vatandaşı), muâhed (anlaşmalı) veya harbî (muharip düşman) olması da bu haramlık hükmünü değiştirmez. Şer’ân dînler farklı olduğu anda mîrâs bağı tamâmen kopar.

Şâyet ölen gayrimüslim kimsenin kendi dîninden (veya kâfirler dâiresinden) hiçbir vârisi yoksa, onun bıraktığı mallar Müslüman akrabalarına mîrâs olarak intikal etmez. Bu mal, mülksüz ve sâhibsiz mal hükmünde kabul edilerek doğrudan Beytü’l-Mâl’e (Müslümanların ortak hazinesine) fey’ olarak aktarılır.

Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ

“İnkâr edenler de birbirlerinin velîleridir (dostları ve yardımcılarıdır).” [Enfâl: 8/73]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, kâfirlerin velâyet ve yardımlaşma bağının ancak kendi aralarında olduğunu beyân buyurmuştur. Mîrâs hukuku ise doğrudan şer’î velâyet, yardım ve nusret (dayanışma) esâsına dayanır. Müslüman ile kâfir arasında şer’ân velâyet bağı koptuğu için mîrâs bağının kurulması da bu âyet gereğince imkânsızdır.

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا… لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ

“Ey îmân edenler! Yahûdîleri ve Hristiyanları veli (dost ve yardımcı) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velîleridir.” [Mâide: 5/51]

Âyet-i kerîme, Müslümanların gayrimüslimlerle aralarındaki mîrâsa temel teşkil eden yardımlaşma ve mutlak koruma (mîrâs hukuku esâsı olan asabelik) bağını kesin olarak kesmiştir. Bu sebeble dînlerin farklılığı mîrâsa kat’î bir engeldir.

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

لَا يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ، وَلَا الْكَافِرُ الْمُسْلِمَ

“Müslüman kâfire vâris olamaz (onun mîrâsını alamaz), kâfir de Müslümana vâris olamaz.” [Buhârî ve Müslim]

 لَا يَتَوَارَثُ أَهْلُ مِلَّتَيْنِ شَتَّى

“Farklı iki dînden olanlar birbirlerine vâris olamazlar.” [Ebû Dâvud (2911); Tirmizî (2241)]

Bu hadîs-i şerîfler, mîrâs konusunda dîn ayrılığının mutlak bir engel olduğunu en açık ve sarîh biçimde ortaya koyan temel şer’î nassdır. Hadîsteki “ لَا يَتَوَارَثُ vâris olamaz” ifâdesi haber formunda gelmiş bir nehiydir (yasaktır). Bu kesin nehiy karşısında hiçbir Müslüman gayrimüslim akrabasından mîrâs talebinde bulunamaz.

Müminlerin emîri Ömer radîyallâhu anh, bir gayrimüslimin mîrâsını Müslüman yakınına vermeyi reddetmiş ve “Onun mîrâsını ancak kendi dîninden olanlar alır” buyurarak hadîsin hükmünü bizzat uygulamıştır. [Mevsûatu’l-İcmâ‘ fi’l-Fıkhi’l-İslâmî: 8/772]

İmâm Şâfiî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Müslüman kâfire vâris olamaz’ hadîsi apaçık ve umûmî bir hükümdür. Bu sarîh hadîs karşısında hiçbir sahâbînin veya başkasının sözü hüccet (delîl) kabul edilemez. Dolayısıyla ne kitâbî ne de başka hiçbir gayrimüslimden Müslüman kimse mîrâs alamaz.” [el-Umm: 4/76, 4/88, 7/384].

İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Müslümanın kâfirden mîrâs alamayacağı, kâfirin de Müslümandan mîrâs alamayacağı hususu mezhebimizin kat’î hükmüdür. Kâfirin Müslümandan mîrâs alamayacağı icmâ ile sâbittir, Müslümanın kâfirden mîrâs alamayacağı hususu ise Şâfiî, Mâlik, Ebû Hanîfe, Ahmed ve fukahânın cumhûrunun ortak ittifakıdır.” [Şerhu Sahîhi Müslim: 11/52; Ravdatu’t-Tâlibîn: 10/74].

Şeyh Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Dîn farklılığı mîrâsa kesin engeldir. Bu engel nesep, nikâh veya velâyet yollarının tamâmında geçerlidir.” [Muğni’l-Muhtâc: 4/41-42].

İmâm İbn Hecer el-Haytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Müslüman ile kâfir arasında mîrâs ilişkisi ittifakla kesilmiştir.” [Tuhfetu’l-Muhtâc: 9/230].

İllet ve Hikmet:

İslâm mîrâs hukukunda mîrâs alabilmenin temel dayanağı karşılıklı koruma, yardım ve inanç birliğidir. İslâm, tevhîd inancına dayanmayan kimselerle bu velâyet bağını kopardığı için mîrâs ilişkisini de kesmiştir.

Karşıt Görüş ve Değerlendirme:

Sahabeden Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Alî, Usâme bin Zeyd ve Câbir bin Abdullâh; tabiînden ve sonraki nesillerden Amr bin Osmân, Urve bin Zubeyr, Zührî, Atâ, Tâvûs, Hasan-ı Basrî, Ömer bin Abdülazîz, Amr b. Dînâr ve Süfyân-ı Sevrî bu görüştedir. Dört mezheb imâmı olan Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî ve Ahmed -Allâh hepsinden râzı olsun- Müslümanın kâfirden mirâs alamayacağını açıkça ifâde etmişlerdir.

