أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا
Îmân Bakımından En Mükemmel Mü’min
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا، وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ خُلُقًا.»رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ (1162)، وَغَيْرُهُ
Ebû Hureyre radîyallâhu anh’tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanı, ahlâkı en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız ise kadınlarına (eşlerine) karşı ahlakı en hayırlı/güzel olanınızdır.” Bu hadîsi, Tirmizî (1162) ve ondan başkaları rivâyet etmişlerdir.
عَنْأَبِيهُرَيْرَةَ: Ebû Hureyre’den. | رَضِيَاللَّهُ: Allâh râzı olsun. | عَنْهُ: Ondan. | قَالَ: Dedi ki. | قَالَرَسُولُاللَّهِ: Rasûlullâh buyurdu ki. | صَلَّىاللَّهُعَلَيْهِوَسَلَّمَ: Sallâllâhu aleyhi ve sellem. | أَكْمَلُالْمُؤْمِنِينَ: Müminlerin en kâmil / en mükemmel olanı. | إِيمَانًا: Îmân bakımından. | أَحْسَنُهُمْخُلُقًا: Ahlâkça onların en güzel olanıdır. | وَخِيَارُكُمْ: Ve sizin en hayırlılarınız. | خِيَارُكُمْ: Sizin en hayırlı olanlarınızdır. | لِنِسَائِهِمْ: Kendi kadınlarına / eşlerine karşı. | خُلُقًا: Ahlâk bakımından.
Tahriç:
Bu hadîsi İmâm Tirmizî Sünen’inde “Süt Emzirme Kitâbı”nda 1162. hadîs olarak tahriç etmiştir. Ayrıca Ebû Dâvûd Sünen’inde (4682), İmâm Ahmed b. Hanbel Müsned’inde (2/250, 472, 527; no: 7396), İbn Hibbân Sahîh’inde (4176), Hâkim el-Mustedrek’te (1/43) ve İbn Ebî Şeybe Musannef’inde (8/516) Ebû Hureyre radîyallâhu anh rivâyetiyle tahriç etmişlerdir.
Hadîsin sıhhati husûsunda İmâm Tirmizî: “Bu hadîs hasen-sahîhtir” demiştir. İmâm el-Hâkim: “Müslim’in şartına göre sahîhtir” demiştir.[1]
Kelimeler ve Kavramlar:
«أَكْمَلُ»: Kemâl kökünden ism-i tafdîldir; noksanı bulunmayan, zâtında ve sıfatlarında tamlığa ve nihâyete eren demektir. Kemâl lafzı sıfat ve mânevî hasletlerde kullanılır.
«الْمُؤْمِنِينَ»: Allâh’u Teâlâ’ya, meleklerine, kitâblarına, rasûllerine, âhiret gününe ve kadere kalbiyle yakînen îmân edip diliyle ikrâr eden ve şerîatın ahkâmıyla âmil olan muvahhîd müminlerdir.
«إِيمَانًا»:Temyîz olarak mensûbtur. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat indinde îmân; kalbin tasdîki, dilin ikrârı ve uzuvların amelidir; tâatlerle ziyâdeleşir, mâsiyetlerle noksanlaşır.
«أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا»: Ahlâk cihetiyle en fazîletli, sîreti en pâk, insânlara karşı beşûş, kötülüğü engelleyen ve mahlûkâta ihsân eden kimsedir.
«خُلُق»: Lafzı lâmın dammesi veya sükûnuyla okunur; insânın bâtınî sûreti, nefsinde kökleşen seciyesi ve rûhî kemâlâtıdır.
«خِيَارُكُمْ»: Hâ harfinin kesresiyle okunur; hayırlılarınız, en seçkinleriniz ve fazîletlileriniz demektir. Şerrin zıddıdır.
«لِنِسَائِهِمْ»: Nikâh bağı altında bulunan zevcelerine ve meşrû himâyesindeki ehline demektir.
Şerh:
Bu hadîs-i şerîf, İslâm dîninin akîde ile ahlâk, zâhir ile bâtın, ibâdet ile muâmele arasında kurduğu muazzam nizâmın en bâriz hüccetlerinden biridir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem îmânın kemâlini, kuru bir iddiâya veya zâhirî bir takım nümâyişlere değil; bilakis nefsin tezkiyesine ve amellerde tecellî eden güzel ahlâka bağlamıştır.
Ehl-i Sünnet’in akîdesi mûcibince îmân; artan ve eksilen, amellerin güzelliği ve ihlâs ile kemâle eren dinamik bir hakîkattir. Ameller îmândan bir cüz olduğu için, amellerdeki ve muâmeledeki güzellik bizzat îmânın kemâlinin delîli ve meyvesidir. Mürcienin iddiâ ettiği gibi amelsiz ve ahlâksız bir îmân kemâli tasavvur olunamaz; zîrâ rûhun sıhhati ahlâk-ı hamîde iledir.
Hadîsin ikinci cümlesi olan “Sizin en hayırlınız, kadınlarına (eşlerine) karşı ahlâkı en hayırlı olanınızdır” beyânı ise ahlâk dâvâsının en çetin, en samîmî mihengini ortaya koymaktadır. Zîrâ bir insânın toplum içine çıktığında, âmirlerinin veya menfaat umduğu kimselerin yanında yapmacık bir nezâket göstermesi, tebessüm satması ve mültefit davranması kendisine kolay gelebilir. Ancak bir erkeğin; zâhiren velâyeti, hâkimiyeti ve kavvâmlığı altında bulunan, hiçbir kahrından ve dünyevî cezâsından çekinmediği zayıf ve emânet olan refîkasına karşı evinin mahreminde, kapalı kapılar ardında sabır, hilm, şefkat, mülâyemet ve adâlet ile muâmele etmesi, ancak kalbindeki ihlâs ve sahîh îmân sâyesinde mümkündür. İnsânın hakîkî seciyesi çarşıda pazardan ziyâde hâne içinde âşikâr olur. Zevcesine karşı dili zehirli, yüzü asık, kaba ve zâlim olan bir kimsenin, dışarıdaki zâhidliği ve nâzîkliği bir nifâk ve gösteriş perdesinden ibârettir. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
﴿وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا ﴿١٩﴾﴾
“Onlarla (kadınlarla) mârûf üzere (güzellikle) geçinin. Şâyet onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allâh onda pek çok hayır takdîr etmiş bulunur.” [Nisâ: 4/19]
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hâne halkına karşı mülâyemetin en zirve timsâli idi. Zevcelerine tebessüm eder, latîfe yapar, onların kusurlarını af ve hilm ile karşılar, eziyetlerine sabrederdi. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:
«خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي.»
“Sizin en hayırlınız, ehline karşı en hayırlı olanınızdır; ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım.” [Tirmizî (4233); İbn Mâce (1977)]
«اتَّقُوا اللَّهَ فِي النِّسَاءِ فَإِنَّكُمْ أَخَذْتُمُوهُنَّ بِأَمَانَةِ اللَّهِ وَاسْتَحْلَلْتُمْ فُرُوجَهُنَّ بِكَلِمَةِ اللَّهِ.»
“Kadınlar husûsunda Allâh’tan korkunuz! Çünkü siz onları Allâh’ın emânetiyle aldınız ve onların ferclerini Allâh’ın kelimesiyle kendinize helâl kıldınız.” [Ebû Dâvud (1905); İbn Mâce (3074)]
Bu hadîs-i şerîfler, hakîki faziletin ve takvânın sahte bir gösterişte değil, kişinin en yakın çevresi olan âilesine ve zevcesine karşı sergilediği ahlâkî olgunlukta sınandığını ortaya koyar. Dışarıda insânlara karşı takınılan nezaket ve müsamaha çoğu zaman riyâ veya menfaat şâibesi taşıyabilirken; zafiyetlerin aşikâr olduğu ev ortamında sabır, hilm, adâlet ve rıfk (yumuşak huyluluk) ile muamele etmek, kalbî îmânın ve ahlâkî kemâlâtın en samîmi miyarıdır. Kadınların “Allâh’ın emâneti” olarak tavsif edilmesi ve haklarında takvânın (Allâh korkusunun) emredilmesi, erkeğe mutlak bir tahakküm değil, emânete riâyet ahlâkı, meşakkatlere tahammül ve hakkaniyet sorumluluğu yükler; zîrâ Allâh’u Teâlâ’nın adıyla ve ahdiyle alınan bir cana zulmetmek veya kaba davranmak, Hâlık’a karşı duyulan haşyetin ve emânete vefânın zedelenmesidir. Dolayısıyla hayırlı mümin; Rasûlullâh’in rehberliğinde âilesine karşı zâlimlikten ve kabalıktan arınmış, merhamet, vefâ, güzel geçim ve iffet muhafazasını ibâdet şuuruyla ifâ eden kimsedir.
Sonuç:
Bu hadîs-i şerîf; îmânın amelden ve ahlâktan tecrid edilemeyeceğini, îmânın mertebelerinin güzel ahlâk nisbetinde tefâzul ettiğini kat’î sûrette tesbit etmektedir. Müminin dînî olgunluğu ve îmân kemâli ise en evvel en zayıf ve muhtaç olan refîkasına, yâni âile efrâdına karşı sergilediği merhamet, sabır, adâlet ve güzel muâmele ile ölçülmektedir.
Hükümler ve Hikmetler:
1. Îmân artar ve eksilir; müminler îmânın kemâlinde ve fazîletinde birbirlerinden üstün olurlar.
2. Güzel ahlâk, îmânın sıhhatinin ve kemâlâtının en zâhir meyvesi ve ayrılmaz bir parçasıdır.
3. Kişinin hakîkî hayrı ve ahlâkî seviyesi; zevcesine ve hâne efrâdına karşı takındığı tavır ve muâmele ile tâyin olunur.
4. Kadınlara şefkat göstermek, onların zaaflarına sabretmek ve haklarını güzellikle ifâ etmek vâcibtir.
5. Ehline karşı kabalık, zulüm, tahkîr ve fâhiş sözler sarf etmek îmân kemâlini zedeleyen çirkin hasletlerdendir.
6. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine ittibâ etmek, zevcelere karşı lütufkâr, beşûş (güler yüzlü) ve mülâyim davranmayı iktizâ eder.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
[1] Tirmizî, Sünen: 3/458; Hakim, Mustedrek: 1/43.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

