«
  1. Anasayfa
  2. Ahlak
  3. Başkası İçin İyilik İstemek | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (9)

Başkası İçin İyilik İstemek | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (9)

ahlak hadisleri 9

حُبُّ الْخَيْرِ لِلْغَيْرِ

Başkası İçin İyilik İstemek

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ.» رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ (13) وَمُسْلِمٌ (45).

Enes radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip sevdiği bir şeyi dîn kardeşi için de arzu edip istemedikçe (kâmil mânâda) îmân etmiş olmaz.” Bu hadîsi, Buhârî (13) ve Müslim (45) rivâyet etmişlerdir.

عَنْ أَنَسٍ: Enes’ten. | رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: Allâh ondan râzı olsun. | عَنِ النَّبِيِّ: Nebî’den. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | قَالَ: Şöyle buyurdu: | لَا يُؤْمِنُ: Îmân etmiş olmaz. | أَحَدُكُمْ: Biriniz. | حَتَّىٰ يُحِبَّ: Sevip arzu etmedikçe. | لِأَخِيهِ: Kardeşi için. | مَا يُحِبُّ: Sevdiği şeyi. | لِنَفْسِهِ: Kendi nefsi için.

Tahriç:

Bu mübârek hadîs-i şerîf, İslâm dîninin ve ahlâkının üzerine bina edildiği ana sütunlardan biridir. İmâm Buhârî tarafından Kitâbu’l-Îmân’da “Kişinin Kendisi İçin İstediğini Kardeşi İçin de İstemesi Îmândandır” bâbında 13. hadîs ve İmâm Müslim tarafından yine Kitâbu’l-Îmân’da “Din Kardeşi İçin Hayır İstemeyenin Îmânının Noksanlığı” bâbında 45. hadîs Enes bin Mâlik radîyallâhu anh’tan rivâyet edilmiştir. Ayrıca İmâm Ahmed bin Hanbel Müsned’inde (3/176, 206), Nesâî Sünen’inde (5016) ve Tirmizî Sünen’inde (2515) tahriç etmişlerdir.

Ehl-i hadîs ve muhaddîsler bu hadîsin sıhhati husûsunda ittifak etmişlerdir. İmâm Ebû Dâvud ve İmâm Nevevî, İslâm’ın temel ahkâm ve âdâbının üzerine kurulduğu dört ana hadîsten birinin bu hadîs-i şerîf olduğunu beyân etmişlerdir.

Kelimeler ve Kavramlar:

«لَا يُؤْمِنُ»: Îmânı kâmil olmaz demektir. Buradaki nefiy, asl-ı îmânı (dînden çıkmayı) değil, kemâl-i vâcibi nefaytmaktadır.

«أَحَدُكُمْ»: Mükellef olan her bir mümin, dînî sorumluluk taşıyan kul demektir.

«حَتَّى يُحِبَّ»: Kalben arzulayınca, kibir ve hasedi terkedip halis bir meyil ve sevgile isteyinceye kadar mânâsındadır.

«لِأَخِيهِ»: Din kardeşine; Tevhîd ve İslâm bağıyla bağlı olduğu mümin karde-şine demektir.

«مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ»: Dînî ve dünyevî hayırlardan, taatlerden, âfiyet, hidayet ve hu-zurdan bizzat kendi nefsi için arzuladığı her bir hayrın mislini demektir.

Şerh:

Bu hadîs-i şerîf; enâniyetin (bencil duyguların), hasedin ve çekememezliğin kökünü kazıyan, kalpleri birbirine perçinleyen ve müminleri tek bir vücut hâline getiren muazzam bir îmânî ve ahlâkî düsturdur. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, mümin olmanın sâdece dille yapılan bir ikrârdan yahut münferit ibâdetlerden ibâret olmadığını; aksine kalbin derinliklerinde dîn kardeşine karşı beslenen hâlis sevgide ve iyilik arzusunda tecellî ettiğini haber vermektedir.

İslâm akîdesinde îmân kalpte kökleştiğinde, onun zâhirdeki ilk meyvesi dîn kardeşine duyulan mânevî merhamet ve şefkattir. İnsân doğası gereği kendi nefsi için dâimâ sıhhat, emniyyet, rızık genişliği, îmân selâmeti ve cennet saâdeti arzu eder. İşte hakîkî mümin, kendi nefsi için arzuladığı bu dînî ve dünyevî güzellikleri, kıskançlık duymaksızın din kardeşi için de arzulayan kimsedir. Eğer bir kul, kardeşinin elindeki nimeti kıskanır, onun felâketinden gizli bir haz duyar yahut kendisinin ulaştığı hayırlardan kardeşinin mahrum kalmasını isterse, o kulun kalbinde îmânın nûru zayıflamış, nefsânî arzular galip gelmiş demektir. Allâh’u Teâlâ, müminlerin bu ayrılmaz bağı hakkında şöyle buyurmaktadır:

﴿اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟ ﴿١٠﴾﴾

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allâh’tan korkup sakının rahmete nâil olasınız.” [Hucurât: 49/10]

Bu kardeşlik bağı, soy ve nesep bağından çok daha derîn ve kudsîdir. Zîrâ nesep bağı dünyâda kalır; îmân bağı ise kul ile birlikte kabre ve ahîrete uzanır. Hakîkî îmân saâdetine eren müminler, kardeşlerinin derdiyle dertlenir, sevinciyle neşelenirler. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ، إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى.»

