«
  1. Anasayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Şirket İşleriyle İlgilenen Oğula Verilen Borçtan Babanın ve Oğulun Sorumluluk Hükmü

Şirket İşleriyle İlgilenen Oğula Verilen Borçtan Babanın ve Oğulun Sorumluluk Hükmü

sr_cblr

ŞİRKET İŞLERİYLE İLGİLENEN OĞULA VERİLEN BORÇTAN
BABANIN VE OĞLUN SORUMLULUK HÜKMÜ

Babası şirkette yokken onun işleriyle ilgilenen oğluna elden borç para veren alacaklı, baba ile oğlun ayrılması ve babanın “borçtan oğlum sorumlu”, oğlun ise “babam sorumlu” demesi karşısında parayı kimden talep etmelidir? 

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

• Mes’elenin Tanımı ve Şer’î Hükmü:

Bir kimsenin yokluğunda onun ticâri işlerini yürütmekle görevlendirilen yakını (bu meselede oğlu), hukukî olarak “Vekil/Temsilci”, iş sâhibi (baba) ise “Müvekkil/Asıl” statüsündedir. Temsilcinin işletme adına aldığı borç para ise fıkhen “İstikraz/Borçlanma Vekâleti” hükümlerine tâbidir.

Baba ile oğlu arasında meydana gelen bu ihtilafta, alacaklının (borç verenin) parayı kimden isteyeceği husûsu, babanın borçlanma yetkisini (vekâleti) kabul edip etmemesine göre iki temel fıkhî duruma ayrılır:

1. Babanın Vekâleti İnkâr Etmesi: Şâyet baba, oğluna kendi adına veya şirketi adına borç para alması için hiçbir yetki/izin vermediğini iddia ediyor ve oğlunun kendi kafasına göre borçlandığını söylüyorsa; yetki vermediğini iddia eden babanın yeminli sözü esas alınır. Çünkü fıkıhta aslolan, borçlanma izninin veya yetkisinin verilmemiş olmasıdır. Baba, yetki vermediğine dâir yemin ettiği an şer’ân borçtan berî olur (kurtulur). Bu durumda alacaklı, parayı doğrudan borcu fiilen alan oğlundan (vekilden) talep etmek zorundadır. Çünkü babanın yetki vermediği şer’ân sâbit olunca oğlun vekâlet iddiası düşer ve para oğlun şahsî zimmetinde bir borç olarak kalır.

2. Babanın Vekâleti Kabul Edip Sorumluluğu Reddetmesi: Şâyet baba, oğluna şirketin işleri için borç para alma yetkisi (vekâleti) verdiğini ikrâr ediyorsa, fakat buna rağmen “Borçtan ben değil oğlum sorumludur” diyerek ödemekten kaçınıyorsa; borçlanma yetkisi sâbit olan bir vekîlden borç alan alacaklı, bu borcu hem babadan (müvekkil) hem de oğlundan (vekil) talep etme hakkına sâhibtir.

Bu durumda oğul (vekil) borç akdini bizzat gerçekleştirdiği için dâmin hükmündedir; baba (müvekkil) ise işin sahibi olarak asıl borçlu konumundadır. Alacaklı dilerse babadan dilerse oğlundan borcu tahsîl eder. Şâyet borcu oğul öderse, ödediği bu miktarı daha sonra babasından rücu yoluyla geri alır. Oğlun ödeyecek durumu yoksa, borcun tamâmı babadan tahsîl edilir.

Şâyet oğul borcu alırken: “Ben borç akdine şahsen girmiyorum, sadece babamın elçisiyim” diyerek safaretini açıkça beyan etmişse, bu durumda oğuldan para talep edilemez; alacaklı doğrudan babaya gitmek zorundadır.

Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ

“Ey îmân edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticâret olması hâli müstesnâ, mallarınızı aranızda bâtıl (haksız) yollarla yemeyin.” [Nisâ: 4/29]

Borcun inkâr edilmesi veya iki tarafın sorumluluktan kaçarak alacaklıyı mağdur etmesi bâtıl yolla mal yemek hükmündedir. Şerîat, alacaklının hakkının kaybolmaması için talep kapılarını açık tutmuştur.

