«
  1. Anasayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Farz Namazlardan Sonra Dua Etmenin Hükmü

Farz Namazlardan Sonra Dua Etmenin Hükmü

sr_cblr2

FARZ NAMAZLARDAN SONRA DUÂ ETMENİN HÜKMÜ

Farz namazları kıldıktan sonra selâmın ardından duâ etmenin şer’î hükmü nedir? Bu duâların sesli mi yoksa sessiz mi yapılması sünnete uygundur?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü

Farz namazların edâ edilip selâm verilmesinin ardından Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı zikretmek ve O’na tazarru ile duâ etmek müstehabdır. Namazın hemen peşinden yapılan duâlar, şer’ân duâların kabule en şayan olduğu değerli zaman dilimlerindendir. Bu sünnet yalnızca farz namazlara münhasır olmayıp, nâfile namazların ardından da duâ edilmesi müstehâb kabul edilmiştir.

Namaz sonrasındaki duâ ve zikirlerin edâ edilme şekli husûsunda şer’î hüküm şu esâslara göre tanzîm olunmuştur:

1. Gizlilik (İsrâr) Esası: Namaz kılan kişinin (ister imâm, ister cemâat, isterse tek başına kılan münferid olsun) namazın ardındaki zikirleri ve duâları kendi işiteceği bir sesle sessizce (sırran) yapması sünnettir. Aslolan olan yöntem budur.

2. Elleri Kaldırmak: Duâ esnasında elleri semâya doğru kaldırmak, nebevî sünnette menedilmeyen, aksine duâların kabulüne vesîle meşru bir edep olduğundan müstahsandır.

• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ

“Namazı bitirdiğinizde Allâh’ı ayakta, oturarak ve yan yatarken anın.” [Nisâ: 4/103]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, namaz ibâdeti nihâyete erdikten hemen sonra kullarını mutlak olarak kendisini zikretmeye dâvet etmiştir. Âyetteki “anma” (zikir) emri namazdan sonra sünnet kılınan tesbihatları, tehlilleri ve duâları bütünüyle kapsamaktadır.

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلًا

“Namazında/duânda sesini pek yükseltme, pek de kısma; ikisinin arası bir yol tut.” [İsrâ: 17/110]

Müminlerin annesi Âişe radîyallâhu anhâ’dan nakledildiğine göre bu âyet-i kerîme doğrudan “duâ” hakkında nâzil olmuştur. Âyet, namazın ardından yapılacak duâlarda bağırıp çağırmayı ve aşırı ses yükseltmeyi yasaklayarak, gizlilik ve vakar dâiresinde bir sükûneti emreder.

Ebu Ümâme radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir:

قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُّ الدُّعَاءِ أَسْمَعُ؟ قَالَ: جَوْفُ اللَّيْلِ الْأَخِيرِ وَدُبُرَ الصَّلَوَاتِ الْمَكْتُوبَاتِ

“Ey Allâh’ın Rasûlü, hangi dua daha çok işitilir (kabul edilir)? diye soruldu. Şöyle buyurdu: Gecenin son kısmında ve farz namazların arkalarında (dübüründe) yapılan dualardır.” [Tirmizî (3499)]

Hadîs-i şerîf, farz namazların hemen peşinden yapılan duâların ilâhî huzurda kabul görme ihtimâlinin ne derece yüksek olduğunu açıkça ifâde etmektedir.

Muâz bin Cebel radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurmuştur:

أُوصِيكَ يَا مُعَاذُ، لَا تَدَعَنَّ دُبُرَ كُلِّ صَلَاةٍ أَنْ تَقُولَ: اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ

“Ey Muâz! Her namazın ardından şu duâyı söylemeyi sakın terk etmemeni sana tavsiye ediyorum: Allâh’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibâdet etmek için bana yardım et.” [Ebû Dâvud (1522); Nesâî (1302)]

Bu nebevî tavsiye, farz namazların peşinden doğrudan Allâh’tan yardım (istiâne) dilemenin ve duâya devam etmenin meşruiyetine en büyük delîllerdendir.

