«
  1. Anasayfa
  2. Ahlak
  3. Kişinin Kendisini İlgilendirmeyen Şeyi Terk Etmesi | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (8)

Kişinin Kendisini İlgilendirmeyen Şeyi Terk Etmesi | el-Minhâc Ahlâk Hadîsleri (8)

ahlak hadisleri 8

تَرْكُ مَا لَا يَعْنِي

Kişiyi İlgilendirmeyen Şeyi Terk Etmesi

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ.» رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ (2317)، وَغَيْرُهُ.

Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kişinin mâlâyânîyi (kendisini ilgilendirmeyen, dînine ve dünyâsına faydası olmayan şeyleri) terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.” Bu hadîsi, Tirmizî (2317) ve ondan başkaları rivâyet etmişlerdir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: Ebû Hureyre’den. | رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: Allâh ondan râzı olsun. | قَالَ: Şöyle dedi: | قَالَ رَسُولُ اللَّهِ: Rasûlullâh buyurdu ki. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | مِنْ حُسْنِ: Güzelliğindendir. | إِسْلَامِ الْمَرْءِ: Kişinin Müslümanlığının. | تَرْكُهُ: Terk etmesidir. | مَا لَا يَعْنِيهِ: Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri.

Tahriç:

Bu hadîs-i şerîfi İmâm Tirmizî Sünen’inde Zühd Kitâbı’nda 2317. hadîs olarak; İbn Mâce Sünen’inde Fiten Kitâbı’nda (3976) Ebû Hureyre radîyallâhu anh’tan tahriç etmişlerdir. Ayrıca İmâm Mâlik Muvatta’ında (1883) Alî bin el-Hüseyin bin Ali radîyallâhu anhumâ’dan mürsel olarak ve  İmâm Ahmed bin Hanbel Müsned’inde (1737) rivâyet etmişlerdir.

Hadîsin sıhhati hakkında İmâm Tirmizî: “Bu hadîs garîbtir” demişse de; İmâm Nevevî, İbnü’s-Salâh ve İbn Abdilber, hadîsin râvilerinin sikâ olduğunu beyân ederek “hasen” ve “mahfûz” olduğunu belirtmişlerdir. İmâm Ebû Dâvud ve el-Kâbısî gibi büyük muhaddîsler, dîn-i mübînin ve İslâmî âdâbın tamâmının dörde ayrıldığını ve bu dört ana hadîsten birinin de bu hadîs-i şerîf olduğunu beyân etmişlerdir.[1]

Kelimeler ve Kavramlar:

«مِنْ»: Tab’îziyye (bazısı) veya beyâniyyedir; bir kimsenin İslâm’ının kemâlini ve güzelliğini oluşturan en mühim rüknün bu olduğunu beyân eder.

«حُسْنِ»: Hüsn, bir şeyin zâhirî ve bâtınî bakımdan en kâmil, en latîf ve en temiz mertebede bulunması; dîn husûsunda ihsân derecesine ulaşmasıdır.

«إِسْلَامِ»: Kulun Allâh Teâlâ’ya kayıtsız şartsız teslim olması, emirlerini zâhiren ve bâtınen yerine getirip nehiylerinden kaçınmasıdır.

«الْمَرْءِ»: Mükellef olan her bir mümin insân, şahsiyet sâhibi kul demektir.

«تَرْكُهُ»: Terk etmesi; elini, dilini, gözünü, kulağını, zihnini ve kalbini lüzumsuz, faydasız ve abes işlerden tamâmen çekmesi demektir.

«مَا لَا يَعْنِيهِ»: Mâ-lâya’nî; kulun dînî salâhına, ahîret saâdetine yahut zarûrî dünyevî maişetine hiçbir faydası bulunmayan, fuzûlî, lüzumsuz, boş söz, amel, düşünce ve meraktan ibâret olan her şeydir.

Şerh:

Bu mübârek hadîs-i şerîf; rûhu tasfiye eden, kalbi tefekkür ve zikir makâmında tutan, kulun ömür sermâyesini zâyi olmaktan koruyan muazzam bir edep ve takvâ kânûnudur. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, tek bir cümlede İslâm’ın özünü ve ahlâkın kemâlini özetlemiştir. Kulun İslâm’ı sâdece kelime-i şehâdet getirmekten ibâret değildir; İslâm’ın güzelleşmesi ve ihsân mertebesine erişmesi, nefsânî arzuların ve lüzumsuz merakların dizginlenmesine bağlıdır.

İnsânın kalbi bir kap gibidir. Eğer kul o kabı kendisini ilgilendirmeyen, ahîretine hiçbir katkı sağlamayan, başkalarının husûsî hâllerini merak eden fuzûlî lâflarla, mâlâyânî sohbetlerle ve dedikodularla doldurursa; o kalpte Allâh sevgisine, Kur’ân tefekkürüne ve dînî ilimlere yer kalmaz. Zîrâ vakit en kıymetli sermâyedir ve geçen her nefes kulun ömründen eksilen bir cevherdir. Kendi ayıplarıyla, kendi ahîret azığıyla ilgilenmeyi bırakıp başkalarının gizli hâllerini, lüzumsuz teferruatları ve faydasız meseleleri kurcalayan kimse, kendi mülkünü viran edip başkasının tarlasıyla uğraşan gâfil gibidir.

