ŞAMANİST RİTÜELLERİN VE MEŞALE YAKMA ÂDETLERİNİN
İSLÂM FIKHI VE TEŞEBBÜH YASAĞI AÇISINDAN HÜKMÜ
Eski Türklerde ve Şamanizm’de meşale yakmanın kötü ruhları kovmak, nazar değmesini engellemek ve uğur getirmek gibi dînî-ritüelistik bir anlamı vardı. Günümüzde meşaleler bu niyetle yakılmasa da bu tür geleneklerin veya uygulamaların devam ettirilmesi (dînî/ahlâkî açıdan) uygun mudur?
Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.
• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü:
Ehl-i Sünnet ulemâsının ittifakına göre; aslı dînî-ritüelistik bir bâtıl inanca (Şamanizm, Mecûsîlik veya Câhiliye âdetlerine) dayanan, kötü ruhları kovmak, nazar engellemek veya uğur getirmek gâyesiyle ihdâs edilmiş ateş ve meşale yakma gibi uygulamaların her ne niyetle olursa olsun Müslümanlarca taklit edilmesi, sürdürülmesi ve yaşatılması harâmdır ve dînî açıdan büyük bir tehlikedir.
Şer’î hükümler dâiresinde, bir amelin Şamanizm ve diğer bâtıl dinlerin شعار (şiar/simge) niteliğindeki ayinlerinden olması, o eylemi “teşebbüh” (kâfirlere benzeme) yasağı kapsamına sokar. Günümüzde bu bâtıl niyetler taşınmasa dâhi, kâfirlerin şiarı olan ve dînî temeli bulunan bu tür geleneklerin yaşatılması, dînimizin istiklâline, tevhîd akâidine ve mü’minin şahsiyetine aykırıdır. Şerîat, bazı durumlarda zâhirî benzemeyi, bâtıl inanç ve kimliklerin Müslümanlar arasında normalleşmesine götüren bir sebep olması sebebiyle de yasaklamıştır.
• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:
Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِنَ الْأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Sonra seni dîne dair bir şerîat üzere kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.” [Câsiye: 45/18]
Allâh’u Teâlâ, mü’minlere kâfirlerin dînî, örfî ve itikâdî temellere dayanan hevâlarına (âdetlerine, bayramlarına ve ritüellerine) uymayı kat’î surette nehyetmiştir. Şamanizm’deki ateş kültü ve meşale yakma âdeti de vahy-i ilâhîye dayanmayan bir “bilmeyenlerin hevâsı”dır. Dolayısıyla Müslüman, Şamanizm kalıntısı bu ameli sürdürmeyip saf İslâm şerîatine ittibâ etmekle mükelleftir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
“Ey îmân edenler! (Rasûl’e) ‘Râ’inâ’ (bizi gözet) demeyin; ‘Unzurnâ’ (bize bak) deyin ve onu dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azâb vardır.” [Bakara: 2/104]
Bu âyet-i kerîme, zâhiren meşrû görünen bir kelimenin, Yahudilerin bâtıl niyetlerle kullandığı bir “شعار /Şiar” olması hasebiyle Müslümanlara yasaklandığını sâbit kılar. Buradan hareketle, Şamanizm’de kötü ruhları kovma ve nazar defetme gibi dînî-ritüelistik bir temeli olan meşale/ateş yakma eylemi de günümüzde o niyetle yapılmasa dâhi, aslı kâfirlerin şiârı olduğu için Müslümanlara aynen bu âyetteki nehiy gibi harâm kılınmıştır.
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:
مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ
“Kim bir kavme benzerse (onları taklit ederse), o da onlardandır.” [Ebû Dâvud (4031)]
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, kâfirlerin dînî, ahlâkî ve örfî hususiyetlerine benzemeyi mutlak olarak men etmiştir. Hadîsteki ” مَنْ تَشَبَّهَ ” lafzı, zâhirî benzeşmeyi de kapsar ve bu benzemenin bâtındaki itikâdî bozulmaya kapı aralayacağını ihtar eder. Şamanizm ritüellerini yaşatmak bu hadîsin sarîh yasağına dâhildir.
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem vedâ haccında şöyle buyurmuştur:
أَلَا كُلُّ شَيْءٍ مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ تَحْتَ قَدَمَيَّ مَوْضُوعٌ
“Bilesiniz ki, Câhiliye dönemine ait her şey (bâtıl inanç, âdet ve ritüeller) ayaklarımın altına alınmıştır (lağvedilmiştir).” [Müslim (1218)]
Câhiliye döneminden kalıp da İslâm’ın açıkça onaylamadığı her türlü âdet ve ritüel bu yasak dâiresine dâhildir.
Müminlerin emîri Ömer radîyallâhu anh, kâfirlerin ritüellerinden ve şiârlarından uzak durmayı emrederek şöyle demiştir:
“Arapça dışındaki dillerle konuşmaktan ve müşriklerin bayram günlerinde kilise ve tapınaklarına girmekten sakının; çünkü Allâh’ın gazâbı onların üzerine iner” [Mevsûatu’l-Icmâ’: 6/418; 195].
