«
  1. Anasayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Müslüman Yöneticiye İtaatin Hükmü

Müslüman Yöneticiye İtaatin Hükmü

sr_cblr2

MÜSLÜMAN YÖNETİCİYE
(İMÂM/SULTAN/ULU’L-EMR/EMİR) İTAATİN HÜKMÜ

Müslüman bir yöneticiye (devlet başkanına/idareciye) itaat etmenin şer’î hükmü nedir? Yönetici adaletten sapsa (zalim/fâsık olsa) veya meşru olmayan yollarla başa gelse bile ona itaat yükümlülüğü devam eder mi? Bu itaatin şer’î sınırları ve istisnaları nelerdir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat menhecinin esâsına kurallarına göre; Müslümanların meşru idârecisine (İmâm/Sultan/Emir) şer’î sınırlar dâhilinde hürmet göstermek, emir ve yasaklarına uymak kesin olarak farzdır. Bu farzın edâsında, yöneticinin âdil veya fâsık (zâlim/cevr sâhibi) olması arasında bir fark yoktur.

Şer’î hükümler dâiresinde yöneticiye itat yükümlülüğü şu üç ana esasa göre şekillenir:

1. Yöneticinin Âdil veya Zâlim/Fâsık Olması: Yönetici meşru şer’î şartları taşıyan âdil bir kimse olabileceği gibi, şahsî hayatında günah işleyen (fâsık) veya tebaasına haksızlık eden (zâlim) biri de olabilir. İslâm ulemâsı, Müslümanların birliğini korumak, anarşi ve fitneyi engellemek amacıyla, zâlim ve fâsık yöneticilere de masiyet (günah) barındırmayan emirlerinde itaat etmenin farz olduğunu ittifakla beyân etmiştir.

2. Yönetimin Başa Geliş Şekli (Seçim veya İstila/Galebe): İmâmlık makamı şer’î seçimle (ehli hal ve akdin beyâtıyla) veya ahid yoluyla sâbit olabileceği gibi, bir kimsenin askeri güç ve şevketle başa geçip yönetimi ele geçirmesi (istila/galebe) yoluyla da sâbit olabilir. Başa geçen kimse bir Müslüman olduğu müddetçe, yönetim hakkını zorla (kılıçla/savaşla) elde etmiş olsa dâhi ümmetin düzeni ve can güvenliği için ona itaat etmek ve çağırdığında onunla birlikte cihâda katılmak farzdır.

3. Mubâh ve Maslahat Emirlerinin Hükmü: Şerîatın hakkında doğrudan bir emri veya yasağı bulunmayan mübah hususlarda, yöneticinin kamu yararı (maslahat-ı amme) gözeterek verdiği emirler (kamusal düzenlemeler, trafik nizamnameleri vb.) şer’ân vâcib (farz) hale gelir. Bu emirlere uymayanlar şer’an âsî (günahkâr) kabul edilir.

Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Rasûl’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (yöneticilere) de itaat edin.” [Nisâ: 4/59]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu mukaddes hitâbıyla Müslüman olan idârecilere itaati emretmiştir. Âyet-i kerîmede “ulu’l-emr” için müstakil bir “أطيعوا” (itaat edin) lafzının zikredilmeyip, Rasûle itaate tâbi kılınması; yöneticilere itaatin mutlak ve bağımsız olmayıp, Allâh ve Rasûlü’nün şerîatına tâbi olma (masiyet içermeme) şartıyla mukayyet olduğunu gösterir. Ayrıca “sizden olan” kaydı, yöneticinin Müslüman olması şartını sâbit kılar; kâfir birinin Müslümanlar üzerinde şer’î idareciliği (velâyeti) bâtıldır.

 وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Allâh’a ve Rasûle’e itaat edin ki size merhamet edilsin.” [Âli İmrân: 3/132]

İslâm nizâmının muhâfazası ancak Allâh ve Rasûlü’nün belirlediği şer’î otoriteye boyun eğmekle mümkündür. İdâri nizam ve yöneticilere itaat de bu ilâhî itaatin bir şubesidir.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَطَاعَنِي فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ، وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ عَصَى اللَّهَ، وَمَنْ يُطِعِ الْأَمِيرَ فَقَدْ أَطَاعَنِي، وَمَنْ يَعْصِ الْأَمِيرَ فَقَدْ عَصَانِي،