“Müminlerin birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve şefkat göstermekteki misalleri; tek bir beden gibidir; o bedenin herhangi bir organı rahatsızlandığında, bedenin diğer kısımları uykusuzluk ve ateşle ona ortak olurlar.” [Müslim (2586)]

İmâm Nevevî rahîmehullâh, hadîsteki îmânın nefyini şöyle açıklamıştır:

“Âlimler bunun mânâsının ‘îmânı tam ve kâmil olmaz’ demek olduğunu söylemişlerdir. Yoksa bu sıfat bulunmasa bile asl-ı îmân mevcuttur. Hadîste murâd edilen ise; kişinin kendisi için istediği taatleri ve mübah olan hayırları kardeşi için de istemesidir.”[1]

Hadîsin tatbîkı noktasında akla gelebilecek “İnsânın kendisi için istediğini başkası için de istemesi ağır bir yük değil midir?” şüphesini, el-Kâdî İyâz ve İbnu’s-Salâh gibi büyük alimler şöyle izâh etmişler ve San‘ânî rahimehullâh bu nakli aynen aktarmıştır:

“Bu durum zor ve imkânsız bir şey gibi sayılabilir; ancak öyle değildir. Çünkü mânâsı: ‘Sizden birinizin îmânı, İslâm’daki kardeşi için bizzat kendisi için istediği hayrın mislini isteyinceye kadar kemâle ermez’ demektir. Bunun yerine getirilmesi ise, kardeşine de kendisinde olan nimetin bir mislinin nasip olmasını istemesiyle hâsıl olur; öyle ki ona verilen nimet kendi elindeki nimeti eksiltmez. İşte bu du-rum, selîm (temiz) bir kalp için son derece kolaydır; ancak hilekâr ve bozuk bir kalp için zor gelir.”[2]

Görüldüğü üzere mümin, dîn kardeşine nispet edilen nimetlerden rahatsızlık duymaz. Aksine onun hidâyeti, ilmi, takvâsı ve dünyevî âfiyeti için Allâh’a duâ eder. Eğer kardeşinde dînî veya ahlâkî bir noksanlık görürse, ona kibirlenip tepeden bakmaz; aksine şefkatle elinden tutar, gıyâbında hayır duâ eder ve samîmî bir nasihatle onun ıslâhına çalışır. İmâm İbn Receb rahîmehullâh, bu hakîkati şu sözleriyle ifâde etmiştir:

“Maksat şudur ki: Îmânın vâcip olan hasletlerinden biri de kişinin kendisi için istediği hayrı mümin kardeşi için de istemesi, kendisi için kerih gördüğü şerri onun için de kerih görmesidir. Kimden bu sıfat zâil olursa, onun îmânı eksilmiş olur.”[3]

Bütün bunların temeli, kalbin hileden, kin ve düşmanlıktan (gıldan) ve hasetten tamâmen arınmış ve selim olmasından kaynaklanır. Nitekim haset, haset edenin, bir başkasının hayır konusunda kendisini geçmesini veya kendisine denk olmasını istememesini (bunu çirkin görmesini) gerektirir.”[4]

Sonuç:

Bu hadîs-i şerîf, İslâm toplumunun harcı ve müminin ahlâk aynasıdır. Kendi nefsi için ilim, hidayet, âfiyet ve bereket isteyen bir kul, aynı duaları ve te-mennîleri din kardeşleri için de yürekten hissetmedikçe îmânı olgunlaşmaz. Kalbi kıskançlıktan, kinden ve hasetten temizlemek, mümin kardeşinin hayrına sevinmek kâmil îmânın zâhirî alâmetidir.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Dîn kardeşinin iyiliğini, hidâyetini ve hayrını kendi nefsi gibi istemek îmânın kemâlinin vâcib bir şartıdır.

2. Dîn kardeşine yönelik hased, kin, düşmanlık ve çekememezlik haramdır ve îmânın kemâlini zedeler.

3. Hadîsteki îmânın nefiymiş gibi görünmesi, kâfir olmak mânâsında değil; kâmil ve olgun îmândan mahrum kalmak mânâsındadır.

4. Kendisi için dilediği hayrı kardeşi için de arzulayan selîm bir kalbe sâhib olmak, cennete girme vesîlelerindendir.

5. Dîn kardeşinin dînî noksanlıklarını düzeltmek için gayret etmek ve ona hayır nasihatinde bulunmak dînî bir vazifedir.

6. Îsâr (kardeşini kendine tercih etmek) ahlâkî kemâlin zirvesidir ve Sahâbe-i Kirâm’ın en belirgin vasfıdır.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] Mubârek Furî, Tuhfetu’l-Ahvezî: 7/184.

[2] San‘ânî, Subulu’s-Selâm: 8/171.

[3] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikam: 1/303.

[4] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikam: 1/330.

Bir Cevap Yaz