إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ
Ameller Niyetlere Göredir
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:
عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى.» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ (1) وَمُسْلِمٌ (1907).
Ömer bin el-Hattâb radîyallâhu anh’tan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Ameller ancak niyetlere göredir ve her kişi için ancak niyet ettiği şey vardır.” Bu hadîsi, Buhârî (1) ve Müslim (1907) rivâyet etmiştir.
عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ: Ömer bin el-Hattâb’dan. | رَضِيَ اللَّهُ: Allâh râzı olsun. | عَنْهُ: Ondan. | قَالَ سَمِعْتُ: Şöyle demiştir: İşittim. | رَسُولَ اللَّهِ: Rasûlullâh’ı. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | يَقُولُ: Şöyle buyururken: | إِنَّمَا الْأَعْمَالُ: Ameller ancak şöyledir: | بِالنِّيَّاتِ: Niyetlere göredir / niyetler iledir. | وَإِنَّمَا: Ve şüphesiz ancak. | لِكُلِّ امْرِئٍ: Her bir kişi için vardır. | مَا نَوَىٰ: Niyet ettiği şey.
Tahriç:
Bu hadîs-i şerîfi İmâm el-Buhârî Sahîh’inin başında (1) ve diğer yerlerinde (54, 2529, 3898, 5070, 6689, 6953); İmâm Müslim de Sahîh’inde (1907) tahriç etmiştir. Ayrıca Ebû Dâvûd (2201), Tirmizî (1647), Nesâî (1/59) ve İbn Mâce (4227) rivâyet etmişlerdir.
Hadîsin meşhur sahîh senedi, Sahâbeden yalnızca Emîru’l-Mü’minîn Ömer bin el-Hattâb radîyallâhu anh vasıtasıyla gelmiş olup senedin ilk tabakalarında ferd-i mutlak niteliğindedir. Ömer’den Alkame bin Vakkâs el-Leysî, ondan Muhammed bin İbrâhîm et-Teymî, ondan da Yahyâ bin Saîd el-Ensârî rivâyet etmiştir. Yahyâ bin Saîd el-Ensârî’den sonra ise hadîs geniş bir şekilde yayılmış ve çok sayıda râvî tarafından rivâyet edilmiştir. Bu sebeple hadîs, senedin ilk tabakalarındaki ferdiyyetine rağmen sonradan büyük bir şöhret kazanmış; Buhârî ve Müslim başta olmak üzere muteber hadîs kaynaklarında rivâyet edilmiş ve muhaddîsler tarafından ittifakla sahîh kabul edilmiştir.
İmâm Buhârî, Sahîh’ine bu hadîsle başlayarak, Allâh’ın rızâsı gözetilmeksizin yapılan amellerin dünyâ ve âhirette gerçek bir değer ve semere taşımayacağına işâret etmiştir. Abdurrahman bin Mehdî, eserini bölümlere ayırsaydı niyet hadîsini her bölümde zikredeceğini söylemiş; kitâb telif edecek kimsenin eserine “Ameller niyetlere göredir” hadîsiyle başlamasını tavsiye etmiştir. Ayrıca bu hadîs, dînin temel esaslarından kabul edilmiştir. İmâm Şâfiî’den, hadîsin ilmin üçte birini teşkil ettiği ve fıkhın birçok konusuna girdiği nakledilmiştir. İmâm Ahmed bin Hanbel ise İslâm’ın temelinin üzerine binâ edildiği üç hadisten biri olarak niyet hadîsini zikretmiştir. Diğer ikisi ise “Kim dinimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa o reddedilmiştir” ve “Helâl bellidir, haram bellidir” hadîsleridir. Bu sebeple niyet hadîsi, ibâdetlerin ve amellerin değerinin niyete bağlı olduğunu açıklayan, İslâmî ilimlerin birçok alanını ilgilendiren temel hadîslerden biridir.[1]
Kelimeler ve Kavramlar:
«إِنَّمَا»: Hasr ve kasr edatıdır. İsbât edilen hükmü mezkûr olana tahsis eder, onun dışındakileri nefyeder. Yâni şer’an mûteber ameller ancak niyetle varlık kazanır.