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى

“İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın.” [Mâide: 5/2]

Vekâlet ve temsil ilişkisi müminlerin birbirine yardım etmesi esâsına dayanır. Ancak bu ilişki üçüncü şahısların (alacaklıların) hakkını zâyi edecek bir suiistimale yol açamaz.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

 عَلَى الْيَدِ مَا أَخَذَتْ حَتَّى تُؤَدِّيَهُ

“Alan el, aldığını geri ödeyinceye kadar (üzerindeki) sorumluluk devam eder.” [İbn Mâce (2400); Ahmed (20086)]

Borç parayı fiziken teslim alan el, oğlun elidir. Baba yetkilendirmeyi kabul etmediği sürece, kabzeden el olarak oğul bu borcun iâdesinden doğrudan ve bizzat sorumludur.

Bu konudaki fıkhı kâideler şöyledir:

 الْأَصْلُ إِضَافَةُ الْعَقْدِ إِلَى الْعَاقِدِ حَتَّى يَثْبُتَ خِلَافُهُ

“Aslolan, hilafı (müvekkil adına hareket edildiği) ispatlanana kadar akdin bizzat akdi yapana izâfe edilmesidir.”

Bu kâide gereği, oğul babası için hareket ettiğini ve babasının bu borca rızâ gösterdiğini ispatlayamazsa, borcun sorumluluğu akdi yapan oğlun üzerinde kalır.

الْأَصْلُ عَدَمُ التَّوْكِيلِ

“Aslolan vekâletin olmamasıdır.”

Bu kâideye göre, baba oğluna “şirket adına borç alabilirsin” diye yetki verdiğini kabul etmiyorsa ve oğul da bunu yazılı veya şâhitli bir delîlle ispatlayamıyorsa, şer’ân yetkisiz işlem yapılmıştır. Borç oğlun şahsi borcudur.

İmam Cüveynî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Şayet vekil borçlanırken sırf (aracılık/kuryelik) lafzını kullanmış ve kendi adına hiçbir taahhüt altına girmemişse, onun üzerinde hiçbir sorumluluk (damân) kalmaz; talep doğrudan müvekkile yöneltilir.” [Cüveynî, Nihâyetu’l-Matlab: 3/192].

İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Eğer bir kimsenin üzerine borç veya bir hak varsa ve bir başkası: ‘ben onun vekiliyim’ diyerek parayı kabzederse, müvekkil bu vekâleti inkâr ettiği an sözü yeminle kabul edilir… Alacaklı ise hakkını doğrudan ödeme yapan kimseden ister.” [Nevevî, el-Mecmû’: 2/72; Ravdatu’t-Tâlibîn: 11/83]

İmâm Zekeriyyâ el-Ensârî rahîmehullâh, şöyle hükmetmiştir:

“Borçlanma vekîlinin hükmü satın alma vekîli gibidir; alacaklı tarafından muhatap alınır (talep edilir) ve ödeme yaptıktan sonra müvekkile rücu eder.” [Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-Metâlib: 5/68]

İmâm Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Borç alma vekâleti sâbit olduğunda, borç veren kimse dilerse vekîli dilerse müvekkili muhatap alır. Tıpkı satın alma vekâletinde olduğu gibi vekîl borçta garantör/damîn, müvekkil ise asıl (asîl) gibidir. Vekil borcu ödediğinde müvekkiline rücu eder.”  [Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc: 3/256]

• İspat ve Yemin Şartı (İllet):

Alacaklının borcu doğrudan babadan talep edebilmesi için, oğluna bu borcu alması hususunda izin/vekâlet verdiğini ispat etmesi gerekir. Eğer alacaklının elinde babanın vekâlet verdiğine dâir bir delîl (beyyine) yoksa ve baba vekâleti inkâr ediyorsa, baba yemin eder ve borçtan kurtulur. Bu durumda alacaklının muhatabı yalnızca oğuldur. 

Garanti ve Rücu Sınırı (Hikmet):

Şerîatın borçlanma vekilini (oğul) sorumlu tutmasındaki hikmet, alacaklının hukukunu korumaktır. Çünkü alacaklı parayı babayı görmeden, oğlun şahsına ve temsiline güvenerek vermiştir. Ancak vekîl (oğul) bu borcu ödediğinde mağdur olmasın diye, ödediği meblağı asıl borçlu olan babasından rücu yoluyla alma hakkına sahiptir.  

Sonuç:

Birinci durum: Babanın oğluna borç alma yetkisi verdiğinin sâbit olmamasıdır. Eğer babanın oğluna, kendi adına veya şirket adına borç para alma yetkisi (vekâleti) verdiğine dâir herhangi bir şer’î delîl bulunmuyorsa ve baba da bu yetkiyi inkâr ediyorsa, alacaklı açısından esas olan, borç akdini kimin yaptığı ve paranın kimin tarafından teslim alındığıdır. Bu durumda baba yemin ederek borcu üstlenmekten kurtulur. Alacağınızı, borç akdini bizzat yapan ve parayı fiilen teslim alan oğuldan talep etmeniz gerekir.

Oğlun, “Ben bu parayı kendi şahsım için kullanmadım; babamın veya babamın şirketinin işleri için kullandım” demesi, tek başına sizin açınızdan bağlayıcı değildir. Çünkü siz parayı babaya veya şirkete değil, muhatap olduğunuz ve parayı teslim alan oğula vermiş bulunuyorsunuz. Dolayısıyla aksi şer’î delîlle ispat edilmediği sürece borç, oğlun zimmetindedir.

Ancak siz parayı verirken oğlun, babası veya şirket adına borç alma yetkisine sâhib olduğunu biliyor ve bu yetki sizin açınızdan sâbit bir şekilde mevcutsa, durum farklıdır. Bu durumda borcun kimin zimmetinde olduğu ayrıca değerlendirilir.

İkinci durum: Babanın oğluna borç alma yetkisi verdiğinin sâbit olmasıdır: Eğer babanın oğluna borç alma yetkisi verdiği sâbit olmuşsa -baba bunu açıkça kabul etmiş veya bu durum şer’î delîllerle; iki âdil şâhit yoluyla ispatlanmışsa- oğlun yaptığı borçlanma, yetki veren baba adına yapılmış olur. Bu durumda babanın sonradan “borçtan oğlum sorumludur” demesinin şer’ân bir hükmü yoktur. Zîrâ oğul burada babası adına hareket eden bir vekîldir; borçlanmanın asıl sorumluluğu, vekâlet veren kimseye âittir. Dolayısıyla alacaklı olarak alacağınızı babadan talep edebilirsiniz. Oğlun ayrıca şahsen kefil veya garantör olmuşsa, bu durumda kefâlet hükümleri de ayrıca dikkate alınır.

Kısaca söylemek gerekirse, borç alma yetkisi (vekâlet) sâbit değilse, kural olarak parayı teslim alan ve borç akdini yapan oğul muhâtabtır. Borç alma yetkisi (vekâlet) sâbitse, oğlun babası adına yaptığı borçlanmanın sorumluluğu babaya âit olur ve alacaklı alacağını babadan talep edilir. Bu nedenle meselenin hükmünde belirleyici olan husûs, paranın hangi amaçla kullanıldığından ziyâde, borçlanma sırasında oğlun kimin adına ve hangi yetkiyle hareket ettiğinin sâbit olup olmadığıdır. Taraflar arasındaki vekâlet veya paranın sonradan nerede kullanıldığına ilişkin ihtilaf, alacaklının hakkını ortadan kaldırmaz. Hak kaybının önlenmesi için vekâlet, borç ve para teslimine ilişkin şâhit, yazışma ve benzeri delîllerin ortaya konulması gerekir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz