SİHRİN, SİHİR YAPMANIN VE YAPTIRMANIN ŞER’Î HÜKMÜ
Sihrin mahiyeti nedir? İslâm fıkhına göre sihir yapmanın, sihir öğrenmenin ve sihir yaptırmanın (sihirbaza gitmenin) hükmü nedir? Sihirbazın dünyevî cezâsı (haddi) ve sihirle tedâvi olmanın (nüşre) hükmü husûsunda Ehl-i Sünnet’in yolu nasıl şekillenmiştir?
Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.
• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akîdesine ve fukahânın ittifâkına göre; sihir yapmak, sihir öğrenmek, sihir öğretmek ve sihir yaptırmak dînden çıkaran büyük bir küfürdür.
Lügatte sihir; “sebebi gizli ve latîf (ince) olan şey” demektir. Şer’î ıstılahta ise sihir; “kalpleri ve bedenleri etkileyen, hastalandıran, öldüren, eşlerin arasını ayıran birtakım düğümler, muskalar, tılsımlar, rûhî etkileşimler ve üfürüklerden ibâret şeytanî bir ameldir.”
Bu mes’elenin hükümleri şu şekildedir:
Sihir Yapmanın ve Öğrenmenin Hükmü: Sihir öğrenmek, öğretmek ve bunu bilfiil uygulamak icmâ ile haramdır. Cumhur ulemâya (Ebû Hanîfe, Mâlik, Ahmed) göre sihirbaz (sâhir) kâfirdir, dînden çıkmıştır. Şeyh Abdullatîf bin Abdurrahmân rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sihri öğrenmek, öğretmek ve yapmak haramdır… Haram olduğuna inansın yahut helâl olduğuna inansın, onu öğrenmekle ve yapmakla kâfir olur.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 10/21, 238]
İmâm Şâfiî ise sihirbazın sihrinde küfür barındıran söz ve fiiller (yıldızlara tapmak, şeytanlara kurban kesmek, Mushaf’ı tahkir etmek gibi) bulunması durumunda kâfir olacağını; aksi takdirde büyük günahkâr (fâsık) sayılacağını belirtmiştir. Lakin tahkik edilen sahîh kavle göre; şeytanlar vasıtasıyla yapılan bir sihrin şirke ve küfre bulaşmadan vuku bulması imkânsızdır. [Abdurrahmân bin Hasan, Fethu’l-Mecîd: 281]
Şeyh Süleymân bin Abdillâh rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Şeytanlar tarafından gelen sihir, ancak şirk, şeytana ve yıldızlara ibadet etmekle meydana gelir; bu yüzden Allâh onu küfür olarak adlandırmıştır.” [Teysîru’l-Azîzi’l-Hamîd: 326-327]
Sihir Yaptırmanın Hükmü: Bir kimseye zarar vermek veya onu kendine bağlamak (savf ve atf) amacıyla sihirbaza gitmek, ona amel yaptırmak veya onu tasdîk etmek açık bir küfürdür. [İbrâhîm bin Sa’d, Mu’cemu’t-Tevhîd: 2/392; Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd: 296-297]
Sihirbazın Cezası (Had): İslâm şerîatine göre sihirbazın dünyâdaki cezâsı, sahâbenin icmâıyla tevbeye dâvet edilmeksizin (istatabesiz) kılıçla öldürülmesidir. [Süleymân bin Abdullâh, Teysîru’l-Azîzi’l-Hamîd: 332-333; Abdurrahmân bin Hasan, Fethu’l-Mecîd: 286]
• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:
Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُو الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ… وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ}
“Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; insânlara sihri öğretiyorlardı… Andolsun onlar, sihri satın alan kimsenin ahirette hiçbir nasibi (halâkı) olmadığını çok iyi biliyorlardı.” [Bakara: 2/102]
Allâh Teâlâ, bu muhkem âyetinde, Süleymân aleyhisselâm’ı sihir yapma iftirasından “Süleyman kâfir olmadı” diyerek temize çıkarmış; sihir öğreten şeytanları ise kâfir olarak hükümlendirmiştir. Sihre bulaşanların âhirette îmândan zerre nasiplerinin kalmayacağı bu âyetle sâbit kılınmıştır.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى}
“Sihirbaz, nereye varsa asla felâh (kurtuluş) bulamaz.” [Tâhâ: 20/69]
Şerîatte mutlak mânâda felâhın nefyedilmesi, sâdece kâfirler hakkında geçerlidir. Sihirbazın felah bulamayacağının bildirilmesi onun küfrünün en açık nişanesidir.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}
“Düğümlere üfleyenlerin (kadın sihirbazların) şerrinden Allâh’a sığınırım.” [Felak: 113/4]
Allâh Teâlâ düğümlere üfleyerek sihir yapanların şerrinden kendisine sığınmayı emretmiştir. Eğer sihrin bir hakîkati ve tesiri olmasaydı, ondan sığınmak emredilmezdi.