Diğer yandan, sahabeden Muâz bin Cebel ve Muâviye bin Ebî Süfyân, tabiînden Muhammed bin el-Hanefiyye, Alî bin el-Hüseyin (Zeynelâbidîn), Saîd bin el-Müseyyeb, Mesrûk, Abdullâh bin Ma’kıl, Şa’bî, İbrâhîm en-Nehaî ve Yahyâ bin Ya’mer ile müctehid imâmlar arasında yer alan İshâk bin Râhûye ise -Allâh hepsinden râzı olsun- Müslümanın kâfirden tek taraflı olarak mîrâs alabileceğini yani “Müslüman gayrimüslime vâris olur, ancak gayrimüslim Müslümana vâris olamaz” demişlerdir. [Mevsû‘atu Mesâili’l-Cumhûr fi’l-Fıkhi’l-İslâmî: 2/641-642]

Bu görüşü benimseyenlerin dayandığı temel delîl “İslâm üstündür” rivâyetidir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

الإِسْلامُ يَعْلُو وَلا يُعْلَى

“İslâm üstündür/yücedir, ona üstün gelinemez.” [Beyhakî (el-Kubrâ: 12155); Darekutnî (3620)]

Müslümanın gayrimüslime vâris olmasına cevâz veren âlimler, mîrâsı tek taraflı kazandırıcı bir hak olarak değerlendirir. İslâm’ın dâima üstün tutulması ve Müslümanın güçlendirilmesi esâstır. Müslümanın kâfirden mîrâs alması Müslümana mülkiyet ve güç kazandırır (İslâm üstün gelir); kâfirin Müslümandan mîrâs alması ise gayrimüslimi güçlendirip Müslümanın malını eksiltir (İslam’ın üzerine çıkılmış olur). Dolayısıyla mîrâs tek taraflı işlemelidir.

Yine “Müslüman erkek kitâbî kadınla evlenebiliyor, öyleyse mîras da alabilmeli” diyerek kıyâsa gitmişlerdir. Zîrâ şerîat, Müslüman bir erkeğin kitâbî bir kadınla evlenmesine cevâz vermiş, ancak gayrimüslim bir erkeğin Müslüman kadınla evlenmesini yasaklamıştır. Benzer şekilde, kâfir birinin Müslümana mîrâsçı olması yasakken, Müslümanın kâfirden mîrâs alması meşru görülmüştür. Dîn farkının her iki taraf için eşit sonuç doğurması gerekmediği, lehte olan hükmün Müslümana tanımaktadır.

İmâm İbn Teymiyye ve İmâm İbnu’l-Kayyim rahîmehumallâh gibi bazı fâkihler de bu sahabe uygulamasını ve delîllerini destekleyerek, özellikle yeni Müslüman olan kişilerin mağduriyetini önleme bağlamında bu görüşün maslahata daha uygun olduğunu ifâde etmişlerdir. Bu görüş, özellikle mîrâsçı konumundaki Müslümanın fakir ve ihtiyaç sâhibi olması durumunda daha belirgin bir maslahat yönü taşımaktadır. Zîrâ gayrimüslimin Müslümana mîrâsçı olması, Müslümanın malının gayrimüslime intikal etmesine yol açacağından engellenirken; Müslümanın gayrimüslimden mîrâs alması, Müslümanın mâlî yönden güçlenmesine ve özellikle fakir bir Müslümanın ihtiyacının giderilmesine vesîle olmaktadır. Nitekim bu görüş sahipleri, “İslâm üstündür/yücedir, ona üstün gelinemez.” hadîsini esas alarak Müslümanın gayrimüslim üzerindeki hukukî üstünlüğünün bu şekilde korunacağını düşünmüşlerdir. Bununla birlikte fakirlik ve ihtiyaç, tek başına mîrâsçılık sebebi değildir; bu husûs ancak bu görüşün maslahat yönünü açıklayan bir unsûr olarak değerlendirilebilir.

• Sonuç:

Bir Müslümanın, kâfir (gayrimüslim) olan herhangi bir akrabasından (anne, baba, eş, çocuk dâhil) kalan mîrâsı alması, cumhurun ve delîl bakımından daha güçlü kabul edilen görüşe göre câiz değildir. Gayrimüslim akrabanın mîrâsından pay almak bu görüşe göre helâl değildir. Eğer zengin olan Müslümana kâfir akrabasından mîrâs kalır ise, o mîrâsı ihtiyaç sâhibi Müslümanlara verilmek üzere infâk eder.

Buna karşılık, Müslümanın gayrimüslimden miras alabileceği görüşü de bazı sahâbe ve tâbiîn fakihlerinden nakledilmiş bir fıkhî görüştür. Bu görüşe göre özellikle fakir ve muhtaç Müslümanın bu maldan yararlanması, Müslümanın güçlenmesi ve ihtiyacının giderilmesi bakımından bir maslahat teşkil eder. Delîl bakımından cumhurun görüşünden daha zayıf olmakla birlikte, ikinci görüş de sahâbe ve erken dönem fâkihlerinden nakledilmiştir. Bu sebeple, bu görüşü benimseyen ve bu görüşle amel eden fakir ve muhtaç bir Müslümanı bundan dolayı kınamak doğru değildir. Ancak zengin ve ihtiyaç sâhibi olmayan kimsenin cumhurun görüşüyle amel etmesi, ihtiyat ve delîlin kuvveti bakımından daha uygun olanıdır.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz