«
  1. Anasayfa
  2. Arapça
  3. Elifye Mukaddimesi | el-Vecîz Elfiyye Şerhi (1)

Elifye Mukaddimesi | el-Vecîz Elfiyye Şerhi (1)

elfiyye

الوجيز في شرح الألفية

el-Vecîz fî Şerhi’l-Elfiyye

– Birinci Ders –

Mukaddime: Hamdele, Salvele ve Elfiyye’nin Hedefi

Giriş

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

İmâm İbn Mâlik el-Endelüsî rahîmehullâh, nahiv ilminin en mutedil ve şöhretli manzumesi olan el-Hulâsa (Elfiyye) eserine, kadîm telif usûlüne uygun olarak Allâh’u Teâlâ’ya hamd, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât-u selâm ve telif amacını beyân ile başlamaktadır. Bu ders; müellifin adını ve nesebini beyânını, hamdele ve salvele adabını, belâğat nüktelerini ve nahiv ilminin maksatlarını kuşatan ilk üç beytin gramer (sarf-nahiv) ve manevi tahlilini içermektedir.

Metin

قَالَ مُحَمَّدٌ هُوَ ابْنُ مَالِكِ … أَحْمَدُ رَبِّي اللَّهَ خَيْرَ مَالِكِ

مُصَلِّيًا عَلَى الرَّسُولِ الْمُصْطَفَى … وَآلِهِ الْمُسْتَكْمِلِينَ الشَّرَفَا

وَأَسْتَعِينُ اللَّهَ فِي أَلْفِيَّهْ … مَقَاصِدُ النَّحْوِ بِهَا مَحْوِيَّهْ

İbn Mâlik olan Muhammed dedi ki: Mâliklerin/mülk sâhiblerinin en hayırlısı olan Rabbim Allâh’a hamdederim.

Seçkin Rasûl’e ve şerefi kemâle erdiren âline salât ü selâm getirerek…

Nahvin (temel) maksatlarının kendisinde toplandığı bin mısralık manzume (Elfiyye) hususunda Allâh’tan yardım dilerim.

قَالَ: Dedi | مُحَمَّدٌ: Muhammed | هُوَ ابْنُ مَالِكِ: Ki o İbn Mâlik’tir | أَحْمَدُ: Hamdederim | رَبِّي: Rabbime | اللَّهَ: Allâh’a | خَيْرَ مَالِكِ: Mâliklerin en hayırlısı olan | مُصَلِّيًا: Salât getirerek / rahmet dileyerek | عَلَى الرَّسُولِ: Rasûl’e | الْمُصْطَفَى: Seçilmiş / süzülmüş olana | وَآلِهِ: Ve onun âline / yakınlarına | الْمُسْتَكْمِلِينَ: Kemâle erdirenlere / tamâmlayanlara | الشَّرَفَا: Şerefi / yüceliği | وَأَسْتَعِينُ: Ve yardım dilerim | اللَّهَ: Allâh’tan | فِي أَلْفِيَّهْ: Bin mısralık manzume hususunda | مَقَاصِدُ النَّحْوِ: Nahvin maksatları ve kuralları | بِهَا: Kendisinde / onda | مَحْوِيَّهْ: Toplanmıştır / kuşatılmıştır.

Kelime ve Kavramlar

قَالَ : Söz söyledi, beyân etti. قَوَلَ kökünden ecvef-i vâvî fiil-i mazi, müfret müzekker gâib. Vâv harfi harekeli, öncesi meftuh olduğu için elif’e kalbedilmiştir (i’lâl kaidesi). Mâzi fiildir, fetha üzere mebnîdir. Cümle başı isti’nâfiyyedir.

مُحَمَّدٌ : Çokça övülmüş, hamde layık nitelikleri kendisinde toplayan kimse. İsm-i mef’ûl kalıbındadır (تَفْعِيل babından مُفَعَّلٌ). قَالَ fiilinin fâilidir, lafzen merfûdur.

أَحْمَدُ : Hamdetmek, övmek, sena etmek. فَعِلَ – يَفْعَلُ (حَمِدَ – يَحْمَدُ) babından fiil-i muzâri, nefs-i mütekellim vahde (أَنَا). Fiil-i muzâri olup zamme ile merfûdur. Fâili içerisinde müstetir أَنَا zamiridir. Bu fiille başlayan cümle, قَالَ fiilinin مَقُولُ الْقَوْلِ’i (söylenen sözü) konumundadır ve mahallen mansuptur.

رَبِّي : Terbiye eden, malik olan, seyyid. رَبَّ – يَرُبُّ kökünden mudâ’af isimdir. أَحْمَدُ fiilinin mef’ûlün bih’idir. Mütekellim yâ’sına idafet edildiği için irabı takdirîdir (yâ’ya uygun hareke sebebiyle fetha takdir edilir).

خَيْرَ مَالِكِ : Mülk sâhiblerinin en hayırlısı. خَيْرٌ kelimesi aslen ism-i tafdil olup hemzesi hafifletilerek düşürülmüştür (أَخْيَرُ → خَيْرٌ). مَالِكٍ ise مَلَكَ – يَمْلِكُ kökünden ism-i fâildir. Nahiv: خَيْرَ lafzı, اللَّهَ lafza-i celâlinden sıfat veya bedel olup mansuptur. مَالِكِ ise muzâfun ileyh olduğu için mecrurdur.

مُصَلِّيًا : Salât eden, duâ eden. Salât; Allâh’tan rahmet, meleklerden istiğfar, insânlardan duâdır. تَصْلِيَةٌ (تَفْعِيل) babından ism-i fâildir (مُفَعِّلٌ). أَحْمَدُ fiilindeki fâil olan gizli أَنَا zamirinden hâl-i mukayyede (bağlayıcı durum) olup lafzen mansuptur.

الْمُصْطَفَى : Süzülüp seçilmiş kimse. اصْطَفَى – يَصْطَفِي (إِفْتِعَال babı) fiilinin ism-i mef’ûlüdür. Aslı مُصْتَفَيٌ iken; ‘sad’ harfinden sonra gelen ‘tâ’ harfi ‘tâ-i mu’ceme’ye (ط) ibdal edilmiştir (İbdâl kâidesi). Yâ harfi ise elif-i maksûraya dönüşmüştür. الرَّسُولِ kelimesinin sıfatıdır. İsmi maksûr olduğu için irabı mukadderdir; kesre takdiri ile mecrurdur.

الْمُسْتَكْمِلِينَ : Kemâle erdirenler, tamâmlayanlar. إِسْتِفْعَال babından ism-i fâil çoğuludur (Cem-i müzekker-i sâlim). آلِهِ lafzının sıfatıdır. Cem-i müzekker sâlim olduğu için ‘yâ’ (ي) ile mecrurdur. İsm-i fâil olarak amel edip الشَّرَفَا kelimesini mef’ûlün bih olarak nasbetmiştir.

أَلْفِيَّهْ : Bin mısralı manzume. Nisbet yâ’sı almıştır (أَلْفٌ → أَلْفِيَّةٌ). فِي harf-i cerri ile mecrurdur. Mısra sonundaki ‘hâ’ harfi ise duruş (vakıf) hâsıdır (hâu’s-sekt).

مَقَاصِدُ : Gâyeler, hedefler, temel ilkeler. مَقْصِدٌ kelimesinin çoğuludur (مَفَاعِلُ kalıbında cem-i teksîr / gayr-ı munsarıf). Mübtedadır, lafzen merfûdur.

مَحْوِيَّهْ : Toplanmış, kuşatılmış. حَوَى – يَحْوِي fiilinden ism-i mef’ûldür (مَحْوِيٌّ), müennes şeklidir (مَحْوِيَّةٌ). Aslı مَحْوُويَةٌ iken vâv ve yâ harfleri bir araya geldiği için vâv harfi yâ’ya çevrilmiş ve idgam yapılmıştır. Mübtedanın haberi konumundadır, merfûdur.