Allâh’u Teâlâ kelâm-ı kadîminde kulun her bir amelinden ve kelâmından mes’ûl tutulacağını şöyle haber vermektedir:

﴿وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌۜ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولًا ﴿٣٦﴾﴾

“Hakkında kesin bilgi sâhibi olmadığın bir şeyin peşine düşme; çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi bundan sorumludur.” [İsrâ: 17/36]

Aynı şekilde kulun ağzından çıkan her bir kelimenin melekler tarafından kayda geçirildiği de şöyle haber verilmektedir:

﴿مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ ﴿١٨﴾﴾

“İnsân hiçbir söz söylemez ki, yanında (onu gözetleyip kayda geçiren) gözetleyici ve hazır bir melek bulunmasın.” [Kâf: 50/18]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh, bu hadîs-i şerîfin hakîkatini ve şümûlünü şu şekilde izâh etmiştir:

“Bu hadîsin mânâsı şudur: Kişinin İslâm’ının güzelliğinden biri de, kendisini ilgilendirmeyen söz ve fiilleri terk edip sâdece kendisini ilgilendiren söz ve fiillerle yetinmesidir. ‘İlgilendirmesi’ (ya’nîhi) demek; onun o şeye büyük bir itinâ göstermesi, onun kastı ve matlûbu olması demektir. İtinâ (inâyet) ise bir şeye son derece önem vermektir… Kişinin İslâm’ı güzelleştiğinde, kendisini ilgilendirmeyen haramların, şüpheli şeylerin, mekruhların ve ihtiyaç duyulmayan fuzûlî mübâhların tamâmını terk etmesini iktizâ eder.”[2]

İmâm İbnu’l-Kayyim rahimehullâh ise şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in (sakınmanın) tamâmını tek bir kelimede cem’ ederek ‘kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi İslâm’ının güzelliğindendir’ buyurmuştur. Bu ifâde; kendisini ilgilendirmeyen sözü, bakışı, dinlemeyi, tutmayı, yürümeyi, düşünmeyi ve zâhirî-bâtınî bütün hareketleri terk etmeyi şâmildir.”[3]

Aynı şekilde Allâme San‘ânî rahîmehullâh, Subulu’s-Selâm’da hadîsin kapsadığı amelleri şu ifâdesiyle ortaya koymuştur:

“Bu hadîs, Cevâmiu’l-Kelim (az sözle çok mânâ ifâde eden) nübüvvet kelâmlarındandır; sözleri ve fiilleri şâmildir. Fiilleri de kapsar; böylece dünyâ nimetlerinde aşırıya kaçmayı terk etmek, makam ve riyâset talebini bırakmak, övülme ve senâ edilme sevgisini silip atmak gibi, kişinin dînini ıslâh etmesinde ve dünyâsının kifâyetinde ihtiyaç duymadığı her şey bu hadîsin altına girer.”[4]

 Özellikle ilim talebeleri ve müminler için mâlâyânîden uzak durmak, zihni ve kalbi dedikodulardan, gerçekleşmemiş fuzûlî ihtilâflardan, lüzumsuz cidâl ve münakaşalardan muhafaza etmektir. Kendi nefsini ıslâh etmeden başkalarının hatâlarını avlamaya çıkan kimse, felâkete sürüklenir. Hakîkî mümin, dilini zikir ve hayır söz ile süsleyen, lüzumsuz bir husus gördüğünde vakarla oradan uzaklaşan kimsedir.

Sonuç:

Bu hadîs-i şerîf, îmânın zâhirî ve bâtınî meyvesidir. Kul kendisini Allâh’a yaklaştırmayan, ahîretine fayda vermeyen ve zarûrî dünyevî ihtiyacı dışında kalan her türlü lakırdıyı, merakı ve eylemi terk ettiği nispette İslâm’ın hakîkî güzelliğine ve kalbî huzura kavuşur.

Hükümler ve Hikmetler:

1. Kendisini ilgilendirmeyen mâlâyânî söz, fiil ve düşünceleri terk etmek farz olan ahlâkî bir esâstır.

2. Mâlâyânîyi terk etmek, kulun İslâm’ının olgunlaştığına ve ihsân derecesine ulaştığına delâlet eder.

3. Dilin ve diğer azaların fuzûlî işlerden korunması, kalbin Allâh nûruyla dolmasının ve nûr-ı îmânın muhafazazının şartıdır.

4. Başkalarının husûsî hâllerini, gizli kalmış işlerini kurcalamak ve lüzumsuz sorular sormak haram yahut şiddetle mekruhtur.

5. İlim talebesinin dîne faydası olmayan boş tartışmaları ve abes meseleleri terk etmesi dînî bir zarûrettir.

6. Dünyâ ve ahîret saâdeti, zaman sermâyesini sâdece Allâh’ın rızâsına muvâfık hayırlı işlerde kullanmakla elde edilir.

***

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

[1] İbn Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikam: 1/307.

[2] Mübârek Furî, Tuhfetu’l-Ahvezî: 6/500.

[3] İbnu’l-Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn: 2/23.

[4] San‘ânî, Subulu’s-Selâm: 8/200.

Bir Cevap Yaz