Abdullâh bin Ömer radîyallâhu anhumâ, şöyle demiştir:
“Kim yabancıların (kâfirlerin) toprağından geçer, onların Nevruz ve bayramlarına katılır ve ölene kadar onlara benzemeye çalışırsa, kıyamet günü onlarla birlikte haşrolunur.” [Mevsûatu’l-Icmâ’: 6/418; 195]
İmâm Zekeriyyâ el-Ensârî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Onlar (zimmîler/gayrimüslimler), küfür şeâirini açığa vurma mahiyeti taşıdığından ötürü bizim yurdumuzda (İslam diyarında) içkiyi, çanı, domuzu, bayramlarını ve (muharref) kitâblarını okumayı alenen ortaya koymaktan men edilirler.” [Esnâ’l-Metâlib: 4/163]
İmâm Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Hâtime (Sonuç Bahsi): Kâfirlere bayramlarında muvafakat eden (uyum sağlayan/katılan), (sahte keramet gösterisiyle) yılan tutan, ateşe giren, zimmîye ‘Ey hacı!’ diyen ve onu bayramı sebebiyle tebrik eden/kutlayan kimse tazir cezâsına çarptırılır (hâkim tarafından cezalandırılır).” [Mugni’l-Muhtâc: 5/529]
İmâm İbn Hacer el-Heytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Bid’atlerin en çirkini; Hristiyanlara bayramlarında yaptıkları şeylerde benzeyerek onlara muvafakat etmektir… Mezhep âlimlerimiz (Şâfiî fukahası), bayramlarında onlara muvafakat eden/uyan kimsenin tazir cezâsıyla cezâlandırılacağını açıkça belirtmişlerdir.” [Tuhfetu’l-Muhtâc: 2/244]
İmâm Buhûtî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Şarap içenlere şeklen benzemek haramdır ve faili tazir edilir (cezalandırılır); içilen şeyin kendisi [su veya şerbet gibi] mubah olsa bile… Çünkü bunda fesat ehline benzemek vardır.” [Keşşâfu’l-Kınâ: 3/121]
• İllet ve Hikmet:
Kâfirlere âit dînî-ritüelistik âdetlerin Müslümanlarca sürdürülmesinin harâm kılınmasındaki asıl şer’î illet bâtıl dînlerin şiârlarını yaşatmak ve zâhiren de olsa onlara benzemektir (teşebbüh).
Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Ateş yakmak ve onunla sevinç gösterisi (ritüel) yapmak, ateşe tapan Mecûsîlerin en belirgin şiarlarındandır.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 25/322].
Dolayısıyla geçmişi rûhânî/şer bir ritüele dayanan ateş yakma törenlerini kültürel dâhi olsa sürdürmek bu yasak kapsamındadır.
İslâm, tevhîd inancının saflığını ve Müslüman kimliğinin bağımsızlığını korumayı hedefler (hikmet). Şamanizm’deki ateş yakma ve nazar engelleme inancı, fıtrata ve tevhîde taban tabana zıttır. Zîrâ dînde sığınak yalnızca Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır.
• Karşıt Görüşün Reddi:
Bazı kimseler, günümüzde bu meşalelerin bâtıl dînî niyetlerle (kötü ruhları kovmak vb.) yakılmadığını, sadece kültürel bir mirâs ve eğlence olarak yaşatıldığını söyleyerek bu uygulamaları câiz görmeye çalışırlar. Ancak bu görüş fıkhen ve usûlen tamâmen bâtıldır. Bir amelin aslı kâfirlerin dînî şiarlarından ise, niyet değiştirilse dâhi o eylemin şeklen taklit edilmesi de haramdır. Nitekim İmâm Şirbînî’nin beyân ettiği üzere, dînî kökeni olan kâfir bayramlarında (Nevruz, Şaman ayinleri vb.) onlara uymak ta’zir cezâsını gerektiren bir harâmdır. [Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc: 5/529; 235]. Zâhirdeki benzeme, zamanla kalpteki heybet ve saygıyı yok eder ve nesillerin akaidini tehlikeye atar.
• Şer’î Sınırlar (Mubah Olan Durumlar):
Ateş ve meşalenin dînî veya ritüelistik bir anlam yüklenmeksizin; karanlıkta aydınlanmak, ısınmak veya meşrû bir işârette bulunmak gibi sırf maddî/beşerî ihtiyaçlar için yakılması aslen mubâhtır. Burada teşebbüh gerçekleşmez; çünkü eylemin dînî-bâtıl bir geçmişle bağdaştırılan kültürel veya ritüelistik bir yönü yoktur.
• Sonuç:
Aslı Şamanizm veya Mecûsîlik gibi bâtıl inançlara dayanan ritüelleri; kötü rûhları defetmek için meşale yakmak gibi kültürel birer mirâs veya eğlence adı altında devam ettirmek kesinlikle câiz değildir ve haramdır. Niyet ne kadar zararsız görünse de olsun, kâfirlerin dînî şiarlarına benzemek tahrîfata yol açan fâsid birer adımdır. Mü’minlerin bu tür bâtıl menşeili geleneklerden kesinlikle uzak durması, akîdesini ve İslâmî şahsiyetini muhafaza etmesi farzdır. Bizler sâlih Selef’in berrak ve mutedil yolunda; her türlü hurafe ve teşebbühten kaçınır, nazardan ve şeytânî şerlerden sâdece Allâh’ın kelâmıyla meşrû yollardan O’na sığınırız.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