“Kim bana itaat ederse şüphesiz Allâh’a itaat etmiş olur; kim de bana isyân ederse şüphesiz Allâh’a isyan etmiş olur. Kim emîre (meşru yöneticiye/idareciye) itaat ederse bana itaat etmiş olur; kim de emîre isyân ederse bana isyân etmiş olur.” [Buhârî (2797); Müslim (1835)]

Rasûlullâh, şer’î idâreciye itaati bizzat kendisine ve Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya itaat ile bir tutarak idâri otoritenin dîndeki mukaddes yerini kat’î olarak sâbit kılmıştır.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

عَلَى الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ السَّمْعُ وَالطَّاعَةُ فِيمَا أَحَبَّ وَكَرِهَ، إِلَّا أَنْ يُؤْمَرَ بِمَعْصِيَةٍ، فَإِنْ أُمِرَ بِمَعْصِيَةٍ فَلَا سَمْعَ وَلَا طَاعَةَ

“Müslüman bir kimsenin, hoşuna giden veya gitmeyen hususlarda (yöneticiyi) dinleyip itaat etmesi farzdır. Ancak kendisine bir günah (masiyet) emredilmesi müstesnadır. Şâyet masiyetle emredilirse, dinlemek de itaat etmek de yoktur.” [Müslim (1839); Nesâî (4206)]

Hadîs-i şerîf, yöneticinin şahsî arzularına veya zor gelen kararlarına (bireysel menfaatlere uymasa dâhi) itaatin farziyetini koruduğunu beyân ederken, itaatin aşılmaz kırmızı sınırını çizmiştir: Günah olan emirlerde hiçbir mahluka itaat edilemez.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

اسْمَعُوا وَأَطِيعُوا، وَإِنِ اسْتُعْمِلَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ كَأَنَّ رَأْسَهُ زَبِيبَةٌ

“Başınıza başı kuru üzüm gibi siyah Habeşli bir köle dahi tayin edilse, (onu) dinleyin ve itaat edin!” [Buhârî (6723)]

Hadîste geçen bu teşbih, idarecinin soyu yahut içtimaî statüsü ne olursa olsun, bir makama geldikten sonra kamu birliğini muhafaza adına ona itaatin lüzumunu mübalağalı bir dille tekit eder.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

 تَسْمَعُ وَتُطِيعُ لِلْأَمِيرِ، وَإِنْ ضُرِبَ ظَهْرُكَ وَأُخِذَ مَالُكَ فَاسْمَعْ وَأَطِعْ 

“Sırtına vursa ve malını alsa dahi emîri (idareciyi) dinle ve ona itaat et!” [Müslim (1847)]

Yöneticinin zulmü ve haksızlığı karşısında can ve mal güvenliğini, asayişi korumak ve tefrikaya mahal vermemek adına sabretmek ve itaatten çıkmamak nebevî bir düsturdur.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

 إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِ

“İtaat ancak maruftadır (şerîata uygun meşru emirlerdedir).” [Buhârî (4085); Müslim (1840)]

Yöneticinin emrettiği şey şer’ân haram olan bir eylem ise (misâl olarak; haksız yere adam öldürmek, içki içmek vb.), tebaa bu emre uyamaz; uyması halinde günahkâr olur.

Müminlerin emiri Ömer bin el-Hattâb radîyallâhu anh, şöyle demiştir:

“Üzerine burnu ve kulağı kesik Habeşli bir köle amir tayin edilse bile imama itaat et! Sana zulmetse de sabret, seni mahrum bıraksa da sabret!” [eş-Şerîa: 1/380]

Bu konuda İslâm âlimlerinden birçok nakilde icmâ nakledilmiştir. Onlardan bazıları şöyledir:

İmâm İbnu’l-Kattân rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Âlimler, Müslümanların yöneticilerine (imâmlara) kulak verip itaat etmenin vâcib olduğu hususunda icmâ etmişlerdir.” [İbnu’l-Kattân, el-İknâ’ fî Mesâili’l-İcmâ’: 1/60]

İmâm İbn Hazm rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Âlimler; meşru yöneticinin (imâmın), günah/harama yönelik olmadığı sürece emrettiği her hususta ona itaat etmenin farz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.”  [İbn Hazm, Merâtibu’l-İcmâ: 126]

Kâdı İyâz rahîmehullâh, şöyle demiştir: 

“Yöneticilerin Allâh’ın emrine aykırı olmayan ve günah içermeyen hususlardaki emirlerine itaat etmenin vâcib olduğu hususunda hiçbir ihtilaf yoktur.” [Mevsûatu’l-İcmâ: 5/223]

İslâm ümmetinin büyük âlimlerden bu noktada birçok kaviller gelmiştir. Onlardan bazıları şöyledir:

İmâm Tahâvî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Haksızlık ve zulüm etseler bile imâmlarımıza ve yöneticilerimize karşı çıkmayı (isyânı) câiz görmeyiz; onlara beddua etmeyiz ve onlara itaat etmekten el çekmeyiz.” [Şerhu Akîdeti’t-Tahâvî: 327]

İmâm Kâsânî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İmâm, bir kimseyi emîr/idareci tayin ettiğinde, maiyetindekilere emrettiği ve nehyettiği hususlarda idâreciye itaat etmelerini yükler… Çünkü o imâmın nâibidir ve imâma itaat etmek nasıl lazımsa ona da itaat etmek böyledir… Ancak günah bir şey emrederse ona itaat caiz olmaz… İdâreci kendilerine faydalı olup olmadığını bilmedikleri bir şey emretse dâhi, günah olduğunu bilmedikleri sürece idareciye itaat etmeleri gerekir. Çünkü ictihat/takdir mahallinde imâma uymak vâcibtir.” [Badâi‘u’s-Sanâi‘: 7/99-100]

İmâm Aynî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Bilesin ki Müslümanların üzerinde icmâ ettiği hak imâma (veya onun peşinden gelen meşru idareciye) itaat etmek vâcibtir; ona başkaldıranla savaşılır.” [el-Binâye Şerhu’l-Hidâye: 7/260]

İmâm Haskefî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Çünkü günah (mâsiyet) olmayan hususlarda imâma (idâreciye) itaat etmek farzdır.” [ed-Durru’l-Muhtâr: 1/301]

İmâm Serahsî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Kişiye gereken; kendi işiyle meşgul olması, dilini muhafaza etmesi ve idarecisine/sultanına karşı vakarlı ve saygılı olmasıdır.” [el-Mebsût: 23/6]

İmâm Hatîb eş-Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Zâlim/câir bile olsa, emir ve nehyinin şer‘ân câiz olan hususlarında imâma (yöneticiye) itaat farzdır. Zîrâ hadis-i şerifte: ‘Üzerinize uzuvları kesik Habeşli bir köle dahi tayin edilse, dinleyin ve itaat edin’ buyrulmuştur. Bir diğer sebeb ise; imâmın tayin edilmesindeki maksadın ‘kelime birliğini’ (ümmetin birliğini ve dirlik düzenini) sağlamak olmasıdır. Bu gâye ise ancak itaatin vâcib kılınmasıyla hâsıl olur.” [Muğni’l-Muhtâc: 4/132]

Şeyhu’l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Şer‘in hükmüne muhalif olmadığı müddetçe, emir ve nehyinde imama itaat vâcibtir… Ayrıca güç yetirilebilen hususlarda ona nasihat etmek (hakkı tavsiye edip hayra yönlendirmek) de vâcibtir.” [Esnâ’l-Metâlib fî Şerhi Ravdi’t-Tâlib: 2/229, 237]

İmâm İbn Hacer el-Heytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Günah (mâsiyet) olmadığı müddetçe, emrettiği hususlarda imâma itaat vâcibtir… Evet, zâhir olan/tercih edilen şudur ki; bu haramlık (yani imâma muhalefetin haram oluşu), bunu açıktan yapıp fitneyi izhar eden kimse (veya açıkça kamu düzenine muhalefet eden) hakkındadır.” [Tuhfetü’l-Muhtâc fî Şerhi’l-Minhâc: 4/319]

İmâm Ahmed bin Hanbel rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Eğer kabul olunacak tek bir duâmız olsaydı, onu sultan için ederdik. Dolayısıyla idâreyi bir yakınlaşma (takarrub) vesîlesi ve dîn edinmek vâcibtir.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 9/61]

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İlim ve emir sâhibi yöneticiler, Allâh’ın emrine aykırı bir şey emretmedikleri sürece kendilerine itaat edilir. Bu yüzden Allâh, onların itaatini kendi itaatine tâbi kılmıştır.” [MecmûulFetev3a: 22/323]