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, sihir yapmanın hükmü ve zararı hakkında şöyle buyurmuştur:
«اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ: الشِّرْكُ بِاللهِ، وَالسِّحْرُ…»
“Helâk edici yedi şeyden kaçının! Dediler ki: ‘Yâ Rasûlullâh, onlar nedir?’ Buyurdu ki: Allâh’a ortak koşmak ve sihir yapmak…” [Buhârî (2615), Müslim (145)]
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sihir yapmayı helâk edici büyük günahların en başında zikretmiş ve doğrudan küfür niteliği taşıdığı için onu tevhîdin zıddı olan şirkin hemen yanına koymuştur.
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, sihir yapmanın hükmü ile alakalı olarak şöyle buyurmuştur:
«مَنْ عَقَدَ عُقْدَةً ثُمَّ نَفَثَ فِيهَا فَقَدْ سَحَرَ، وَمَنْ سَحَرَ فَقَدْ أشرك»
“Her kim bir düğüm bağlar da ona üflerse sihir yapmış olur. Kim de sihir yaparsa şüphesiz şirk koşmuş olur.” [Nesâî (4079)]
Bu kat’î beyân, sihirbazın amelî olarak Allâh’a ortak koştuğunu (müşrik olduğunu) nassla îlân etmektedir.
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, sihirbaza gitmekle alakalı olarak şöyle buyurmuştur:
« مَنْ أَتَى كَاهِنًا أَوْ عَرَّافًا، فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ، فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ»
“Her kim bir kâhine veya sihirbaza gider de onun söylediklerini tasdik ederse, şüphesiz Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur.” [Ebû Dâvûd (3904), Ahmed (9536)]
Sihirbaza gidip onun şeytanlar vasıtasıyla gaybı bildiğini kabul eden kimse, tevhîdi ve vahyî şerîati inkâr etmiş sayılır.
Halîfe Ömer bin el-Hattâb radıyallâhu anh, vefâtından bir sene önce bütün vâlilerine şu yazılı emri göndermiştir:
“Bütün sihirbaz erkekleri ve sihirbaz kadınları öldürün!” Râvî Belem el-Anberî, bu emrin ardından kabilelerindeki üç büyücü kadını derhal idam ettiklerini ve sahâbeden hiç kimsenin buna karşı çıkmadığını, dolayısıyla sahâbe icmâının sâbit olduğunu nakleder. [Beyhakî, el-Hılâfiyyât: 7/91; Mevsûatu’l-İcmâ’: 10/638]
Mü’minlerin Annelerinden Hafsa radîyallâhu anhâ, kendisine sihir yaparak hastalanmasına sebep olan câriyesini, tevbeye davet etmeksizin (istatabesiz) derhal idam ettirmiştir. [Mevsûatu’l-İcmâ fi’l-Fıkhi’l-İslâmî: 9/292, 10/640]
Cündüb bin Kâ’b radîyallâhu anh, Kûfe Vâlisi Velîd bin Ukbe’nin önünde insânları öldürüp diriltiyormuş gibi göz boyayan (illüzyon yapan) bir sihirbazı, sığınmış olduğu kalkanın altından kılıcını çekerek tek darbede öldürmüş ve: “Eğer iddianda doğruysan şimdi bizzat kendini dirilt!” diyerek haykırmıştır [Süleyman bin Abdullâh, Teysîru’l-Azîzi’l-Hamîd: 334-335; Abdurrahman bin Hasan, Fethu’l-Mecîd: 286]
İmâm İbn Kudâme rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sihri öğrenmek ve onunla amel etmek haramdır. Eğer bir adam bunu yaparsa, Müslüman olduğu takdirde öldürülmesi vacip olur. Nitekim Becâle’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben Ahnef bin Kays’ın amcası Cüz’ bin Muâviye’nin kâtibi idim. Ömer radîyallâhu anh’ın vefatından bir yıl önce bize mektubu geldi: ‘Erkek ve kadın bütün büyücüleri öldürün!’ Biz de bir günde üç kadın büyücüyü öldürdük. Hafsa da kendisine sihir yapan cariyesini öldürtmüştür. Cündeb bin Ka’b da Velîd bin Ukbe’nin önünde sihir yapan bir adamı görüp kılıcıyla onu vurmuştur… Ashabımız (Hanbelî fukahası) şöyle demiştir: Sihri öğrenmekle ve onunla amel etmekle kişi kâfir olur.” [el-Kâfî fi Fıkhi’l-İmâm Amed: 4/65-66].
İmâm Mansûr bin Yûnus el-Buhûtî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Fasıl: Sihri öğrenmek, öğretmek ve yapmak haramdır… Büyücü, ister haram olduğuna isterse helal olduğuna inansın, sihri öğrenmekle ve yapmakla kâfir olur… Müslüman olan büyücü kılıçla öldürülür. Çünkü Cündeb’den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullâh: ‘Büyücünün cezâsı kılıçla vurularak öldürülmektir’ buyurmuştur… Aynı şekilde Müslümanlardan sihrin helal olduğuna inanan kimse de icmâen haram olan bir şeyi helal saydığı için kâfir olarak öldürülür.” [Keşşâfu’l-Kinâ’ ‘an Metni’l-İknâ’: 6/186-187]
İmâm Aynî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sihrin hakikati vardır ve bedenlerde ağrı/hastalık oluşturmada etkisi mevcuttur… Ashabımızdan (Hanefîlerden), Mâlik ve Ahmed’den nakledildiğine göre sihirbaz, sihri öğrenmesi ve yapması sebebiyle -ister haram olduğuna inansın ister inanmasın- kâfir olur ve öldürülür.” [el-Binâye Şerhu’l-Hidâye: 7/297]
İmâm Cessâs rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Çünkü İmâm Ebû Hanîfe sihirbaz hakkında ‘tövbesi (cezayı düşürmede) istenmez’ demiş ve bunun gerekçesini şöyle açıklamıştır: Sihirbaz küfrün yanında yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışmayı da bünyesinde toplamıştır.” [Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî: 7/43]
İmâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sihrin Allâh’ın Kitâbı, Rasûlü’nün Sünneti ve ümmetin icmâsıyla haram olduğu bilinmektedir. Hatta âlimlerin çoğunluğuna göre büyücü kâfirdir ve öldürülmesi vâcibtir. Nitekim büyücünün öldürülmesi Ömer, Osmân, Hafsa, Abdullâh bin Ömer ve Cündüb bin Abdullâh’tan (radîyallâhu anhum) sâbit olmuştur.” [Mecmuû’l-Fetâvâ: 29/384]
Şeyh Muhammed bin Abdulvehhâb rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Yedincisi: Sihirdir. Karı-kocayı birbirinden ayırmak (sarf) ve birbirine sevdirmek (atf) de bundandır. Kim onu yapar veya yapılmasına râzı olursa kâfir olur. Delîli Allâh Teâlâ’nın: ‘Hâlbuki o iki melek: Biz ancak bir imtihanız, sakın kâfir olma demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi’ âyetidir.” [Ed-Duresu’s-Seniyye: 2/362]
“Sihri öğrenmek, öğretmek ve yapmak haramdır. O; düğüm atmak, efsun okumak, konuşulan veya yazılan yahut büyülenenin bedenine, kalbine veya aklına tesir eden bir şey yapmaktır. Ondan öldüren, hastalandıran, kişiyi karısından alıkoyup ilişkiye girmesini engelleyen, karı-kocayı birbirinden nefret ettiren veya iki kişiyi birbirine sevdiren çeşitler vardır. İster haram olduğuna ister mübâh olduğuna inanarak yapsın, onu öğrenmekle ve yapmakla kişi kâfir olur.” [Ed-Duresu’s-Seniyye: 10/238-239]
• İllet:
Sihir ameliyle uğraşanların kâfir sayılmasının şer’î illeti; sihirbazın şeytanlarla mukavele kurması ve onlara doğrudan kulluk (ubûdiyyet) arz etmesidir. Şeytanlar; kendisine adak adanmadan, kurban kesilmeden, necâsetlerle Allâh’ın âyetleri tahrif edilmeden veya kutsal mukaddesat ayaklar altına alınarak tahkir edilmeden sihirbaza asla yardım etmez ve itaat etmezler. Bu ise İslâm akîdesini kökten yıkan en büyük şirktir.
