«
  1. Anasayfa
  2. Ahlak
  3. Takvâ ve Güzel Ahlâk | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (5)

Takvâ ve Güzel Ahlâk | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (5)

ahlak hadisleri 5

التَّقْوَى وَحُسْنُ الْخُلُقِ
Takvâ ve Güzel Ahlâk

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

عَنْ أَبِي ذَرٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اِتَّقِ اللّٰهَ حَيْثُمَا كُنْتَ، وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ». رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ (1987)، وَغَيْرُهُ.

Ebû Zerr radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Nerede ve hangi halde olursan ol, Allâh’a karşı takvâlı ol (O’ndan korkup sakın). Kötülüğün ardından hemen bir iyilik yap ki onu silip süpürsün. İnsânlara karşı da güzel ahlâkla muamele et.” Bu hadîsi, Tirmizî (1987) ve ondan başkaları rivâyet etmişlerdir.

عَنْ أَبِي ذَرٍّ: Ebû Zerr’den. | رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: Allâh ondan râzı olsun. | قَالَ قَالَ لِي: Şöyle dedi: Bana buyurdu. | رَسُولُ اللَّهِ: Rasûlullâh. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | اِتَّقِ اللّٰهَ: Allâh’a karşı takvâlı  ol / sakın. | حَيْثُمَا كُنْتَ: Nerede olursan ol. | وَأَتْبِعِ: Ve ardından ekle / peşinden yap. | السَّيِّئَةَ: Kötülüğün. | الْحَسَنَةَ: İyiliği. | تَمْحُهَا: Onu silip yok etsin. | وَخَالِقِ: Ve ahlâkla muamele et. | النَّاسَ: İnsânlara. | بِخُلُقٍ حَسَنٍ: Güzel bir ahlak ile.

Tahriç:

Bu hadîsi İmâm Tirmizî Sünen’inde Birr ve Sıla Kitâbı’nda 1987. hadîs  tahriç etmiştir. İmâm Ahmed bin Hanbel Müsned’inde (5/153, no: 21392) ve Muâz bin Cebel radîyallâhu anh’tan (5/228, 236) tahriç etmiştir. Dârimî Sünen’inde (2791), Hâkim el-Müstedrek’te (1/54) ve Beyhakî Şuabu’l-Îmân’da (8025) rivâyet etmişlerdir. 

Hadîsin sıhhati husûsunda İmâm Tirmizî: “Bu hadîs hasen-sahîhtir” demiştir. Hâkim: “(Şeyhayn’ın şartına göre sahîhtir) demiştir.[1]

Kelimeler ve Kavramlar:

«اِتَّقِ اللّٰهَ»: Takvâ, vikâye kökünden emirdir; kulun Allâh’ın emirlerini tutup nehiylerinden kaçınarak, nefsi ile ilâhî azâb ve gazap arasına sâlih amellerden bir kalkan koyması, O’ndan hakkıyla korkup sakınmasıdır.

«حَيْثُمَا كُنْتَ»: Mekân ve hâl zarfıdır; nerede ve hangi hâl üzere olursan ol; gerek insanların arasında âşikâre, gerekse kimsenin görmediği tenhâda, bollukta ve darlıkta demektir.

«وَأَتْبِعِ»: İf’âl bâbından emir olup iki mef’ûle teaddî eder; peşinden eriştir, arkasından ulaştır mânâsındadır.

«السَّيِّئَةَ»: Kuldan sâdır olan, şeriatın yasakladığı, rûhu karartan küçük veya büyük günah ve kusurlardır.

«الْحَسَنَةَ»: Tevbe, istiğfâr, namaz, sadaka ve benzeri Allâh rızâsına muvâfık sâlih amellerdir. 

«تَمْحُهَا»: Cezm ile cezâ (cevap) fiilidir; o hasene o seyyieyi giderir, kökünü kazır, kalpteki pasını siler ve meleklerin sahîfelerinden izini yok eder. 

«وَخَالِقِ النَّاسَ»: Muhālaka babından emir olup seciye ve fıtrat mânâsındaki hulk kökünden türetilmiştir; insanlarla muâmele et, aralarına karış ve onlarla yaşa demektir. 

«بِخُلُقٍ حَسَنٍ»: Güler yüz, mülâyim söz, tatlı dil, eziyete tahammül etmek, kötülüğü defetmek ve mahlûkāta ihsân ve adâlet ile davranmaktır. 

Şerh:

Bu mübârek hadîs-i şerîf; İslâm dîninin akîde, amel ve ahlâk sütunlarını tek bir kelâmda cemeden nübüvvet menhecinin en i’câzkâr kânûnlarındandır. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, burada üç esâsı vazederek kulun varlık âlemindeki bütün münâsebetlerini nizâma sokmuştur: Kulun Rabbi ile olan münâsebeti (takvâ), kulun bizzat kendi nefsi ile olan münâsebeti (günahın ardından hasene işleyip tevbe etmek) ve kulun diğer mahlûkât ile olan münâsebeti (güzel ahlâk).

Bütün münâsebetleri düzenleyen emir: “Nerede olursan ol Allâh’tan kork!” emridir. Zîrâ takvâ; yalnız mescidlerde, cemâatin huzûrunda takınılan bir kisve değil; tenhâda, kapalı kapılar ardında, nefsin hevâsıyla baş başa kaldığı zifirî karanlıklarda Allâh Azze ve Celle’nin kendisini gördüğünü yakînen bilmektir. Tâbiînin büyüklerinden Talk bin Habîb rahîmehullâh takvâyı şöyle târif etmiştir:

“Takvâ; Allâh’ın mükâfatını umarak, Allâh’tan bir nûr (basîret ve ilim) üzere Allâh’a itaatle amel etmen; Allâh’ın azâbından korkarak, yine Allâh’tan bir nûr üzere Allâh’a isyânı (mâsiyeti) terk etmendir.”[2]

Kul ne kadar gayret gösterirse göstersin, beşeriyet îcâbı ayağı kayabilir, gaflete düşüp bir günah işleyebilir. İşte tam bu noktada Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ye’se kapılmayı menederek rahmet kapısını aralamış ve “Kötülüğün peşinden bir iyilik yap ki onu silsin!” buyurmuştur. Zîrâ mânevî hastalıklar ancak zıtlarıyla tedâvî edilir; günahın kalbe bıraktığı zulmet ve pas, ancak sâlih amellerin ve gözyaşlarının nûruyla silinip atılır.  Rabbimiz Celle ve Alâ, şöyle buyurmaktadır:

﴿وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ ﴿١١٤﴾﴾

“Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl! Çünkü şüphesiz iyilikler, kötülükleri (günahları) giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.” [Hûd: 11/114] 

Hadîsin üçüncü rüknü olan “İnsânlarla güzel ahlâk ile muâmele et!” emri ise dînin sosyal hayattaki şâhididir. Bir kimse gece kāim, gündüz sâim olsa; fakat diliyle müminleri incitse, kibirlense ve nobran davransa, o kimsenin dindarlığı köksüz bir iddiâdan ibârettir. İmâm Tîbî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Allâh’a karşı takvâ; kişinin O’nun emrettiği her şeyi yerine getirmesi ve nehyettiği her şeyden kaçınması suretiyle Hâlık (Yaratıcı) ile olan muamelesini güzelleştirmesine işarettir. Güzel ahlâk ise halk (yaratılmışlar) ile olan muamelenin güzelleştirilmesine işarettir. Bu iki haslet cennete girmeyi vacip kılar (cennete girmeye vesiledir); bunların zıtları ise cehenneme girmeyi iktiza eder.”[3]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in; ‘İnsânlara karşı  güzel ahlâkla muamele et’ kavline gelince: Bu (güzel ahlâk), takvânın hasletlerindendir ve takvâ ancak onunla kemâle erer. Hadîste takvâdan sonra ayrıca ve müstakil olarak zikredilmesi ise, buna olan beyân ihtiyacından ötürüdür. Çünkü insânların pek çoğu, takvâyı kulların haklarını gözetmeksizin yalnızca Allâh’ın hakkını yerine getirmekten ibâret zanneder. İşte bu sebeple Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, insânlarla muaşereti güzelleştirmeyi (onlara ihsanla davranmayı) nas ile açıkça emretmiştir.”[4]

Mümin, insânların ezâsına sabreden, yüzü mütebessim, eli cömert, sînesi selîm olan kimsedir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

«إِنَّكُمْ لَنْ تَسَعُوا النَّاسَ بِأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ لِيَسَعْهُمْ مِنْكُمْ بَسْطُ الْوَجْهِ، وَحُسْنُ الْخُلُقِ.»

“Şüphesiz siz mallarınızla bütün insânları kuşatıp yetemezsiniz; fakat onları güler yüzünüz ve güzel ahlâkınızla kuşatıp kucaklayabilirsiniz.” [Hâkim (432); Bezzâr (9651)]

Sonuç:

Bu hadîs-i şerîf; kâmil bir müminin menhecini üç esasta özetlemektedir: Zâhirde ve bâtında murâkabe ve takvâ bilinciyle yaşamak, beşeriyet muktezâsı sâdır olan hatâları derhâl sâlih ameller ve tevbe ile tâmir etmek, insânlarla olan münâsebetlerde ise af, hilm, güler yüz ve güzel muâmeleyi şiâr edinmektir. Bu üç haslet birleştiğinde kul, hem Allâh celle celâluhu’nun rızâsına hem de mahlûkātın sevgisine nâil olur.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Gizlide ve açıkta, tenhâda ve cemiyyette Allâh’tan korkup takvâ üzere olmak farzdır.

2. Günah işleyen bir kulun derhâl tevbe etmesi ve günâhının peşinden sâlih bir amel işlemesi vâciptir.

3. İşlenen sâlih ameller, küçük günahların silinmesine ve keffâret olmasına vesîledir.

4. Tevhîd akîdesinden sonra İslâm’ın en mühim meyvesi insânlara karşı güzel ahlâk ile muâmele etmektir.

5. Takvâ sâdece ibâdetlere münhasır değildir; insân haklarını gözetmek ve hüsn-i muâmelede bulunmak bizzat takvânın ayrılmaz bir esâsıdır.

6. Tebessüm etmek, eziyet vermekten kaçınmak ve insânlardan gelen cefâya sabretmek sâlih ahlâkın başıdır.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] Tirmizî, Sünen: 4/355; Hakim, Mustedrek: 1/282.

[2] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 1/400. 

[3] Tuhfetu’l-Ahvezî bi-Şerhi Câmii’t-Tirmizî: 6/120.

[4] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 1/454.

Bir Cevap Yaz