EVLİLİK NİYETİYLE BİR KİMSE HAKKINDA DANIŞILDIĞINDA
BİLİNEN OLUMSUZ BİLGİLERİ SÖYLEMENİN VEYA GİZLEMENİN HÜKMÜ
Arkadaşımız veya tanıdığımız bir kimseden evlilik amacıyla tarafımıza bilgi ve danışmanlık istendiğinde (istişâre); onun hakkındaki bildiğimiz olumsuz durumları, dinî-ahlakî kusurları söylememiz mi yoksa gizlememiz mi gerekir?
Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.
• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü:
Bir kimseden evlilik amacıyla arkadaşı veya tanıdığı hakkında bilgi istendiğinde, danışan kimseye o şahsın bildiği olumsuz yönlerini, dinî-ahlakî kusurlarını sadakatle söylemesi câiz ve hatta vâcib olan bir nasîhattir. Bu durum haram olan gıybet kapsamına girmez; aksine muhatabı aldanmaktan ve zarardan koruma amacına dönük meşrû ve vâcib bir görevdir.
Ancak bu hususta fukahâ şu mühim sınır ve edeplere dikkat çekmiştir:
İktifâ Kuralı (İhtiyaç Miktarınca Açıklama): Şayet olumsuzluk kapalı ve genel bir ifâdeyle (“Sizin için pek uygun görmüyorum” veya “Aralarındaki uyum zor olabilir”) giderilebiliyorsa, şahsın özel ayıplarını ve detaylarını dökmemek gerekir.
Detay İhtiyacı: Genel söz vazgeçirmeye yetmiyorsa veya şahısta evliliğin devamını imkânsız kılacak yahut karşı tarafa eziyet verecek nitelikte ağır bir kusur (şiddet meyli, kumar, içki, iffetsizlik, ağır borç veya ruhsal maraz vb.) varsa, sadece o kusur miktarınca ve dürüstçe açıklama yapılması vâcibtir.
Niyetin Hâlis Olması: Açıklama yapılırken kin, intikam veya tefekkür/eğlence kastı taşınmamalı; sırf Allâh rızâsı için mümin kardeşine nasihat etmek ve onu zarardan korumak hedeflenmelidir.
• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:
Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَوْ الْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ
“Ey îmân edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allâh için adaleti ayakta tutan şâhitler olun.” [Nisâ: 4/135]
Allâh’u Teâlâ, bu âyet-i kerîmede, bir meselede bilgisine başvurulduğunda akraba veya dost aleyhine dâhi olsa hakîkati gizlememeyi, adâleti ve dürüstlüğü emretmiştir. Evlilik husûsunda danışılan bir kimsenin dostluk veya arkadaşlık mülahazasıyla hakikati saklaması yahut pembe tablolar çizmesi, âyette emredilen hakkaniyet ve adâlet ilkesine aykırıdır.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ
“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.” [Mâide: 5/2]
Dîn kardeşini evlilik gibi mukaddes ve telâfisi zor bir akitte aldanmaktan, mağdur olmaktan korumak iyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşmaktır. Aksine, arkadaşındaki ciddi ayıpları saklayarak karşı tarafın aldanmasına göz yummak, zulme ve mağduriyete zemin hazırlamak kabilinden olup günaha yardımlaşma hükmündedir.
Fâtıma bint Kays radîyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre; kendisiyle evlenmek isteyen Muâviye bin Ebî Sufyân ve Ebû Cehş (Ebû Cehim) radîyallâhu anhumâ hakkında Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e danışmış, Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
أَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَلَا يَضَعُ عَصَاهُ عَنْ عَاتِقِهِ، وَأَمَّا مُعَاوِيَةُ فَصُعْلُوكٌ لَا مَالَ لَهُ، انْكِحِي أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ
“Ebû Cehm’e gelince; o, sopasını omzundan hiç indirmez (çok seyahat eder yahut kadınları çok döver). Muâviye’ye gelince; o, hiçbir malı olmayan fakir/yoksul biridir. Sen Üsâme b. Zeyd ile evlen.” [Müslim (1480); Ebû Dâvud (2284)]
Bu hadîs-i şerîf, evlilik niyetiyle danışan kimseye taliplerin şahsî, dinî ve iktisadî kusurlarını açıkça söylemenin meşrûiyetine sarîh delîldir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, ashâbdan iki şahsın olumsuz yönlerini zikretmiş ve bunu gıybet saymamıştır. Zîrâ buradaki gâye birini lekelemek değil, danışan kimseyi muhtemel bir mağduriyetten korumaktır.
Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
المُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنٌ
“Kendisine danışılan kimse, emindir (güvenilir kılınmıştır).” [Ebû Dâvûd (5128); İbn Mâce (3745)]
Bu hadîs-i şerîf, danışılan kimsede bir emânet bulunduğunu ifâde eder. Emânete riâyet ise hakîkati eğip bükmeden, hıyânet etmeden ve muhâtabın maslahatına en uygun dürüst bilgiyi vermeyi gerektirir. Olumsuzlukları bile bile gizlemek emniyet ve emânet ilkelerine hıyânettir.
Cerîr bin Abdillâh radîyallâhu anh şöyle rivâyet etmiştir:
بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى النُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ
“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e her Müslümana samimiyetle nasihat etmek (iyiliğini istemek) üzere biât ettim.” [Müslim (98); Ahmed (19199)]
Bu hadîs-i şerîf, Müslümanın diğer Müslüman üzerindeki hakkının ihlâs ve dürüstlük olduğunu gösterir. Evlilik gibi hayatî bir kararda bilgi soran kimseye doğruyu söylemek, bu samimiyet ve nasihat borcunun ifasıdır.
İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Kendisinden sakınılması / önlem alınması amacıyla evlenmek isteyen tâlib kimsenin kusurlarını doğru bir şekilde zikretmek câizdir. Aynı şekilde bir kimsenin ortaklık ve benzeri durumlardan sakınmasını sağlamak için ona nasihat etmek isteyen kişi için de bu geçerlidir. Bu durum haraHm olan gıybet kapsamında değildir.” [Ravdatu’t-Tâlibîn: 7/33]
İmâm İbn Hacer el-Haytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Evlilik talebinde bulunan bir kimse yahut kendisiyle bir araya gelmek istenen bir âlim ve benzeri hakkında kendisiyle istişâre edilen kişi; vâcib olan nasihati yerine getirmek ve sakındırmak amacıyla onun kusurlarını dürüstçe zikreder… Ancak kişi (bu kusurları) söylemenin bir fayda sağlamayacağını bilirse susar… Buradan hareketle, kusurlardan daha hafif olanından başlanarak derece derece zikredilmesinin vâcib olduğu hükmü çıkarılabilir… Kişinin fıskını veya bid’atini açıktan/alenen işlemesine gelince; böyle bir durumda artık onun (gıybet edilmeme husûsundaki) hürmeti/dokunulmazlığı kalmaz.” [Tuhfetu’l-Muhtâc: 7/210]
İmâm Zekeriyyâ el-Ensârî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Evlenmek isteyen erkek veya kadının fıskından yahut bid’atinden sakındırmak amacıyla gıybet caiz olur… Zira Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Fâtıma bint Kays’a söylediği söz (Muâviye ve Ebû Cehm hakkındaki uyarısı) ve ‘Biriniz din kardeşinden nasihat/fikir isterse ona samimiyetle nasihat etsin’ hadîsi buna delîldir… Ancak şâyet bu durum kişinin sadece ‘bunu yapma’ yahut ‘onunla hısımlık/evlilik kurman sana uygun olmaz’ demesiyle defedilebiliyorsa (amaca ulaşılıyorsa), kusurlarını sayıp dökerek bundan fazlasını zikretmek câiz olmaz.” [Esnâ’l-Metâlib: 6/287]
İmâm Hatîb eş-Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Kendisiyle evlenilmek istenen erkek veya kadın hakkında görüşüne başvurulan kişi; eziyet etmek kastıyla değil sırf samimi bir nasihatte bulunmak ve sakındırmak amacıyla onun olumsuz yönlerini dürüstçe zikreder… Kusurların zikredilmesi ancak buna ihtiyaç duyulduğu takdirde geçerlidir. Şâyet açıkça kusur belirtmeye gerek kalmaksızın mesele çözülebiliyorsa -örneğin kişinin ‘onunla akrabalık kurman sana uygun düşmez’ ve benzeri bir ifade kullanması gibi- bununla yetinmek vâcibtir; fazladan kusurlarını zikretmek ise câiz olmaz.” [Mugni’l-Muhtâc: 4/221]
• İllet ve Hikmet:
Gıybette haram olan husûs; bir insânı haksız yere lekelemek, intikam almak yahut nefsi tatmin etmek kastıyla konuşmaktır. İstişâredeki maksat ise lekelemek değil, dînî ve dünyevî zararları engellemek (daf’u’ş-şerr), Müslüman kardeşi telâfisi imkânsız bir yıkımdan korumaktır. Evlilik müessesi kurulduktan sonra feshi son derece güç ve yıpratıcı bir bağ olduğundan, kaza gerçekleşmeden önce tedbir almak şerîatın ana gayelerindendir.
Ayıp örtme emri; şahsın kendi iç dünyâsındaki günahlar ve başkasına zararı dokunmayan şahsî kusurlar hakkındadır. Başkasına doğrudan zararı dokunacak (şiddet, kumar, içki, fısk, ağır borç vb.) durumlarda ayıp örtmek, kul hakkına girmek ve mazluma zulmetmektir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Fâtıma bint Kays’a tâliblerin kusurlarını açıkça beyân ederek bu makamda susulmayacağını bizzat göstermiştir.
• Sonuç:
Arkadaşınız hakkında evlilik amacıyla size danışıldığında: Şayet genel ve kapalı bir ifâde ile örneğin: “Sizin için pek uygun görmüyorum” veya: “Aralarında uyum olamayabilir” sözleriyle vazgeçirebiliyorsanız, şahsî kusurları detaylandırmadan bu sözle yetinmeniz gerekir. Ancak genel ifâde yetmiyor veya arkadaşınızın karşı tarafa eziyet verecek / evliliği çekilmez kılacak ciddi bir kusuru varsa (şiddet meyli, içki, kumar, namazı terk, ağır borç veya ahlakî sapma), gerçeği olduğu gibi ve dürüstçe (ne eksik ne fazla) anlatmanız vâcibtir. Bu davranış gıybet değil, dînin emrettiği sahîh bir nasihattir.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