«الْأَعْمَالُ»: Lugatte «عَمَل» kelimesinin cem’idir. İnsândan sâdır olan kalbî, lisânî ve cevârihî (uzuvlara âit) bütün irâdî fiilleri içine alır.
«بِالنِّيَّاتِ»: Niyetin çoğuludur. Lügatta kastetmek, bir şeye azmetmektir. Şerîatta ise: Kulun Allâh’u Teâlâ’nın, rızâsını taleb ederek ve emrine imtisâl ederek bir fiile yönelmesidir. «بِـ» harf-i cerri sebebiyyet ve musâhabet (berâberlik) içindir; yâni amellerin sıhhati ve kabûlü ancak niyete bağlıdır.
«لِكُلِّ امْرِئٍ»: Her mükellef şahıs için demektir.
«مَا نَوَى»: Kalbinde kastettiği, irâde ettiği ve yöneldiği şey ne ise ancak onun karşılığı vardır. Hayır kastettiyse hayır, şer kastettiyse şer bulur.
Şerh:
Bu hadîs-i şerîf, İslâm dîninin mihenk taşı, amellerin bâtınî mîzânı ve kalp amelinin tahtıdır. Zâhirî amellerin bir cesedi varsa, niyet o cesedin rûhudur. Rûhsuz bir ceset nasıl kokuşmaya ve çürümeye mahkûm bir leşten ibâret ise; niyetten, ihlâstan ve sırf Allâh rızâsından tecrid edilmiş ameller de Allâh indinde hebâ olmuş birer yükten başka bir şey değildir. Ehl-i Sünnet’in selef âlimleri zâhir ile bâtını aslâ birbirinden ayırmamış; îmânın hem kalbin tasdîk ve niyeti, hem dilin ikrârı, hem de uzuvların ameli olduğunu beyân etmişlerdir.
Hadîsin birinci cümlesi olan “Ameller ancak niyetlere göredir” kavli, yapılan amellerin dinî hükmünü, sıhhatini ve fesadını belirlemede niyetin esas olduğunu ifâde eder. Fıkıh usûlü açısından cümlede mahzuf kabul edilen mübteda, «صِحَّةُ الْأَعْمَالِ بِالنِّيَّاتِ» şeklinde takdir edilmiştir. Buna göre hadîsin anlamı, “Amellerin sıhhati ancak niyetlerledir” şeklindedir. Bu ifâde, özellikle ibâdetlerde niyetin amelin sahîh olup olmamasındaki temel görevini önemini gösterir.
İkinci cümle olan “Her kişi için ancak niyet ettiği şey vardır” beyânı ise amel eden kulun uhrevî karşılığını, sevap ve ikâbını beyân eder. Kim amelinde Allâh’ı ve âhiret yurdunu dilerse onun mükâfâtı Allâh’a âittir; kim de amelini gösteriş, makam, dünyâlık veya insanların takdîri için yaparsa, nasîbi sâdece o fânî dünyalıktan ibârettir; âhirette ise elinde koca bir hüsrandan başka hiçbir şey kalmaz. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
﴿وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَٰلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ ﴿٥﴾﴾
“Hâlbuki onlara, ancak dîni yalnız O’na has kılarak ve hanîfler olarak Allâh’a kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emrolunmuştu. İşte dosdoğru dîn budur.” [Beyyine: 98/5]
İmâm İbnu’l-Kayyim rahîmehullâh, niyetin amel üzerindeki hâkimiyetini hakkında şöyle demiştir:
“Niyet; amelin ruhu, özü ve direğidir (onu ayakta tutan esâsıdır). Amel ise niyete tâbidir; onun sıhhatiyle sahîh olur, onun bozulmasıyla fâsit olur. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, (ilim ve hikmet bakımından) kâfi gelen, kalplere şifâ veren ve altında ilim hazineleri barındıran şu iki cümleyi buyurmuştur: ‘Ameller ancak niyetlere göredir ve herkese ancak niyet ettiği şey vardır.’ Böylece ilk cümlede amelin ancak bir niyetle vuku bulacağını (şer‘an varlık kazanacağını) beyân etmiştir; nitekim niyetsiz hiçbir amel (şer‘î mânâda amel) olmaz. İkinci cümlede ise amel edene, amelinden yalnızca niyet ettiği şeyin kalacağını (ancak niyetinin karşılığını elde edeceğini) açıklamıştır. Bu kâide; ibâdetleri, muamelâtı (hukukî ve beşerî ilişkileri), yeminleri, adakları ve diğer bütün akitleri ile fiilleri şümûlüne alır (kapsar).”[2]
Selef-i Sâlihîn ahlâkın, takvânın ve ihlâsın esâsını dâimâ niyeti murâkabe etmekte görmüşlerdir. Zîrâ niyet öyle bir ameldir ki âdetleri ibâdete dönüştürür; ihlâssızlık ise dağlar kadar ameli hebâ edip toza çevirir. Bir kimse yemek yerken, uyurken veya âilesinin nafakasını temin ederken Allâh’ın rızâsını ve ibâdete kuvvet bulmayı niyet ederse, onun uykusu da lokması da taate tebeddül eder. Lâkin sırf riyâ ve gösteriş için cihâd eden, Kur’ân okuyan veya infakta bulunan kimse Kıyâmet gününde cehenneme ilk sürülecek müflislerden olur.
Niyetin mahalli dildir değil, kalptir. Selef imâmlarından, sahâbeden veya tâbiînden namaza, abdestte veya oruçta diliyle: “Niyet ettim şu ibâdeti yapmaya” diye telaffuz ettiğine dâir tek bir sahîh nakil dahî vârid olmamıştır. Kalpte var olan bir kasıt kâfîdir; dille telaffuz etmek ise dînde sonradan ihdâs edilmiş bir bid’attir. Müminin vazîfesi; niyetini hâlis kılıp, kalbin gizli dehlizlerindeki riyâ, ucb ve kibir lekelerini temizleyip niyetini sırf Vâhid ve Kahhâr olan Allâh’a has kılmaktır.
Sonuç:
Sonuç olarak hadîs-i şerîf; İslâm şerîatında amellerin sıhhat, kabûl ve fesâdının kalpteki kasıt ve ihlâsa bağlı olduğunu haber vermektedir. Zâhirî şekiller ve kalıplar kalbin niyetinden bağımsız bir kıymet taşımaz. Müminin mîzânını dolduracak olan yegâne sermâye; sünnete muvâfık zâhir ile sırf Allâh rızâsını gāye edinen pâk ve hâlis bir niyettir.
Hükümler ve Hikmetler:
1. Bütün ibâdetlerde niyet etmek farzdır ve amelin sıhhat şartıdır.
2. Niyetin mahalli sırf kalptir; diliyle telaffuz etmek sünnette yeri olmayan bir bid’attir.
3. Niyet, âdetleri ibâdete, mübâh fiilleri ise sevap vesîlesine dönüştürür.
4. Amelde ihlâs şarttır; riyâ, süm’a ve dünyevî menfaat kasdıyla yapılan ameller bâtıldır ve sâhibine vebâldir.
5. Bir hayrı yapmaya samîmiyetle azmedip de meşrû bir mâzeret sebebiyle yapamayan kula, Allâh Teâlâ hâlis niyeti sebebiyle kâmil ecir ihsân eder.
6. Dînde amelin makbûliyeti iki esâsa dayanır. Bunlar: Kalpte ihlâs ve zâhirde sünnete ittibâdır.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.
[1] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 1/61.
[2] İbn Kayyim el-Cevziyye, İ’lâmu’l-Muvakkı’în an Rabbi’l-Âlemîn: 4/522.
Bir Cevap Yaz