Rivâyet edildiğine göre, Abdullâh bin Zubeyr radîyallâhu anhumâ, her namazın peşinden selâm verince yüksek sesle tehlil getirir ve: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, her namazın arkasından bu kelimelerle tehlil getirirdi” diyerek namaz sonrası zikrin sahâbe arasındaki tatbikatını naklederdi. [Şâfiî, el-Umm: 1/151]

Büyük tâbiîn imâmı Ca’fer-i Sâdık rahîmehullâh ise şöyle demiştir:

“Farz namazdan sonra yapılan dua, nâfile namazdan sonra yapılan duadan –tıpkı farzın nâfileye olan üstünlüğü gibi– daha faziletlidir.” [Tuhfetu’l-Ahvezî: 2/170]

İmâm Şâfiî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Tek başına kılanın (münferid) veya imâma uyan cemâatin, namazın ardından zikri uzatmasını ve farz namazlardan sonra icâbet ümidiyle Allâh’a çokça duâ etmesini müstehab görürüm.” [el-Umm: 1/127]

İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Şâfiî ve mezhebimizin âlimleri, farz namazlardan sonra selâmın ardından zikir yapmanın ve duâ etmenin müstehab olduğunda ittifak etmişlerdir… Sünnet olan, bu duâ ve zikirlerin sessiz (sırran) yapılmasıdır. Ancak imâm, cemâate duâyı öğretmek istiyorsa sesini yükseltir; cemaat öğrendikten sonra ise sessiz yapmaya geri döner.” [el-Mecmû’ Şerhu’l-Muhezzeb: 3/485; Ravdatu’t-Tâlibîn: 1/269]

İmâm İbn Hecer el-Haytemî rahîmehullâh, zikir ve duânın fıkhî tertibini açıklarken şöyle demiştir:

“Namaz kılan kimse selam verdikten sonra sırasıyla; üç kez istiğfar eder, ardından ‘Allahümme entes-selâm…’ duâsını okur, ardından kelime-i tevhîd ve tesbihatları yapar, en nihâyetinde ise ellerini kaldırıp mahlukattan gizleyerek ihlasla duâ eder.” [Tuhfetü’l-Muhtâc: 2/104-105]

İmâm Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İmâmın, cemâate zikir ve duâları öğretmek gibi şer’î bir kastı yoksa, duâsını gizli yapması evlâdır. Çünkü duânın gizli yapılması ihlâsa en yakın ve riyâdan en uzak olanıdır.” [Muğni’l-Muhtâc: 1/393]

İmâm Buhûtî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Farz namazların ardından Allah’ı zikretmek, dua etmek ve istiğfarda bulunmak sünnettir… Kişi her farz namazdan sonra duasında ihlaslı bir şekilde dua eder.” [Keşşâfu’l-Kınâ: 1/365]

İmâm İbn Kudâme rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Hadîslerde rivâyet edildiği üzere namazın peşinde Allâh’u Teâlâ’yı zikretmek, duâ etmek ve istiğfarda bulunmak müstehaptır.” [Eş-Şerhu’l-Kebîr: 3/574]

• İllet ve Hikmet:

Namaz, kulun Rabbi ile olan en doğrudan mükâlemesi ve münâcatıdır. Namaz ibâdetinin huşû ile tamâmlanmasının ardından, ruhun ulaştığı mânevî temizlik anında yapılacak duâların kabul edilme ihtimâli daha yüksektir (illet). Duânın gizli (sessiz) yapılmasındaki hikmet ise huşûun korunması, kalbin Allâh’a tam yönelmesi ve mescitte namaza devam eden diğer Müslümanların dikkatini dağıtmamaktır.

• Namazın Arkası (Dübür) Meselesi:

Bazı ulema (özellikle İmâm İbn Teymiyye), hadîslerde geçen “dübür” (arkası) ifâdesini selâmdan hemen önceki teşehhüd anı olarak te’vîl etmiştir. Lâkin âlimlerin çoğunluğu, “dübür” ifâdesinin hem selâm öncesini hem de selâmdan sonraki vakti kapsadığını ifâde etmişlerdir. Nitekim sünnette gelen zikirler selâmdan sonra yapıldığına göre, zikirlerin hemen ardından yapılan duâlar da selâm sonrası sünnetine tam muvafıktır.

• Sonuç

Farz namazlardan sonra zikir yapmak ve dua etmek müstehabdır. Sünnete en uygun olan edâ şekli, bu duâ ve zikirlerin sessizce (gizli) yapılmasıdır. Duâların eller kaldırılarak ve ihlâsla gizlice yapılması Müslüman için en büyük feyiz kaynağıdır.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

Bir Cevap Yaz