• Hikmet:
Sihrin bu derece şiddetle yasaklanması ve sihirbazın öldürülmesindeki hikmet; toplum dirlik ve düzeninin, aile müessesesinin, can, akıl ve mal emniyetinin en üst perdeden korunmasıdır Sihir; gizli bir terör, görünmez bir anarşi ve insânların sıhhatini, akıl sağlığını ve eşler arasındaki sevgi bağını perişan eden şeytanî bir virüstür.
• Karşıt Görüşlerin Reddi:
Mûtezile ve Rasyonalistlerin “Sihrin Hakîkati Yoktur” İddiasının Reddi: Mûtezile mensupları ile rasyonalist felsefeciler, sihrin hiçbir hakîkatinin olmadığını, her şeyin sâdece “göz boyama, illüzyon ve el çabukluğundan” ibâret olduğunu savunurlar. Ehl-i Sünnet onlara karşı hem Felak Sûresi’ndeki muhkem nassla hem de Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizzat Yahudi Lebîd bin A’sam -Allâh’ın laneti üzerine olsun- tarafından sihirle mâruz bırakılıp hastalandığına dâir inkârı mümkün olmayan sahîh hadîslerle cevap vermiştir.
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in büyüye mâruz kalması onun risâletine ve tebliğ emniyetine asla halel getirmemiştir; bu sâdece onun beşerî tabiatının gereği olan sıradan bir hastalık gibidir. Dolayısıyla sihrin hakîkati vardır, tesîr eder lâkin bu tesir ancak Allâh’ın kevnî izni ve irâdesiyle vukû bulur.
“Sihri Sihirle Çözmek (Nüşre) Câizdir” Ruhsatının Reddi: Bâzı kimseler “zarûret” gerekçesiyle sihrin yine başka bir sihirbaz vasıtasıyla (sihirle) çözülebileceğini, bunun câiz olduğunu iddia etmişlerdir. Ehl-i Sünnet tahkîki bu iddiayı kesinlikle çürütür: Şeytanî yolla yapılan sihir nüşresi kat’iyen haramdır. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bu amelin “şeytanın işi” olduğunu bildirmiştir. Şerîatte haram olan, üstelik şirke dayanan bir fiille tedâvi olunması (şifâ aranması) aslâ meşrû kılınmamıştır. Gerçek şifâ ve çözüm; ihlâslı rukiye, muavvizeteyn sûreleri ve sünnette sâbit nebevî duâlarla yapılan meşrû tedâvilerdedir. İmâm İbnu’l-Kayyim rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Nuşre, büyünün masheurdan (büyülenmiş kimseden) çözülmesidir ve iki kısımdır: Birincisi, büyüyü benzer bir büyü ile çözmektir ki bu şeytan işidir. Bunda büyü yapan (naşir) ve yaptıran (münteşir), şeytana sevdiği şeylerle yaklaşırlar, böylece şeytan da büyülenmiş kimseden amelini iptal eder. İkincisi ise rukye, taavvuzlar, ilaçlar ve mübah dualarla yapılan nuşredir ki bu caizdir.” [Abdurrahmân bin Hasan, Fethu’l-Mecîd: 303]
• Sonuç:
Sihir; dînin aslı olan tevhîdi tamâmen geçersiz kılan, şeytanların mültezim adımlarıyla şekillenen kâfirce bir ameliyedir. Bu bâtıl ameli yapan sihirbaz da sihir yapılmasına rızâ göstererek dâhil olan yaptıran da İslâm dâiresinin dışındadır. İslâm şerîatinde cezâsı tevbeye dâvet edilmeksizin öldürülmesidir.
Bizler selef-i sâlihînin nûrlu yolunda; her türlü büyüden, kâhinlikten ve şeytanî hilelerden Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya sığınır, tevhîdimizi bu fâsid unsurlardan tertemiz kılarız.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