“İşte Allâh ve Rasûlü’nün emrettiği ulü’l-emre itaat etmek ve onlara samimiyetle nasihat etmek, kendi haklarına el koysalar (haksızlık etseler) dahi her Müslümana vâcibtir. Allâh ve Rasûlü’nün yasakladığı onlara isyân etmek ise, kişi zorlansa dahi kendisine haramdır.” [Mecmuû’l-Fetâvâ: 35/9]

İmam Âcurrî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Arap olsun veya olmasın, siyah ya da beyaz olsun üzerine kim amir kılınırsa, Allâh’a isyân olmayan hususlarda ona itaat et ve kılıcınla ona karşı çıkma!” [eş-Şerîa: 1/381]

 İmâm İbn Kudâme rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İmâmeti/yöneticiliği sâbit olan her kimseye itaat etmek farzdır; ona karşı çıkmak ve onunla savaşmak haramdır. Çünkü Allâh’u Teâlâ: ‘Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Rasûle itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de (itaat edin)’ buyurmuştur.” [el-Mugnî: 12/238; eş-Şerhu’l-Kebîr: 27/56]

İmâm Buhûtî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İmâm/yönetici ümmetin haklarını yerine getirdiğinde, ümmetin de ona karşı iki hakkı/ödevi farz olur: İtaat ve yardım etmek.” [Keşşâfu’l-Kınâ: 6/161]
İmâm İbn Nüceym rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Ulu’l-emre itaat vâcibtir… Ehl-i hal ve el-akd tarafından biat gerçekleştiğinde o kimse imâm olur ve ona itaat etmek farz kılınır… Şerhu’l-Cevâhir’de şöyle denilmiştir: Dînin mubah kıldığı ve amme faydasına olan İslâm yurdunun îmârı gibi hususlarda idâreciye itaat etmek vâcibtir.” [el-Bahr er-Râik: 7/151]

 Şeyh Muhammed bin Abdülvehhâb rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İslâm dîninden zarûrî olarak bilinen bir husustur ki: Cemâat olmadan dîn olmaz, imâmet (yönetim) olmadan cemâat olmaz, itaat ve boyun eğme olmadan da imâmet olmaz.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 9/61]

İllet ve Hikmet:

İslâm’da siyâsî otoriteye itaatin farz kılınmasındaki temel hikmet, düzenin, emniyetin ve adâletin muhafazasıdır. Başsız (kaotik) bir toplumda ne dîn yaşanabilir ne de can, mal ve namus emniyeti korunabilir. Meşru mübâh emirlere itaatin illeti, “kamu yararının (maslahat-ı amme) korunmasıdır”.

İtaatin Şer’î Şartları ve Aşılmaz Sınırları:

1. İmâmın Müslüman Olması: İtaat edilen yöneticinin Müslüman olması şarttır. Kâfir bir kimsenin Müslümanlar üzerinde velâyet hakkı yoktur. Açıkça dînden çıkmadığı (küfr-i bavâh) sürece Müslüman yöneticiye isyân edilemez.

2. Masiyet Sınırı: Yönetici şer’ân haram olan bir şeyi emrederse (örneğin içki içmeyi, zulmetmeyi veya şerîatın sınırlarını çiğnemeyi), o hususta kesinlikle itaat edilmez. Bu masiyet emrini yerine getiren kimse doğrudan günahkâr ve sorumlu olur.

3. Şahsî İstekler: Yöneticinin kamu yararı barındırmayan, sadece kendi şahsî çıkarını veya yakınlarını kayırmayı hedefleyen haksız taleplerine itaat etmek vâcib değildir.

• Sonuç:

Müslüman bir yöneticiye (İmâm’a/Sultana/Emir), âdil veya zâlim/fâsık dahi olsa, masiyet (günah) barındırmayan her meşru emir ve düzenlemesinde itaat etmek farzdır. Yönetimi zorla (galebe ve istilâ ile) ele geçirmiş olsa dâhi Müslüman bir idâreciye karşı isyân etmek, ayaklanmak (huruç) kesinlikle harâmdır ve büyük günahlardandır. Ancak yönetici şer’ân günah (masiyet) olan bir eylemi emrettiğinde, ona o emrinde itaat edilmez; zîrâ Allâh’a isyan olan yerde mahluka itaat yoktur. Yönetimde olduğu sürece diğer meşru olan emirlerinde itaat edilir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz