DUÂDAN SONRA ELLERİ YÜZE SÜRMENİN HÜKMÜ
Duâyı tamamladıktan sonra elleri yüze sürmenin hükmü nedir? Bu fiil namaz içinde ve namaz dışında nasıl değerlendirilir?
Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.
• Mes’elenin Tanımı ve Hükmü:
Duâdan sonra ellerin yüze sürülmesi husûsu, duânın yapıldığı mahal (namaz içi veya namaz dışı) bakımından tafsil edilmektedir:
Namaz İçinde Yapılan Duâ: Namaz içinde kunut duâsından sonra elleri yüze sürmek sünnet değildir ve terk edilmesi gerekir. Zîrâ namaz içerisindeki fiiller tevkîfî olup, sahîh nasla sâbit olmayan bir hareketin namaz içinde yapılması uygun değildir.
Namaz Dışında Yapılan Mutlak Duâlar: Namaz dışındaki müstakil duâlardan sonra elleri yüze sürmenin hükmü hakkında iki görüş bulunmaktadır:
1. Müstahab Olduğu Görüşü: İmâm Nevevî rahîmehullâh’ın “et-Tahkîk” isimli eserinde tercih ettiği, Hâfız İbn Hecer el-Askalânî ve İbn Hecer el-Haytemî gibi muhakkik ulemânın itimad ettiği görüşe göre; namaz dışındaki duâlardan sonra elleri yüze sürmek müstahabdır. Bu görüş, zayıf dâhi olsa farklı yollardan gelen ve birbirini takviye eden hadîs-i şerîflere dayanmaktadır.
2. Sünnet/Müstahab Olmadığı Görüşü: İmâm Nevevî’nin “el-Mecmû”da naklettiği, el-Beyhakî, Şirbînî ve İzz bin Abdisselâm rahîmehumullâh’ın benimsediği görüşe göre ise; bu konudaki hadîslerin senedleri zayıf olduğundan namaz dışında da elleri yüze sürmek sünnet kabul edilmemiştir.
• Hükmün Delîlleri ve Gerekçeleri:
Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
ادْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice duâ edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.” [el-A’râf: 7/55]
Allâh’u Teâlâ, bu âyet-i kerîmede duânın edebi olarak huşûu, tazarrûu ve hudûu emretmiştir. Duâ esnâsında ellerin göğe kaldırılması Allâh Teâlâ’dan rahmet istemenin ve niyazda bulunmanın simgesidir. Ancak duânın hitâmında ellerin yüze sürülmesi hususu âyetin umûmî emrinde yer almadığından, bu fiilin meşrûiyeti rivâyet edilen hadîslerin sıhhat derecesine göre fukahâ arasında değerlendirilmiştir.
Ömer radîyallâhu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
«كَانَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا مَدَّ يَدَيْهِ فِي الدُّعَاءِ، لَمْ يَرُدَّهُمَا، حَتَّى يَمْسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ»
“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem duâda ellerini kaldırdığı zaman, elleriyle yüzünü silmedikçe onları indirmezdi.” [Tirmizî (3386); Hâkim (1967)]
Bu hadîs-i şerîf, eller kaldırılıp duâ edildikten sonra duânın bereketiyle ellerin yüze sürülmesinin müstehâb olduğuna delâlet etmektedir.
İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«إِذَا دَعَوْتَ فَادْعُ اللهَ بِبُطُونِ كَفَّيْكَ، وَلَا تَدْعُ بِظُهُورِهِمَا، فَإِذَا فَرَغْتَ فَامْسَحْ بِهِمَا وَجْهَكَ»
“Allâh’a duâ ettiğin zaman avuçlarının içiyle duâ et, sırtlarıyla duâ etme! Duâyı bitirdiğin zaman da avuçlarını yüzüne sür.” [Ebû Dâvud (1485); İbn Mâce (1181))
Hadîste geçen “Duâyı bitirdiğin zaman avuçlarını yüzüne sür” sarîh emri, duâdan sonra elleri yüze sürmenin müstâhab olduğuna delâlet eder.
Yukarıda geçen her iki rivâyetin senedi hakkında konuşulmuştur:
Ömer radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadis, İmâm Tirmizî tarafından Sünen‘inde tahrîc edilmiştir. Senedinde Hammâd bin Îsâ el-Cühenî yer almaktadır ki o, ulemâ nezdinde zayıf kabul edilen bir ravidir. Bu sebeble İmam Tirmizî hadis hakkında “garîb” hükmünü vermiş, Ebû Hâtim ve Ebû Zur’a ise “bu hadîs münkerdir, aslının olmamasından korkarım” diyerek seneddeki zayıflığa dikkat çekmişlerdir.
Bununla birlikte, İbn Hacer el-Askalânî, bu hadîsin Ebû Dâvûd’da İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan gelen “Allâh’a duâ ettiğin zaman avuçlarının içiyle duâ et, sırtlarıyla duâ etme! Duâyı bitirdiğin zaman da avuçlarını yüzüne sür” rivâyeti ile Sâib bin Yezîd’in babasından gelen [Ebû Dâvûd: 1492] rivâyet gibi şâhitleri (şevâhid) bulunduğunu, bu çok sayıdaki zayıf tarîkin birbirini takviye ederek hadîsi “Hasen” (hasen lî-gayrihî) mertebesine yükselttiğini beyân etmiştir [İbn Hacer, Bulûğ’ul Merâm: 1568] Buna karşılık, Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye ve bâzı muhakkikler bu yolların hepsinin aşırı zayıf olduğunu, birbirini takviye edemeyeceğini ve hadisin zayıf/münker olduğunu savunmuşlardır. [Tavdîhu’l-Ahkâm: 7/557-558]
İmâm Ahmed bin Hanbel rahîmehullâh’dan şöyle dediği hikâye edilmiştir:
“Namazın içinde (kunut duâsının ardından elleri yüze sürmek) hayır (yapılmaz); ancak namazın dışında yapılmasında bir sakınca görmez gibiydi.” [İbnu’l-Munzir, el-Evsat fî’s-Sünen ve’l-İcmâ’ ve’l-İhtilâf: 5/217]
İmâm Beyhakî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Duâyı bitirirken ellerin yüze meshedilmesine gelince; kunut duâsında bunu selef-i sâlihînden hiç kimseden nakledilmiş olarak bilmiyorum. Namaz dışındaki duâ husûsunda bazılarından rivâyet edilmiş olsa da bu konuda Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den içinde zayıflık bulunan bir hadîs rivâyet edilmiştir. Bu uygulama namaz dışında bazılarının tatbikatında yer bulmuştur. Namazın içine gelince; bu ne sahih bir haberle ne sabit bir eserle ne de bir kıyâsla sabit olmamış bir fiildir. Dolayısıyla evlâ olan, bunu yapmaması ve selef-i sâlihînin (radîyallâhu anhum) namaz içinde yaptığı gibi, elleri yüze meshetmeksizin yalnızca kaldırmakla yetinmesidir.” [es-Sunenu’l-Kubrâ: 2/300-301]
İmâm Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Duâyı bitirdikten sonra ellerle yüzü meshetmeye gelince; şayet ‘eller kaldırılmaz’ dersek, meshetmenin meşru olmadığı husûsunda hiçbir ihtilaf yoktur. Eğer ‘eller kaldırılır’ dersek bu konuda iki vecih (görüş) vardır: Bunların en meşhuru müstehâb olduğudur… İkincisi ise yüzünü meshetmez; sahîh olan görüş de budur. Bunu Beyhakī, Râfiî ve diğer muhakkik âlimler tashih etmiştir (sahîh kabul etmiştir)… Netice olarak mezhep âlimlerimizin üç görüşü bulunmaktadır: Sahîh olan görüş, yüzü meshetmeksizin yalnızca elleri kaldırmanın müstehap olduğudur; ikinci görüş her ikisinin de müstehâb olmadığıdır; üçüncü görüş ise her ikisinin de müstehâb olduğudur.” [el-Mecmû Şerhu’l-Mühezzeb: 3/500-501]
İmâm İbn Hacer el-Haytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sahîh olan görüşe göre kişi (namaz içinde) yüzünü meshetmez; yani bu konuda (sâbit bir rivâyet) vârid olmadığı için terk edilmesi evlâdır. Bu husûstaki rivâyet zayıftır; üstelik kunut duâsına mahsus da değildir. Namaz dışındaki duâya gelince; el-Mecmû’da yer alan ifadeye göre mendub değildir, et-Tahkîk’te kesin olarak hükme bağlandığına göre ise mendubtur.” [Tuhfetu’l-Muhtâc: 2/67]
İmâm Hatîb eş-Şirbînî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sahîh olan görüşe göre kişi elleriyle yüzünü meshetmez; yani Beyhakî’nin de belirttiği üzere bu konuda bir rivâyet sâbit olmadığı için bunu yapması sünnet değildir… Namaz dışındaki duânın akabinde yüzü meshetmeye gelince; İbn Abdisselâm bunu nehyettikten sonra: ‘Bunu ancak cahil bir kimse yapar’ demiştir… Yüzü ellerle meshetme hakkında bazıları garib, bazıları zayıf rivâyetler gelmiştir; bununla birlikte (Nevevî) et-Tahkîk adlı eserinde bunun müstehâb olduğunu kesin bir dille belirtmiştir.” [Mugni’l-Muhtâc: 1/370]
Takıyyüddîn el-Hısnî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Sünnet olan; ellerini kaldırması ve yüzünü meshetmemesidir. Çünkü Beyhakî’nin de ifâde ettiği gibi bu (mesih husûsu) sâbit olmamıştır. Göğsü meshetmek ise ittifakla (hilafsız olarak) müstehâb değildir; bilakis bir grup âlim bunun mekruh olduğunu açıkça belirtmiştir.” [Kifâyetu’l-Ahyâr: 1/104]
• İllet ve Hikmet:
Duâda eller kaldırıldığında Allâh’u Teâlâ’nın, rahmeti ve bereketi o ellere nâil olur. Avuç içlerinde hâsıl olan bu manevî bereketi bedenin en şerefli uzvu olan yüze sürmek, Allâh’ın rahmetinden teberrük etme illetine dayanır. Allame San’ânî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Allâh Teâlâ, kendisine açılan elleri boş çevirmekten hayâ eder. [Subulu’s-Selâm: 8/309]
Duâ nihâyete erdiğinde, ilâhî dergâhtan inen mânevî rahmet ve bereket o açılan avuçlara ilk olarak sirâyet eder. Kul, ellerinde biriken bu mânevî nûru, bedenin en şerefli ve saygın uzvu olan yüzüne sürerek (tefeül yoluyla) Allâh’ın rahmetini tüm bedenine akıtmış olur” [Subulu’s-Selâm: 8/311]
Namaz içinde ellerin yüze sürülmemesinin illeti ise; namazın tevkîfî bir ibâdet olması ve namaz içi amellerin sınırlılığıdır. Ellerin namaz içindeki duadalarda yüze sürüleceğine dâir hiçbir sahîh rivâyetin olmamasıdır. Namazda meşrû olan zikir ve duâdır; senedi zayıf rivâyetler sebebiyle namaz içine ek bir bedenî fiil dâhil etmek doğru görülmemiştir.
• Değerlendirme:
Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in duâda ellerini kaldırdığına dâir pek çok sahih hadîs vardır. Lâkin ellerini yüzüne sürmesine dâir kendisinden nakledilen bir veya iki hadîs olup, onlarla da hüccet ikâme edilemez.” [Mecmûu’l-Fetâvâ: 22/519]
Bu görüşe göre, duâ esnâsında elleri kaldırmanın sünnet oluşu ile duâdan sonra elleri yüze sürmenin sünnet oluşu birbirinden ayrı meselelerdir. Birinci husus sahîh ve çok sayıdaki rivâyetle sâbitken, ikinci husustaki rivâyetlerin senedleri zayıftır. Dolayısıyla elleri kaldırmanın meşrûiyetinden hareketle, duâ sonunda yüzü meshetmenin de sünnet olduğu sonucuna varılamaz.
Ayrıca bu görüş sâhibleri, zayıf rivâyetlerin çokluğunun her zaman birbirini takviye etmeyeceğini; özellikle rivâyetlerin tamamında ciddi zayıflık bulunması hâlinde bunların hasen li-gayrihî derecesine ulaşmayabileceğini belirtmişlerdir. Bu sebeble, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in bunu devamlı veya sünnet olarak yaptığına dâir sahîh ve açık bir delîl bulunmadığı kanaatindedirler.
Buna karşılık, elleri yüze sürmeyi müstahâb veya câiz gören âlimlerin dayandığı temel nokta, her bir rivâyetin tek başına güçlü olmasından ziyâde, bu konuda farklı sahâbîlerden gelen rivâyetlerin birbirini desteklemesidir. Nitekim İbn Hacer el-Askalânî gibi bazı muhaddîsler, farklı tarîklerden gelen rivâyetlerin toplamının hadîsi hasen li-gayrihî seviyesine yükseltebileceğini kabul etmişlerdir. Bu durumda hadîsin, özellikle fedâil ve âdâb babında amel edilmeye elverişli olduğu değerlendirilmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da şudur: Mesele, “elleri yüze sürmek sünnettir veya bid’attir” şeklinde kesin bir ayrışma noktası hâline getirilmemelidir. Zîrâ muhakkik âlimler arasında hadîslerin sıhhat değerlendirmesi ve bu rivâyetlerin birbirini takviye edip etmediği konusunda ihtilâf bulunmaktadır. Bu sebeble, müstahâb gören kimsenin amelinin bütünüyle reddedilmesi veya terk eden kimsenin sünnete muhalefetle itham edilmesi doğru değildir.
Özellikle namaz dışında, mesele daha geniş değerlendirilmiştir. Müstehâb kabul edenler bunu, rivâyetlerin toplamına dayanarak duâ âdâbından ve teberrükten saymışlardır. Müstehâb görmeyenler ise sahîh bir sünnetin sâbit olmadığını esas alarak terk edilmesini evlâ kabul etmişlerdir. Dolayısıyla namaz dışında elleri yüze sürmek konusunda ruhsat bulunduğunu söylemek, bunu kesin ve bağlayıcı bir sünnet olarak görmekten daha ihtiyatlıdır.
Namaz içinde ise hüküm daha farklıdır. Çünkü namaz, tevkîfî bir ibâdet olduğundan, namazın dışında câiz veya müstahâb kabul edilen bir fiilin namazın içinde ayrıca meşrû olduğuna dâir delîl bulunması gerekir. Kunut duâsından sonra ellerin yüze sürülmesine dâir sahîh ve açık bir sünnet bulunmadığından, namaz içinde bunu terk etmek gereklidir.
Bu meselede ihtilâf, esâsen rivâyetlerin sıhhat ve birbirini takviye etme derecesi etrafındadır. Ellerini yüze sürmeyen kimse, sahîh bir sünneti terk etmiş olmakla itham edilemeyeceği gibi; namaz dışında bunu yapan kimse de muteber bir âlimin görüşüne dayanarak amel ettiği için kınanmamalıdır. En uygun olan, meseleyi ihtilâflı bir âdâb meselesi olarak görmek ve Müslümanların birbirlerini bu hususta itham etmekten kaçınmalarıdır.
• Sonuç:
Namaz içinde (kunut duâsından sonra): Kunut duasından sonra elleri yüze sürmek sünnet değildir; bu sebeple terk edilmesi gerekir.
Namaz dışında (müstakil duâlardan sonra): Müstakil duâlardan sonra elleri yüze sürmek, bu husustaki rivâyetlerin birbirini takviye etmesi ve teberrük kastıyla câizdir. Bazı âlimler bunu müstahâb kabul ederken, bazıları ise terk edilmesi gerektiğini söylemiştir.
Bu hususta kişi, muteber gördüğü görüşle amel edebilir. Bazen yapmak, bazen de terk etmek şeklinde de amel edilebilir. Elleri yüze sürmeyen kimse kınanmayacağı gibi, bunu yapan kimseye de mâni olunmaz. Zîrâ mesele, âlimler arasında ihtilâf bulunan fer‘î bir âdâb meselesidir.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.
Kaan Sâlih.

