تَيْسِيرُ الْبَيَانِ لِشَرْحِ الْعَقِيدَةِ الطَّحَاوِيَّةِ
Teysîru’l-Beyân li-Şerhi’l-Akîdeti’t-Tahâviyye
TAHÂVÎ AKÎDESİ ŞERHİ
-İkinci Ders-
Tahâvî Metnine Giriş
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:
Metin
هَذَا ذِكْرُ بَيَانِ عَقِيدَةِ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ عَلىَ مَذْهَبِ فُقَهَاءِ الْـمِلَّةِ: أَبِي حَنِيفَةَ النُّعْمَانِ بْنِ ثَابِتٍ الْكُوفِيّ، وَأَبِي يُوسُف يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهيِمَ الَانْصَارِيّ، وَأبِي عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدِ بْنِ الْـحَسَنِ الشَّيْبَانِيّ، رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ وَمَا يَعْتَقِدُونَ مِنْ أُصُولِ الدِّينِ، وَيَدِينُونَ بِهِ لِرَبِّ العَالَمِينَ.
Bu, ümmetin fakîhlerinden Ebû Hanîfe en-Numân bin Sâbit el-Kûfî, Ebû Yûsuf Yakûb bin İbrâhîm el-Ensarî ve Ebû Abdullâh Muhammed İbnu’l-Hasen eş-Şeybânî’nin, -Allâh kendilerinden râzı olsun- Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat akîdesine, dînin usûlü ve âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşlerinin bir açıklamasıdır.
هَذَا ذِكْرُ بَيَانِ: Bu, bir açıklamadır (açıklamasının zikridir). | عَقِيدَةِ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat akîdesinin. | عَلىَ مَذْهَبِ: Mezhebi (görüşü) üzere. | فُقَهَاءِ الْـمِلَّةِ: İslâm milletinin, ümmetin fakîhlerinin. | أَبِي حَنِيفَةَ النُّعْمَانِ بْنِ ثَابِتٍ الْكُوفِيّ: Ebû Hanîfe en-Numân bin Sâbit el-Kûfî. وَأَبِي يُوسُف يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهيِمَ الَانْصَارِيّ: Ve Ebû Yûsuf Yakûb bin İbrâhîm el-Ensarî. | وَأبِي عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدِ بْنِ الْـحَسَنِ الشَّيْبَانِيّ: Ve Ebû Abdullâh Muhammed İbnu’l-Hasen eş-Şeybânî’nin. | رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ: Allâh’ın rızâsı onların hepsinin üzerine olsun. | وَمَا يَعْتَقِدُونَ مِنْ أُصُولِ الدِّينِ: Ve dînin usûlünden i’tikâd (îmân) ettikleri şeylerin. | وَيَدِينُونَ بِهِ لِرَبِّ العَالَمِينَ: Ve âlemlerin Rabbine onunla diyânet (kulluk) ettikleri şeylerin.
Kelimeler ve Kavramlar
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat: Allâh’ın kitâbına, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine ve ilk neslin (Sahâbe’nin) icmâsına sımsıkı sarılan, her türlü bid’at ve sapkınlıktan uzak duran kurtulmuş fırkadır (Fırka-i Nâciye).
Fukahâu’l-Mille: İslâm ümmetinin fakîhleri anlamına gelir. Burada kastedilenler, Hanefî fıkhının kurucu imamları olan Ebû Hanîfe ve onun iki büyük talebesi Ebû Yûsuf ile Muhammed eş-Şeybânî’dir.
Usûlü’d-Dîn: Dînin asılları, yâni i’tikâd ve tevhîd esasları demektir. İslâm imamları ve Selef-i Sâlihîn arasında dînin asılları husûsunda hiçbir ihtilâf yoktur.
Ebû Hanîfe en-Nu’mân bin Sâbit el-Kûfî (v. 150/767): İslâm fıkhının en büyük imâmlarından biri ve Hanefî mezhebinin kurucusudur. Hicrî 80 yılında Kûfe’de doğmuştur. Sahâbe-i Kirâm’dan bâzılarına yetiştiği, husûsiyle Enes bin Mâlik radîyallâhu anh’ı görme şerefine nâil olduğu için tâbiînden sayılır. O, sâdece ameli fıkıhta değil, dînin asılları olan i’tikâd ilminde de derin bir vukûfiyete sâhibti. Nitekim Ehl-i Sünnet akîdesini müdâfaa ettiği ve dönemindeki bâtıl fırkalara reddiyeler getirdiği “el-Fıkhu’l-Ekber” adlı eseri bunun en bâriz delîlidir. İslâm dîninin hükümlerini, Kur’ân-ı Kerîm ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünneti ışığında istinbât etmede emsâlsiz bir âlimdi.
Ebû Yûsuf Ya’kûb bin İbrâhîm el-Ensârî (v. 182/798): İmâm Ebû Hanîfe’nin en önde gelen talebesi ve mezhebin temel direklerinden biridir. Hicrî 113 yılında Kûfe’de doğmuştur. Fakîhliğinin yanı sıra hadîs ilminde âlimdir. Abbâsî halîfeleri döneminde “Kâdî’l-Kudât” (Başyargıç) makâmına getirilmiş, böylece Hanefî fıkhının İslâm coğrafyasına yayılmasında etkili olmuştur. Zühdü, takvâsı ve hakîkate olan sadâkatiyle tanınan bir ilim dağıdır.
Ebû Abdullâh Muhammed bin el-Hasen eş-Şeybânî (v. 189/804): İmâm Ebû Hanîfe’nin meclisinde bulunmuş, onun vefâtından sonra ilim tahsîlini İmâm Ebû Yûsuf’un yanında tamâmlamış büyük bir müçtehiddir. Hicrî 132 yılında doğmuş, Kûfe’de yetişmiştir. Hanefî mezhebinin görüşlerini yazarak kayıt altına alan (tedvîn eden) zâttır; onun günümüze kadar ulaşan “Zâhiru’r-Rivâye” adlı eserleri bu ekolün temel kaynaklarıdır. Aynı zamanda Medîne-i Münevvere’ye giderek İmâm Mâlik bin Enes rahîmehullâh’tan ilim tahsîl etmiş, fıkıh ve hadîsi cem eden muazzam bir usûl ortaya koymuştur.
Şerh
İmâm Tahâvî bu metne başlarken, te’lîf ettiği bu kıymetli eserin Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat akîdesinin bir beyânı olduğunu açıkça ifâde etmiştir.
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat akîdesi, kıyâmet kopuncaya kadar Allâh’ın inâyetiyle mansûr (zafer kazanmış) olacak kurtulmuş fırkanın (Fırka-i Nâciye) inancıdır. Bu inanç, dînin asılları üzerine müessesdir. Dînin asılları; Allâh’a, meleklerine, kitâblarına, rasûllerine, ölümden sonra dirilişe ve kadere, hayrın ve şerrin Allâh’tan olduğuna îmân etmeyi eksiksiz bir biçimde kapsar.
İmâm Tahâvî’nin de giriş kısmında hassasiyetle vurguladığı üzere, bu akîde metni ümmetin büyük fakîhlerinin; Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed bin Hasen eş-Şeybânî’nin i’tikâdî görüşleri üzerine binâ edilmiştir. Zîrâ onlar, tevhîd husûsunda Allâh’ın tek ve ortaksız olduğuna yakîn ile inanır, O’nun kâmil sıfatlarıyla birlikte mahlûkatı yaratmadan önce de kadîm olduğunu tasdîk ederler. Bu hakîkat, fıkıh âlimlerinin fürûatta (amelde) olduğu gibi asıllarda da (i’tikâd alanında) Selef-i Sâlihîn’in izine bağlandıklarını, Ehl-i Sünnet çizgisine sımsıkı tutunduklarını göstermektedir.
Allâh Teâlâ, bizlere tek bir cemâat olmayı ve ihtilâftan şiddetle kaçınmayı emretmiştir:
﴿وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا ﴿١٠٣﴾﴾
“Hep birlikte Allâh’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin.” [Âl-i İmrân: 3/103]
İslâm dîni yeryüzünde ve gökyüzünde tektir, dînin aslı İslâm’dır. Bizler de bu şerh vasıtasıyla, her türlü aşırılıktan (ifrât) ve eksiklikten (tefrît) arınmış olan, Rabbimizi mahlûkata benzetmekten (teşbîh) ve O’nun yüce sıfatlarını inkâr etmekten (ta’tîl) uzak duran orta yoldaki Ehl-i Sünnet cemâatinin akîdesini talep edeceğiz. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetini bu aydınlık yol üzere bıraktığını şöyle müjdelemiştir:
«تَرَكْتُكُمْ عَلَى الْبَيْضَاءِ لَيْلُهَا كَنَهَارِهَا لَا يَزِيغُ عَنْهَا بَعْدِي إِلَّا هَالِكٌ.»
“Sizi, gecesi de gündüzü gibi aydınlık olan bembeyaz bir yol üzere bıraktım. Benden sonra bu yoldan ancak helâk olanlar sapar.” [İbn Mâce (43)]
Bu Dersten Öğrendiklerimiz
1. Akîde ilmini öğrenmek farz-ı ayındır; zîrâ dînin asılları (Usûlü’d-Dîn) Allâh’a, meleklere, kitâblara, rasûllere, âhirete ve kadere eksiksiz îmânı gerektirir.
2. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat inancı, Sahâbe’nin ve onlara tâbi olan büyük fakîhlerin (Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed eş-Şeybânî gibi) üzerinde ittifak ettiği yegâne hak inançtır.
3. Dînin temel esaslarında İslâm âlimleri ve Selef imâmları arasında kesinlikle ihtilâf yoktur; bu asıllarda fırkalara ayrılmak dînen yasaklanmıştır.
4. Yeryüzündeki tek hak dîn İslâm’dır ve Ehl-i Sünnet akîdesi, Kur’ân ve Sünnet’in rehberliğinde İslâm’ın en sâf, tahrîfata uğramamış hâlidir.
***
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

