وَزْنُ حُسْنِ الْخُلُقِ
Güzel Ahlâkın Mizândaki Ağırlığı
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا مِنْ شَيْءٍ أَثْقَلُ فِي مِيزَانِ الْمُؤْمِنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ حُسْنِ الْخُلُقِ.» رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ (2002)، وَغَيْرُهُ.
3. Ebû’d-Derdâ radıyallâhu anh’tan rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde müminin mizânında güzel ahlâktan daha ağır basacak hiçbir şey yoktur.” Bu hadîsi, Tirmizî (2002) ve ondan başkaları rivâyet etmişlerdir.
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ: Ebû’d-Derdâ’dan. | رَضِيَ اللَّهُ: Allâh razı olsun. | عَنْهُ: Ondan. | عَنِ النَّبِيِّ: Nebî’den. | صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | قَالَ: Şöyle buyurdu: | مَا مِنْ شَيْءٍ: Hiçbir şey yoktur ki. | أَثْقَلُ: Daha ağır basan. | فِي مِيزَانِ: Terâzisinde / mizânında. | الْمُؤْمِنِ: Müminin. | يَوْمَ الْقِيَامَةِ: Kıyâmet gününde. | مِنْ حُسْنِ الْخُلُقِ: Güzel ahlaktan.
Tahriç:
Bu hadîsi İmâm Tirmizî Sünen’inde (2002), Ebû Dâvûd Sünen’inde (4799), İmâm Ahmed b. Hanbel Müsned’inde (6/442, 446, 448), İbn Hibbân Sahîh’inde (12/506) ve Buhârî el-Edebu’l-Mufred’de (464) Ebû’d-Derdâ radîyallâhu anh rivâyetiyle tahriç etmişlerdir.
Hadîsin sıhhati husûsunda İmâm Tirmizî, “Bu hadîs hasen-sahîhtir” demiştir. Hadîs hakkında İmâm İbn Hibbân “sahîh” demiştir. Hâfızı Irâkî, ise “İhyâu ‘Ulûmi’d-Dîn” tahrîcinde hadîsin senedinin sahîh olduğunu ve pek çok destekleyici şâhidinin bulunduğunu beyân etmiştir.[1]
Kelimeler ve Kavramlar:
«مَا مِنْ شَيْءٍ»: Cümledeki «مِنْ» edatı zâide olup nefiy (olumsuzluk) mânâsını umumîleştirmek ve tekid etmek içindir; takdîri «مَا شَيْءٌ» şeklindedir. Yâni müminin mîzânında güzel ahlâkın ağırlığına denk olabilecek hiçbir amel yoktur.
«الْمِيزَانُ»: Lugatta tartı ve vezin âletidir. Şer’î ıstılâhta ise: Kıyâmet gününde mükelleflerin amellerini, sahîfelerini veya bizzat amellerin tecessüm etmiş sûretlerini tartmak üzere Allâh’u Teâlâ tarafından konulan, hakîkî, iki kefesi ve bir dili bulunan adâlet terâzisidir.
«أَثْقَلُ»: Mîzânın kefesini aşağıya indiren, ağırlığı ve vezni en şiddetli olan demektir.
«حُسْنُ الْخُلُقِ»: Kulun Allâh’u Teâlâ’ya karşı teslîmiyet ve rızâsı, insânlara karşı ise güler yüzlü bir çehre, eziyet vermekten el çekmek, sabır, hilm ve iyilikte bulunmak üzere nefsine yerleşmiş olan kâmil fazîlet ve bâtınî sûrettir.
«الْفَاحِشُ الْبَذِيءُ»: Hadîsin diğer rivâyet ziyâdelerinde geçen bu kavramlardan fâhiş; çirkin ve hayâsızca sözleri söyleyip işleyen kimsedir. Bezî’ ise; dili gevşek, ağzı bozuk, edepsiz ve ayıp şeyleri pervasızca fâş eden hayâsız kimsedir.
Şerh:
Kıyâmet günü, bütün mahlûkâtın amellerinin ortaya serildiği, kalplerin gizlediklerinin açığa çıkarıldığı, korkudan gözlerin yuvalarından fırladığı dehşetli bir mevzîdir. İşte o gün Allâh Azze ve Celle, kullarına mutlak adâletini izhâr etmek için mîzânı vazedecektir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîfte, mîzânın en ağır basan, sâhibine saâdet ve necât bahşeden amellerin başında güzel ahlâkın geldiğini bildirmektedir. Hasan-ı Basrî rahîmehullâh, güzel ahlâkın hakîkatine dâir şöyle demiştir:
“Güzel ahlâkın hakîkati; iyilik yapmak, eziyet vermekten kaçınmak ve güler yüzlü olmaktır.”[2]
Mîzân, mecâzî bir temsîl değil; Selef-i Sâlihîn’in ittifâk ettiği üzere zâtı, dili ve iki kefesi olan hakîkî bir varlıktır. Âlemlerin Rabbi celle celâluhu şöyle buyurmaktadır:
﴿وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ ﴿٤٧﴾﴾
“Biz, kıyâmet günü için adâlet mîzânlarını kurarız; artık hiçbir nefse hiçbir şekilde zulmedilmez. Yapılan iş bir hardal dânesi kadar bile olsa, onu getirir (mîzâna koyarız). Hesâb görücü olarak biz yeteriz.” [Enbiyâ: 21/47]
Âhiret mîzânında nelerin tartılacağı husûsunda ehl-i sünnet âlimleri; kulların sahîfelerinin, bizzat amellerinin tecessüm ettirilerek veya amel sâhibinin tartılacağını naslarla beyân etmişlerdir.
Hangi sûretle tartılırsa tartılsın, ahlâk-ı hasenenin o kefeyi yerlere kadar ağırlaştıracağı muhakkaktır. Şâyet bir kimsenin aklına: “Tevhîd kelimesi ve ihlâs en fazîletli amel iken, nasıl olur da güzel ahlâktan daha ağırı yoktur buyrulmuştur?” suâli gelecek olursa, ulemâ bunun tevhîd ve îmânın aslî rüknünden sonraki ameller mânâsında olduğunu veya zâten güzel ahlâkın kâmil bir îmân ile Allâh’a hakkıyla kulluk yapmanın semeresi bulunduğunu beyân etmiştir. Zîrâ kulun Rabbi ile olan ahlâkı, tevhîde sımsıkı sarılması ve kazâsına boyun eğmesidir.
İmâm İbnu’l-Kayyim rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Bu durum gösterdi ki güzel ahlâk; nefsin ve kalbin mutmain olmasıdır (huzura ermesidir). İsm (günah) ise göğüsleri daraltıp sıkan, iç dünyâda tırmalayıcı bir huzursuzluk doğuran ve kalbin kendisinden şüpheye düştüğü şeydir… Tirmizî’de Ebû’d-Derdâ radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: ‘Kıyâmet gününde mü’minin mizânında güzel ahlâktan daha ağır basacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz ki Allâh’u Teâlâ; sözü ve davranışı çirkin, ağzı bozuk (fâhiş ve bezî’) kimseden nefret eder.’ Tirmizî: ‘Bu, hasen-sahîh bir hadîstir’ demiştir.”[3]
Şeyh San‘ânî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Ehl-i hadîs ve muhakkik âlimler; (mizânda) bizzat amellerin kendisinin hakîki mânâda tartılacağı ve âhirette bu amellerin tecessüm ettirileceği (cisim/suret kazandırılacağı) görüşüne varmışlardır… Hadîslerin zâhiri de âdemoğlunun amellerinin tartılacağını ve bu tartılma keyfiyetinin istisnâsız herkes için umûmî olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.”[4]
Ne acıdır ki nefisler ibâdetlerin şeklî sûretlerine sarılırken, kalbin ve muâmelâtın rûhu olan ahlâkı ihmâl edebilmektedir. Gece teheccüde kalkan, gündüz oruç tutan nice kimseler vardır ki insânlara diliyle eziyet ettiği, kibirlendiği ve fâhiş sözler sarf ettiği için amellerini tüketir ve müflis olarak kalır. Güzel ahlâk ise; kalbi riyâdan, kini hasetten, dili çirkinlikten temizleyen ulvî bir ameldir. Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«إِنَّ الْمُؤْمِنَ لَيُدْرِكُ بِحُسْنِ خُلُقِهِ دَرَجَةَ الصَّائِمِ الْقَائِمِ.»
“Şüphesiz mümin, güzel ahlâkı sâyesinde gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kılan kimsenin derecesine ulaşır.” [Ebû Dâvûd (4798)].
Kula yaraşan; kalbini şirkten ve riyâdan arındırdığı gibi ahlâkını da kin, gazap, hıyânet ve edepsizlik kirlerinden temizleyip o dehşetli günde terâzisini tezyin etmektir.
Sonuç:
Bu hadîs-i şerîf; Kıyâmet gününde mîzânın kurulacağını, amellerin tartılacağını ve kulun mîzânında îmândan sonra en ağır basan amelin sâlih ve güzel ahlâk olduğunu kat’î sûrette tesbit etmektedir. Kuru bir zâhidlik veya insanları tahkīr eden katı bir tutum İslâm menhecinden uzaktır; zîrâ Allâh celle celâluhu katında en makbûl kul, mîzânı hilm, vefâ, merhamet ve güzel ahlâk ile ağırlaşan kimsedir.
Hükümler ve Hikmetler:
1. Kıyâmet gününde hakîkî bir mîzânın kurulacağına ve amellerin veznedileceğine îmân etmek farzdır.
2. Güzel ahlâk ile ahlâklanmak vâcib olup, îmândan ve tevhîdden sonra kulun mîzânında en ağır basan haslettir.
3. Allâh Teâlâ, çirkin konuşan, hayâsız ve edepsiz kimselere buğzeder; fahiş ve bezî’ olmak haramdır.
4. Kulun fıtratında Allâh vergisi olarak bulunan güzel hasletler de ihlâsla amel edildiğinde ecir ve mükâfata vesîledir.
5. Güzel ahlâk sâhibi mümin, nâfile ibâdetleri kemâlâtla ifâ eden dâimî oruçlu ve gece kâimi kimselerin derecesine yükselir.
6. Ahlâktan yoksun, insânlara diliyle ve ameliyle zulmeden kimselerin amelleri mîzânda helâk olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
[1] Irâkî, el-Muğnî ‘an Hamli’l-Esfâr: 2/542; Tirmizî, Sünen: 4/362 (2002).
[2] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’u’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 2/544.
[3] İbnu’l-Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn: 2/292-293.
[4] San‘ânî, Sübülü’s-Selâm: 8/325.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