1. Mısranın Şerhi:

قَالَ مُحَمَّدٌ هُوَ ابْنُ مَالِكِ … أَحْمَدُ رَبِّي اللَّهَ خَيْرَ مَالِكِ

Müellif rahîmehullâh, manzumesine kendi adını ve nesebini zikrederek başlamaktadır. Nahiv şârihleri (İbn ‘Akîl, el-Eşmûnî, eş-Şâtıbî vb.), müellifin قَالَ (dedi) şeklinde geçmiş zaman fiili kullanmasının hikmetini detaylıca tartışırlar. Kitâb henüz yazılmaktayken veya zihinde tasarlanmışken mazi fiilinin tercih edilmesi, “tahakkuk-ı vukû” (olayın gerçekleşmesinin kesinliği) esasına dayanır. Müellif, eseri tamâmlayacağına olan inancını ve tevekkülünü bu fiil sığasıyla ifâde eder. Ya da eseri tamâmladıktan sonra mukaddimeyi kaleme almış ve hakîki mânâda geçmiş zaman sığasını kullanmıştır.

Müellifin kendisini مُحَمَّدٌ هُوَ ابْنُ مَالِكِ diyerek tanıtması, ilmi gelenekte eserin âidiyetini tevsik etmek ve talebenin zihnindeki kapalılığı gidermek açısından önemlidir. Buradaki هُوَ ابْنُ مَالِكِ cümlesi bir ara cümle (cümle-i i’tirâziyye) hükmündedir.

Müellif rahîmehullâh, ardından hamdele rüknüne geçer:

أَحْمَدُ رَبِّي اللَّهَ خَيْرَ مَالِكِ. Hamd; ihtiyarî (isteğe bağlı) iyilik karşılığında tazim amacıyla yapılan övgüdür. İbn Mâlik isim cümlesi (الْحَمْدُ لِلَّهِ) yerine fiil cümlesini (أَحْمَدُ) seçerek hamdin sürekliliğine ve teceddüdüne (her an yenilendiğine) işâret etmiştir. رَبِّي lafzındaki ‘rabb’ kelimesi terbiye eden ve mâlik olan anlamındadır. اللَّهَ Lafza-i Celâli bu rab kelimesinin beyânı veya bedelidir.

Müellif rahîmehullâh, burada eşsiz bir belâğat örneği sunarak cinas sanatı yapar: Kendisi ابْنُ مَالِكِ (Mâlik’in oğlu) iken, hamdettiği Allâh Azze ve Celle’yi خَيْرَ مَالِكِ (Mâliklerin / mülk sâhiblerinin en hayırlısı) olarak nitelemiştir. Bu ifâde, hem edebî bir cinas hem de kula âit mülkiyetin mecazî, Allâh’u Teâlâ’ya âit mülkiyetin ise hakîki ve mutlak olduğunu vurgulayan kelâmî bir inceliktir.

2. Mısranın Şerhi:

مُصَلِّيًا عَلَى الرَّسُولِ الْمُصْطَفَى … وَآلِهِ الْمُسْتَكْمِلِينَ الشَّرَفَا

Müellif rahîmehullâh, ikinci mısrada salvele bölümüne geçer. مُصَلِّيًا kelimesi, önceki mısradaki أَحْمَدُ fiilinin fâili olan gizli أَنَا zamirinden haldir. Hal-i mukayyede olarak, hamd ile salâtın eş zamanlı gerçekleştiğini ve hamdin salât ile zinetlendiğini gösterir.

عَلَى الرَّسُولِ ifadesinde “Rasûl”, kendisine yeni bir şerîat vahyolunan ve bunu tebliğle görevlendirilen elçidir. Müellif, الْمُصْطَفَى sıfatını getirerek Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in mahlukatın en seçilmişi olduğunu vurgular. Sarf kaidesi gereği, اصْطَفَى fiilinde ‘tâ-i iftiâl’ harfi, kendisinden önceki ‘sad’ harfinin ıtbâq (kalınlık) vasfından etkilenerek ‘tâ-i mu’ceme’ye (ط) dönüştürülmüştür.

وَآلِهِ الْمُسْتَكْمِلِينَ الشَّرَفَا kısmında “Âl” kavramı geniş bir nahiv ve fıkıh tartışmasına konu olmuştur. Duâ makamında “Âl”, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e tâbi olan bütün takvâ sâhibi müminleri kapsar; zekât ve humus gibi mâli hükümlerde ise Beni Hâşim ve Beni Muttalib’dir. İbn Mâlik burada duâ makamında olduğu için âl kelimesini geniş mânâda kullanmıştır.

الْمُسْتَكْمِلِينَ sıfatıyla onların şerefi, fazileti ve ahlâkı kemâle erdirmiş kimseler olduğunu beyân eder. Buradaki الشَّرَفَا kelimesinin sonundaki ‘elif’, vezin/itlak elifidir (elif-i ıtlâk) ve kâfiye uyumu için getirilmiştir. Nahivciler, ism-i fâilin ameli çerçevesinde الْمُسْتَكْمِلِينَ ism-i fâilinin الشَّرَفَ kelimesini mef’ûlün bih olarak nasbettiğini belirtirler.

3. Mısranın Şerhi:

وَأَسْتَعِينُ اللَّهَ فِي أَلْفِيَّهْ … مَقَاصِدُ النَّحْوِ بِهَا مَحْوِيَّهْ

Musannif üçüncü mısrada “isteâne” (Allâh’tan yardım dileme) ve eserin amacını açıklama merhalesine geçer. وَأَسْتَعِينُ اللَّهَ: İslâm edebinde her hayırlı işe Allâh’ın yardımıyla başlanır. Kulun kendi ilmine, zekâsına ve şâirliğine güvenmeyip mutlak fâil olan Allâh’u Teâlâ’ya sığınması tevhîdî bir zarûrettir.

فِي أَلْفِيَّهْ: Müellif yazacağı eseri “Elfiyye” (bin beyitlik manzume) olarak adlandırır. Arap gramer tarihinde manzumeler, ezberlemeyi ve zihinde tutmayı kolaylaştırmak amacıyla kaleme alınmıştır. İbn Mâlik’in bu eseri esasen kendisinin 2700 beyitlik “el-Kâfiyetu’ş-Şâfiye” adlı büyük manzumesinin bir hülâsasıdır (özetidir). Bu yüzden eserin asıl adı el-Hulâsa olsa da, beyit sayısı bine yakın olduğu için Elfiyye ismiyle meşhur olmuştur.

مَقَاصِدُ النَّحْوِ بِهَا مَحْوِيَّهْ: Müellif eserin muhtevasını ve değerini tanıtır. Nahiv ilminin temel kâideleri, hedefleri ve meseleleri bu bin beyit içinde toplanmış ve ihata edilmiştir. مَقَاصِدُ mübteda, مَحْوِيَّهْ ise haberdir. بِهَا car-mecruru مَحْوِيَّهْ ism-i mef’ûlüne müteallıktır. Mısra sonundaki ‘hâ’ harfi vakıf hâsıdır (elfiyyeh / mahviyyeh). Musannif, bu hacimli ama özlü manzumenin nahvin en girift kurallarını kuşattığını ilân ederek talebeyi dersi öğrenmeye teşvik etmektedir.

Bu Dersten Öğrendiklerimiz:

1. Eser Telif Usûlü: Bir esere başlarken besmele, hamdele, salvele ve Allâh’tan yardım (isteâne) istemek İslâm ilim geleneğinin temel usûlüdür.

2. Cinas ve Belâğat İnceliği: Müellifin kendi babasının adı (ابْنُ مَالِكِ) ile Allâh’u Teâlâ’nın sıfatını (خَيْرَ مَالِكِ) aynı kelime köküyle zikretmesi belâğat açısından latif bir cinas örneğidir.

3. Müellifin Âidiyet Beyânı: Telif olunan eserin kime âit olduğunu belirtmek (isim ve nesep zikretmek), esere güvenilirlik ve tevsik kazandırır.

4. Salâtın Kapsamı: Salâtu selâm sadece Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e değil, onun izinden giden, şerefi kemâle erdirmiş âl ve ashâbına da duâ makamında şâmildir.

5. İstiâne İlkesi: İlim talebesi ve âlim, başarısını (tevfîk) yalnızca Allâh’tan beklemeli; kendi yeteneğine dayanmamalıdır.

6. Elfiyye’nin Niteliği: Elfiyye, el-Kâfiyetu’ş-Şâfiye’den süzülmüş bir özet (hulâsa) olup nahiv ilminin temel maksatlarını (makâsıdu’n-nahv) bünyesinde toplamıştır.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz