«
  1. Anasayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Ölünün Ardından Ağlamanın Hükmü

Ölünün Ardından Ağlamanın Hükmü

sr_cblr

ÖLÜNÜN ARDINDAN AĞLAMANIN HÜKMÜ

Vefat eden bir kimsenin ardından ağlamanın şer’î hükmü nedir? Bu ağlama kabirdeki ölüye azap verir mi ve hangi ağlama şekilleri helâl, hangileri harâmdır?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü

Vefat eden bir kimsenin ardından dökülen gözyaşları; kadere isyan, feryat figan, nankörlük ve şikâyet barındırmayıp sırf kalbî bir şefkat ve fıtrî bir merhamet eseri olduğu müddetçe aslen câizdir (mubahtır). 

Buna karşın, ölünün ardından yüksek sesle ağıt yakmak, onun dünyevî iyiliklerini sayıp dökerek dövünmek, yaka paça yırtmak, yüze ve göğse vurmak, saç baş yolmak ve kadere rızâsızlığı gösteren nidâlarda bulunmak kesinlikle haramdır ve en ağır büyük günahlardandır (kebâir).

Kendisinden bu nevi isyankâr ameller sadır olmayan ve hayattayken bunu vasiyet etmeyen mümin bir meyyit, arkasından başkalarının yapacağı haram taşkınlıklar sebebiyle asla azâb görmez (günahkâr olmaz).

• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى

“Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.” [Fâtır: 35/18]

Bu yüce âyet-i kerîme, İslâm cezâ hukukunun ve ilâhî adaletin en temel sütunudur. Dirilerin arkada işlediği isyan, feryat ve günahların vebâli, bunları hayattayken bizzat vasiyet etmemiş veya rızâ göstermemiş olan ölüye yüklenemez. Dolayısıyla meyyit, başkasının feryadı yüzünden kabrinde günah azâbı çekmez.

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى

“Herkes kendi gayretinin (yaptıklarının) karşılığını bulsun.” [Tâhâ: 20/15]

Kişinin uhrevî cezâsı ve mükâfatı ancak kendi iradesiyle yaptığı amellere bağlıdır. Başkalarının isyan niteliğindeki ağlamaları ölünün kendi ameli olmadığından, ölü bundan ötürü cezâlandırılamaz.

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

 الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“Onlar, başlarına bir musibet geldiği zaman: ‘Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler.” [Bakara: 2/156]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, musibete uğrayan kullarını sabra ve teslimiyete davet etmektedir. Yaka yırtarak ve dövünerek feryat etmek bu ilâhî teslimiyet (istirca) ahlâkına aykırı olduğu için menedilmiştir.

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْعَيْنَ تَدْمَعُ، وَالْقَلْبُ يَحْزَنُ، وَلَا نَقُولُ إِلَّا مَا يُرْضِي رَبَّنَا، وَإِنَّا بِفِرَاقِكَ يَا إِبْرَاهِيمُ لَمَحْزُونُونَ

“Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Fakat biz ancak Rabbimizin râzı olacağı sözü söyleriz. Şüphesiz biz senin ayrılığınla ey İbrâhîm, çok mahzunuz.” [Buhârî, Cenâiz 43; Müslim, Fedâil 62]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem oğlu İbrâhîm can çekişirken ve vefât ettiğinde ağlamış, bunun üzerine hayret eden sahâbîlere bunun fıtrî bir “merhamet” olduğunu beyân buyurmuştur. Bu nebevî tatbikat, sessiz gözyaşı dökmenin mutlak cevazına en sarîh delîldir.

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 إِنَّ اللَّهَ لَا يُعَذِّبُ بِدَمْعِ الْعَيْنِ، وَلَا بِحُزْنِ الْقَلْبِ، وَلَكِنْ يُعَذِّبُ بِهَذَا -وَأَشَارَ إِلَى لِسَانِهِ- أَوْ يَرْحَمُ

“Şüphesiz Allâh, ne gözün yaş dökmesiyle ne de kalbin mahzun olmasıyla azâb eder. Fakat O, şununla -ve diliyle işaret buyurdu- azâb eder veya merhamet buyurur.” [Buhârî, Cenâiz 44; Müslim, Cenâiz 26]

Hadîs-i şerîf, kalbî hüzün ve gözyaşının ilâhî cezâya konu olmayacağını sâbit kılarken, harâm olan azâbın dille yapılan feryat figan, isyân ve kadere rızasızlık sebebiyle olacağını kesin olarak ortaya koymaktadır.

 لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ، وَشَقَّ الْجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ

“Yanakları döven, yakaları yırtan ve câhiliye davasıyla (feryatla) bağıran bizden değildir.” [Buhârî, Cenâiz 35; Müslim, Îmân 103]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, ölüm karşısında sabırsızlık göstererek yanaklarını tokatlayan, elbiselerini yırtan ve ölüyü “ey sığınağım, ey koruyucum” gibi tevhîde aykırı vasıflarla çağıran câhiliye adetlerini bu sert tehditle harâm kılmıştır.

 الْمَيِّتُ يُعَذَّبُ فِي قَبْرِهِ بِمَا نِيحَ عَلَيْهِ

“Meyyit, kabrinde kendisine yapılan feryat figan (niyâha) sebebiyle azâb çeker.” [Buhârî, Cenâiz 32; Müslim, Cenâiz 17]

Bu hadîste geçen “azâb çekme” durumunu, ölünün hayattayken arkasından ağıt yakılmasını (câhiliye âdeti üzere) vasiyet etmesi veya âilesinin bunu yapacağını bildiği halde onları engellememesi (rızâ göstermesi) şartına bağlamıştır.

Âişe radîyallâhu anhâ, Abdullâh bin Ömer’in meyyitin âilesinin ağlamasıyla azâb çekeceği rivâyetini duyunca bunu tashih ederek şöyle buyurmuştur:

“Allâh, İbn Ömer’e rahmet eylesin. Vallâhi Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ‘Şüphesiz Allâh mümini âilesinin ağlamasıyla cezâlandırır’ dememiştir. Lâkin o, ‘Şüphesiz Allâh kâfirin azâbını âilesinin ağlaması sebebiyle artırır’ buyurmuştur. Bu konuda Kur’ân size yeter: ‘Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.’” [Buhârî, Cenâiz 32; Müslim, Cenâiz 22; 124, 237]

İmâm Şâfiî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Ölünün ardından feryat figan etmeksizin (bila nedbin velâ niyâhatin) ağlamaya ruhsat veririm. Çünkü feryatta hüznün yinelenmesi, sabrın engellenmesi ve büyük bir günah (vebâl) vardır.” [el-Ümm: 1/319; el-Hâvî’l-Kebîr: 3/67]

İmâm Müzenî rahîmehullâh, seleften ulaşan câhiliye vasiyeti hakkında şöyle demiştir:

“Bana ulaştığına göre Araplar kendilerine feryat edilmesini vasiyet ederlerdi. Kim bunu emreder de arkasından bu harâm işlenirse, bu onun için günah olur (ve kabirde azap görür).” [el-Hâvî’l-Kebîr: 3/67]

İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Meyyitin ardından gözyaşı dökmek (bukâ) ittifakla câizdir. Lâkin feryat figan (niyâha), yaka paça yırtmak (şakku’l-cuyûb), yüz tırmalamak (hamşu’l-vech) veya yanak dövmek (latmu’l-hadd) ile birlikte olursa icmâ ile harâmdır.” [el-Mecmû’ Şerhu’l-Muhezzeb: 5/307]

İmâm Ebû İshâk eş-Şîrâzî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Ölünün ardından ağıt yakmaksızın (nedb) ve ses yükseltmeksizin (niyâha) ağlamak câizdir. Ancak yanakları dövmek ve yakaları yırtmak harâmdır.” [el-Muhezzeb: 1/258; 31, 234]

İmâm Mâverdî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Ağıtsız ağlamak, hüznü hafiflettiği ve sabra giden süreci kolaylaştırdığı için mubahtır. Zîrâ Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de kızı Ümmü Gülsüm defnedilirken ağlamıştır.” [el-Hâvî’l-Kebîr: 3/67; 125, 174]

İllet ve Hikmet:

İslâm’da musibet anında feryat ve yırtınmanın yasaklanmasındaki hikmet, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın kaza ve kaderine rızâ gösterilmesini ve sabır hasletinin muhafaza edilmesini sağlamaktır. Sessizce gözyaşı dökmek fıtrî merhametin bir gereğiyken, feryat figan etmek ilâhî takdire karşı isyân ve şikâyet illetini barındırır.

Şartlar ve Sınırlar:

1. Ses ve Lafız Sınırı: Ağlarken ses feryat derecesinde yükseltilmemeli, meyyite tevhîd akîdesine aykırı nitelikler atfedilerek ağıt yakılmamalıdır.

2. Bedenî Sınır: Yüz tırmalamak, yanak tokatlamak, saç baş yolmak ve yaka yırtmak gibi bedenî isyan alâmetlerinden kat’iyyen uzak durulmalıdır.

3. Azâb Sınırı: Meyyitin kabirde dirilerin ağlamasıyla azâblanması, onun hayattayken bu isyânları vasiyet etmesi veya engellememesi (râzı olması) şartına bağlıdır. Kendi irâdesi dışında yapılan feryatlardan ötürü mümin ölü azap çekmez.

• Sonuç:

Vefat eden bir yakının ardından ses yükseltmeksizin, kadere isyân etmeksizin fıtrî bir teessürle sessizce ağlamak tamâmen helâl ve câizdir.

Ancak feryat figan ederek ağıt yakmak, yaka yırtmak ve dövünmek kesinlikle harâmdır. Ölen kişi hayattayken bu isyânları vasiyet etmediği veya rızâ göstermediği müddetçe, arkasından yapılan bu taşkınlıklar sebebiyle kabrinde hiçbir şekilde azâb görmez.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz